
- 1. 1. Hoşgörünün ve Selçuklu’nun Kalbi
- 1.1. 1. Evrensel Çağrının Merkezi: Mevlana Müzesi (Kubbe-i Hadra)
- 1.2. 2. Şehrin Zirvesindeki Tarih: Alaeddin Tepesi ve Alaeddin Camii
- 2. 2. Taşın, Çininin ve Barok Sanatının Zarafeti
- 2.1. 3. Gökyüzünü Yere İndiren Kubbe: Karatay Medresesi (Çini Eserler Müzesi)
- 2.2. 4. Yıldırımın Kopardığı Şaheser: İnce Minareli Medrese (Taş ve Ahşap Eserler Müzesi)
- 2.3. 5. Bozkırda Avrupa Rüzgarı: Aziziye Camii
- 2.4. 6. İnsanlığın Çatılardan Girdiği Şehir: Çatalhöyük Neolitik Kenti
- 2.5. 7. Volkanik Vadideki Hoşgörü: Sille Tarihi Köyü ve Aya Eleni Kilisesi
- 2.6. 8. Çivisiz Ahşabın Sedir Kokulu Zirvesi: Eşrefoğlu Camii (Beyşehir)
- 2.7. 9. Kapadokya’nın Bozkırdaki İkizi: Kilistra Antik Kenti
- 2.8. 10. İpek Yolu’nun Asırlık Durağı: Zazadın Hanı
- 3. 3. YeGez Konya Ziyaretçi Rehberi: İklim Stratejisi ve Bozkır Lezzetleri
- 3.1. Ne Zaman Gidilir? (İklim ve Festival Stratejisi)
- 3.2. Gastronomi: Ateşin ve Hamurun Selçuklu Hali
- 4. 4. Kapanış: Bozkırın Kalbinde Atan Selçuklu’ya Veda
Bu yazımız içerisinde Konya Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Anadolu coğrafyasında pek çok şehir tarihe tanıklık etmiştir ama Konya, o tarihi bizzat yazanların başkentidir. 1071 Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’nun kapılarını aralayan Türkler, kısa süre sonra bu dümdüz, uçsuz bucaksız ovayı kendilerine yurt edinmiş ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentini buraya kurmuşlardır.
Konya, sadece kılıçla ve fetihle değil; kalemle, fırçayla, çiniyle ve felsefeyle yükselmiş bir şehirdir. Moğol istilasının Anadolu’yu kasıp kavurduğu o en karanlık yıllarda bile Mevlana Celaleddin Rumi, Şems-i Tebrizi ve Sadreddin Konevi gibi büyük düşünürler bu şehirde toplanmış, insanlığa umut ve hoşgörü tohumları ekmişlerdir.
YeGez olarak hazırladığımız bu rehberde, sizi sadece türbelerin etrafında dönmeye değil; 9000 yıl önce insanların çatılardan girerek yaşadığı kerpiç evlere, gökyüzünün çinilerle kubbelere işlendiği asırlık medreselere ve pencereleri kapılarından büyük olan o Avrupa esintili camilere davet ediyoruz. Hazırsanız, bozkırın o asil ve ağırbaşlı başkentine, Selçuklu’nun kalbine doğru yola çıkıyoruz!
1. Hoşgörünün ve Selçuklu’nun Kalbi

Hoşgörünün ve Selçuklu’nun Kalbi
Konya’yı anlamak, şehri bir ağ gibi saran o manevi havayı ve o havayı var eden efsanevi isimleri ziyaret etmekle başlar.
1. Evrensel Çağrının Merkezi: Mevlana Müzesi (Kubbe-i Hadra)
Dünyanın neresinden gelirseniz gelin, Konya ufuk çizgisinde gözünüzün ilk arayacağı şey o muazzam yeşil çinilerle kaplı, dilimli kubbe olacaktır: Kubbe-i Hadra (Yeşil Kubbe). 13. yüzyılda yaşamış, evrensel barış ve aşk felsefesiyle tüm dünyayı etkilemiş olan Mevlana Celaleddin Rumi’nin ebedi istirahatgahı olan bu müze, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen müzelerinden biridir.
Hikayesi ve Dervişlerin Hücreleri: Eskiden Selçuklu Sarayı’nın gül bahçesi olan bu alan, Sultan Alaeddin Keykubad tarafından Mevlana’nın babasına hediye edilmiştir. “Ölüm günüm, Yaradan’a kavuştuğum düğün günümdür (Şeb-i Arus)” diyen Mevlana’nın sandukasına yaklaştığınızda, o muazzam ahşap işçiliğini ve altın varaklı hat sanatlarını görürsünüz. Avludaki Şadırvan, dervişlerin çile çektiği (inzivaya çekildiği) Matbah (Mutfak) bölümü ve semahane, Mevlevi kültürünün o asil ve disiplinli yaşamını hücrelerinize kadar hissettirir. İçeride yankılanan o hüzünlü ve derin ney sesi sizi adeta başka bir boyuta taşır.
Konum: Karatay ilçesi, Aziziye Mahallesi, Mevlana Meydanı (Şehrin tam kalbindedir).
Ulaşım: Konya’nın neresinde olursanız olun, tramvaya binip “Mevlana” durağında inerek tam kapısına ulaşabilirsiniz. Yürüyerek veya tüm otobüs hatlarıyla ulaşım kusursuzdur.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlı resmi bir müzedir, ancak manevi öneminden ve “Gel” çağrısına hürmeten giriş tamamen ücretsizdir.
2. Şehrin Zirvesindeki Tarih: Alaeddin Tepesi ve Alaeddin Camii
Dümdüz Konya ovasının tam ortasında aniden yükselen, ağaçlarla kaplı o devasa tepeyi gördüğünüzde bunun doğal bir dağ olduğunu sanabilirsiniz; yanılırsınız! Alaeddin Tepesi, Friglerden Selçuklulara kadar binlerce yıl boyunca üst üste kurulan yıkıntıların oluşturduğu devasa bir yapay “höyük”tür.
Hikayesi ve Sultanların Uykusu: Tepenin en zirvesinde yer alan ve inşası 1220 yılında Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından tamamlanan Alaeddin Camii, Konya’nın en büyük ve en eski Selçuklu camisidir. İçeri girdiğinizde tavanı tutan sütunların her birinin farklı olduğunu fark edersiniz; çünkü bu sütunlar, antik Roma ve Bizans tapınaklarından sökülüp buraya getirilmiş “devşirme” taşlardır. Ancak burayı YeGez okurları için tüyler ürpertici kılan asıl detay, caminin avlusundaki türbedir: Anadolu Selçuklu Devleti’ni yöneten tam 8 kudretli Sultan’ın mezarı yan yana bu türbede yer alır. Bir imparatorluğun hanedanına bu kadar yakından bakabileceğiniz nadir yerlerdendir.
Konum: Karatay ilçesi, Alaeddin Bulvarı (Mevlana Meydanı’nın tam karşısında, caddenin diğer ucundadır).
Ulaşım: Mevlana Müzesi’nden çıkıp Mevlana Caddesi boyunca 15 dakikalık o tarihi ve dümdüz yürüyüşle tepeye ulaşabilirsiniz. Tramvayın “Alaeddin” durağı tepenin etrafını dolanır.
Giriş Ücreti: Alaeddin Tepesi’nde dolaşmak, parkta çay içmek ve Alaeddin Camii’ni/Sultan Türbelerini ziyaret etmek tamamen ücretsizdir.
2. Taşın, Çininin ve Barok Sanatının Zarafeti

Taşın, Çininin ve Barok Sanatının Zarafeti
Mevlana’nın ve Sultanların maneviyatından çıkıp, şimdi Selçuklu mimarlarının taşı bir dantel gibi işlediği, kubbelere yıldızları indirdiği o efsanevi medreselere (üniversitelere) doğru kısa bir yürüyüşe çıkıyoruz.
3. Gökyüzünü Yere İndiren Kubbe: Karatay Medresesi (Çini Eserler Müzesi)
Alaeddin Tepesi’nin hemen eteklerinde yer alan Karatay Medresesi, 1251 yılında Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay tarafından yaptırılmıştır. Dışarıdan bakıldığında o muazzam taç kapısı (giriş kapısı) sizi karşılar, ancak asıl sihir içeri adım attığınızda başlar.
Hikayesi ve Çini Zirvesi: Kapalı avlulu medreseler grubunun en kusursuz örneği olan bu binanın ana kubbesi, dünya çini sanatının şahikasıdır. Kubbenin içi, turkuaz, lacivert ve siyah çinilerle öyle bir döşenmiştir ki, başınızı yukarı kaldırdığınızda o dönemin astronomi bilimini, gökyüzünü ve yıldızları adeta yeryüzüne inmiş gibi görürsünüz. Kubbenin ortasındaki aydınlık fenerinden içeri süzülen ışık, ortadaki havuza vurarak öğrencilere huzur dolu bir çalışma ortamı sunardı. Günümüzde Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait benzersiz çini tabakların ve eserlerin sergilendiği muazzam bir müzedir.
Konum: Karatay ilçesi, Ferhuniye Mahallesi (Alaeddin Tepesi’nin kuzey eteklerindedir).
Ulaşım: Alaeddin Camii’ni gezdikten sonra tepeden aşağı yürüyerek sadece 3-4 dakikada ulaşabilirsiniz.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlı resmi bir müzedir ve biletlidir. Müzekart geçerlidir.
4. Yıldırımın Kopardığı Şaheser: İnce Minareli Medrese (Taş ve Ahşap Eserler Müzesi)
Karatay Medresesi’nin hemen çaprazında, Alaeddin Tepesi’nin batı yamacında yer alan İnce Minareli Medrese, 1264 yılında Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından hadis ilmi okutulmak üzere yaptırılmıştır.
Hikayesi ve Taç Kapı’nın İhtişamı: Medresenin “İnce” olarak adlandırılan ve firuze çinilerle süslü olan o meşhur, gökyüzüne uzanan çift şerefeli minaresi, maalesef 1901 yılında düşen bir yıldırımla ortadan ikiye kırılarak bugünkü o “kesik” görünümüne bürünmüştür. Ancak bu binayı dünya çapında efsane yapan şey minaresi değil, o akıl almaz Taç Kapısı’dır (Ana Giriş). Taşı adeta bir hamur gibi, bir dantel gibi işleyerek üzerine devasa hat sanatıyla Yasin ve Fetih surelerini kazıyan Selçuklu taş ustalarının dehası karşısında ağzınız açık kalır. Günümüzde Selçuklu’nun sembolü olan “Çift Başlı Kartal” rölyeflerinin ve paha biçilemez ahşap oymaların sergilendiği bir müzedir.
Konum: Selçuklu ilçesi, Alaeddin Tepesi’nin batı tarafı.
Ulaşım: Karatay Medresesi’nden veya Alaeddin Tepesi’nden yürüyerek sadece 5 dakikalık mesafededir.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlı resmi bir müzedir, Müzekart geçerlidir.
5. Bozkırda Avrupa Rüzgarı: Aziziye Camii
Selçuklu’nun o ağırbaşlı, düz ve sade taş mimarisinden çıkıp, Konya’nın o tarihi çarşılarının (Bedesten) tam kalbine daldığınızda, sizi adeta Paris’ten veya Viyana’dan kopup gelmiş gibi duran, inanılmaz derecede süslü bir yapı karşılar: Aziziye Camii.
Hikayesi ve Şaşırtan Mimarisi: 1676’da yapılan orijinal cami yanınca, 1874’te Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan’ın yardımlarıyla yeniden inşa edilmiştir. Osmanlı’nın son dönemindeki o meşhur “Türk Barok ve Rokoko” tarzının (Avrupa etkisinin) Anadolu’daki en şaşırtıcı ve en nadide örneğidir. Camiye baktığınızda şok olacağınız iki detay vardır: Birincisi, minarelerinin şerefeleri (balkonları) klasik camilerdeki gibi düz değil, adeta bir evin kapalı cumbaları gibi çatı ve sütunlarla kaplıdır! İkincisi ise caminin pencereleri, devasa kapılarından çok daha büyüktür ve güneş ışığı içeri sel gibi akar. Kubbesiz, düz çatılı ve son derece estetik bu yapıyı görmeden Konya’dan dönmek büyük eksikliktir.
Konum: Karatay ilçesi, Aziziye Mahallesi (Mevlana Müzesi’ne çok yakın, tarihi Bedesten Çarşısı’nın içindedir).
Ulaşım: Mevlana Müzesi’nden çarşı içine doğru 5-10 dakikalık keyifli bir yürüyüşle ulaşılır.
Giriş Ücreti: İbadete açık aktif bir cami olduğu için ziyaret tamamen ücretsizdir.
6. İnsanlığın Çatılardan Girdiği Şehir: Çatalhöyük Neolitik Kenti
Tarihi milattan önce 7400’lü yıllara (tam 9000 yıl önceye) kadar uzanan, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Çatalhöyük, dünya üzerinde tarımın, sanatın ve ilk yerleşik şehir hayatının başladığı sıfır noktalarından biridir.
Hikayesi ve Çatıdan Girilen Evler: Çatalhöyük’ü dünyadaki diğer antik kentlerden ayıran akıl almaz bir mimarisi vardır: Şehirde hiç sokak veya kapı yoktur! Evler tamamen bitişik (kerpiçten) inşa edilmiş ve insanlar evlerine çatılardaki deliklerden tahta merdivenlerle inip çıkmışlardır. Vahşi hayvanlardan ve düşmanlardan korunmak için geliştirilen bu sistem, inanılmaz bir eşitlikçi toplum yaratmıştır (Şehirde hiçbir saray veya zengin evi bulunmamıştır). İçeri girdiğinizde, evlerin duvarlarındaki dünyanın ilk şehir haritasını, av sahnelerini ve o meşhur boğa başı tapınaklarını anlatan replikaları gördüğünüzde insan aklının evrimine hayret edeceksiniz.
Konum: Çumra ilçesi, Küçükköy Mahallesi sınırlarında. (Konya merkeze yaklaşık 45 km güneydoğudadır).
Ulaşım: Toplu taşımayla ulaşım çok zordur (Çumra otobüsleriyle gidip taksi tutmak gerekir). En sağlıklısı özel araçla veya araç kiralayarak Karaman yolu üzerinden gitmektir.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır ve dünya mirası olmasına rağmen ziyaret tamamen ücretsizdir. (Üstü devasa bir çatıyla kapatılmış kazı alanında yürüyüş parkurları vardır).
7. Volkanik Vadideki Hoşgörü: Sille Tarihi Köyü ve Aya Eleni Kilisesi
Konya’nın o dümdüz ovasından çıkıp, sadece birkaç kilometre ötedeki volkanik ve sarp bir vadiye girdiğinizde karşınıza 5000 yıllık bir yerleşim olan Sille çıkar. Burası, Cumhuriyet dönemindeki nüfus mübadelesine kadar Türklerin ve Karamanlı Rumların asırlarca aynı sokağı, aynı suyu paylaştığı, barışın ve hoşgörünün vücut bulduğu o efsanevi taş köydür.
Hikayesi ve Aya Eleni Kilisesi: Vadinin ortasından akan derenin etrafına dizilmiş o muazzam taş ve ahşap konakların arasında yürürken, M.S. 327 yılında Bizans İmparatoru Konstantin’in annesi Helena tarafından (Kudüs’e hacca giderken) yaptırılan Aya Eleni Kilisesi sizi karşılar. Anadolu’nun en eski ve en iyi korunmuş kiliselerinden biridir. Kilisenin hemen karşısındaki yamaçlara oyulmuş mağaralar ise, erken dönem Hristiyan keşişlerin dünyadan koptuğu çilehanelerdir. Sille sokaklarında yürümek, çömlek atölyelerine girmek ve o tarihi kahvehanelerde közde kahve içmek paha biçilemez bir YeGez ritüelidir.
Konum: Selçuklu ilçesi, Sille Mahallesi. (Konya şehir merkezine sadece 8 km uzaklıktadır).
Ulaşım: Şehir merkezinden (Alaeddin Tepesi civarından) kalkan 64 numaralı Sille belediye otobüsleriyle 15-20 dakikada çok rahat ulaşılır.
Giriş Ücreti: Köy sokaklarında dolaşmak ücretsizdir. Aya Eleni Kilisesi Selçuklu Belediyesi’ne bağlı bir müzedir ve oldukça cüzi bir giriş ücreti vardır (Müzekart geçmez).
8. Çivisiz Ahşabın Sedir Kokulu Zirvesi: Eşrefoğlu Camii (Beyşehir)
Mimaride ahşabın ne kadar görkemli olabileceğini görmek için rotamızı Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün kenarına çeviriyoruz. 1299 yılında Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından yaptırılan ve kısa süre önce UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren Eşrefoğlu Camii, Anadolu’daki ahşap direkli camilerin en büyüğü ve en asilidir.
Hikayesi ve Kar Kuyusu Mühendisliği: İçeri adım attığınız an sizi 42 adet devasa, tek parça sedir ağacından yapılmış sütun karşılar. Çivi kullanılmadan geçme tekniğiyle yapılan bu ahşap ormanının ortasında ise, dünya mimarlık tarihini şaşkına çeviren bir “Kar Kuyusu” vardır! Mimarlar, ahşap sütunlar kuruyup çatlamasın diye caminin tam ortasına derin bir çukur (kuyu) açmış, kışın burayı çatından yağan karla doldurarak yaz aylarında ahşabın ihtiyacı olan o nemi sağlamışlardır. Asırlar süren bu deha, günümüzde caminin ortasında hala bir efsane olarak durur.
Konum: Beyşehir ilçesi, İçerişehir Mahallesi (Konya merkeze yaklaşık 90 km uzaklıktadır).
Ulaşım: Konya Otogarı’ndan her saat başı kalkan Beyşehir otobüsleriyle yaklaşık 1 saat 15 dakikada ulaşılır. Özel araçla gitmek çok rahattır.
Giriş Ücreti: İbadete açık aktif ve efsanevi bir cami olduğu için ziyaret ücretsizdir.
9. Kapadokya’nın Bozkırdaki İkizi: Kilistra Antik Kenti
Peri bacaları, kayalara oyulmuş kiliseler ve yeraltı sığınakları görmek için Nevşehir’e kadar gitmenize gerek yok! Konya’nın yanı başındaki Kilistra Antik Kenti, Kapadokya’nın adeta gizli kalmış bir ikizidir.
Hikayesi ve Aziz Pavlus: Helenistik ve Roma dönemlerinde kurulan bu kent, tıpkı Kapadokya gibi yumuşak volkanik tüf kayalarından oluşur. Erken Hristiyanlık döneminde, Roma zulmünden kaçanlar bu kayaları oyarak içlerine devasa Haç planlı şapeller, evler, şırahaneler ve gizli geçitler yapmışlardır. Hatta ünlü Aziz Pavlus’un (St. Paul) Anadolu yolculukları sırasında Kilistra’ya uğradığı ve burada saklandığı bilinir. Sümbül Kilisesi ve Sandıkkaya gibi devasa kaya anıtlarının arasında yürürken, tarihin bu kadar iyi saklanmış olmasına inanamayacaksınız.
Konum: Meram ilçesi, Gökyurt Köyü sınırlarında. (Konya merkeze yaklaşık 45 km güneybatıdadır).
Ulaşım: Toplu taşıma yoktur. Özel araçla Hatunsaray yolu üzerinden gidilir. Yolun son kısımları köy yolu olduğu için dikkatli gidilmelidir.
Giriş Ücreti: Dağlık bir alan ve açık hava ören yeri olduğu için gezmek tamamen ücretsizdir.
10. İpek Yolu’nun Asırlık Durağı: Zazadın Hanı
Konya’yı terk etmeden önce İpek Yolu tüccarlarının ayak izlerine basmak için, Anadolu Selçuklu Devleti’nin o kervanları koruyan devasa taş kalelerinden birine giriyoruz. 1236 yılında, dönemin meşhur (ve dizilere de konu olan acımasız) Veziri Sadettin Köpek tarafından yaptırılan Zazadın Hanı, Konya’nın en büyük kervansaraylarından biridir.
Hikayesi: 104 metre uzunluğundaki bu devasa yapı, yazlık (açık avlu) ve kışlık (kapalı tonozlu alan) olmak üzere iki bölümden oluşur. Dış duvarlarında, daha eski dönemlere ait antik Roma ve Bizans sütun başlıklarının, mezar stellerinin “devşirme taş” olarak duvarlara nasıl asimetrik bir güzellikle gömüldüğünü görebilirsiniz. Asırlarca kervanların gecelediği bu devasa avluda şu an sessizlik ve tarihin o serin nefesi hakimdir.
Konum: Selçuklu ilçesi, Tömek Köyü sınırlarında (Konya-Aksaray karayolu 22. kilometrededir).
Ulaşım: Özel aracınızla Aksaray yoluna çıkıp tabelaları takip ederek 20 dakikada çok rahat ulaşabilirsiniz.
Giriş Ücreti: Restore edildikten sonra özel işletmeye devredildiği için içeri girip gezmek ve çay içmek için çok küçük bir sembolik ücret/harcama talep edilebilir.
3. YeGez Konya Ziyaretçi Rehberi: İklim Stratejisi ve Bozkır Lezzetleri

YeGez Konya Ziyaretçi Rehberi
Konya, sadece mimarisiyle değil, o uçsuz bucaksız bozkırın getirdiği sert kurallarla ve efsanevi fırın kültürüyle de sizi test eder. Bir “YeGez Seyyahı” olarak bu devasa şehri fethederken bilmeniz gereken altın kurallar şunlardır:
Ne Zaman Gidilir? (İklim ve Festival Stratejisi)
Karasal İklimin Acımasızlığı: Konya, karasal iklimin en sert yaşandığı coğrafyadır. Yaz aylarında (Temmuz-Ağustos) gündüzleri güneş tepenizde kelimenin tam anlamıyla “kavurur” (Alaeddin Tepesi’ne çıkmak bir eziyete dönüşür), ancak gece olduğunda bozkır aniden soğur. Kış aylarında ise o düz ovada esen ayaz insanın kemiklerini dondurur.
YeGez Altın Ayları: Bu devasa açık hava müzesini terlemeden ve üşümeden, keyifle yürüyerek gezmek için en kusursuz zaman Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim aylarıdır. Bahar aylarında o uçsuz bucaksız ova yemyeşil olur.
Şeb-i Arus Uyarısı: Eğer Mevlana’nın ölüm yıldönümü anma törenlerine (Şeb-i Arus) katılmak isterseniz, her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında gitmelisiniz. Ancak dikkat! Bu tarihlerde Konya kelimenin tam anlamıyla iğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalıktır, oteller aylar öncesinden dolar ve hava dondurucu derecede soğuktur. Planınızı buna göre yapın.
Gastronomi: Ateşin ve Hamurun Selçuklu Hali
1 Metrelik Şölen: Etliekmek: Lahmacunla uzaktan yakından alakası olmayan, boyu 1 metreyi bulan, hamuru incecik açılmış ve üzerinde satırla kıyılmış et/sebze karışımı olan Etliekmek, Konya’nın milli gururudur. Yanında mutlaka köpüklü ayran ve közlenmiş biberle yenir. (Havzan Etliekmek veya Ferah Etliekmek klasik adreslerdir).
Sabır İşi: Fırın Kebabı: Sadece kuzu veya koyun eti kullanılarak (asla dana eti girmez), kendi yağıyla ve suyuyla, taş fırınlarda tam 6-7 saat boyunca kemiklerinden ayrılana kadar ağır ağır pişirilir. Pide üzerinde servis edilen bu lokum gibi eti yemek için en doğru zaman öğle saatleridir (Akşama kalmaz biter!).
Bozkırın Asiditesi: Bamya Çorbası: Çorba deyip geçmeyin, Konya’da düğünlerin ve özel davetlerin ana yemeğidir. İpe dizilerek kurutulmuş minik çiçek bamyalar, kuzu eti ve bol limon suyuyla (ekşili) pişirilir. Genellikle etli yemeklerin üzerine veya arasına mideyi rahatlatmak için içilir.
4. Kapanış: Bozkırın Kalbinde Atan Selçuklu’ya Veda
Konya; Türkiye haritasına bakıldığında ortada duran devasa bir düzlük gibi görünse de, o düzlüğün altına ve üstüne binlerce yıllık insanlık onurunun, ilmin ve taş işçiliğinin kazındığı asil bir başkenttir.
Çatalhöyük’te çatılardan inen ilk insanların yaşam mücadelesini hisseder, Sille sokaklarında kilise çanlarıyla ezan sesinin asırlarca nasıl omuz omuza yankılandığına şahit olursunuz. Karatay Medresesi’nde başınızı kaldırıp çinili kubbede yıldızları ararken, Eşrefoğlu Camii’nde sedir ağaçlarının o asırlık kokusunu içinize çekersiniz. Ve elbette Mevlana’nın o yeşil kubbesinin altında, tüm bu tarihi ve medeniyeti birleştiren tek bir kelimenin, “Hoşgörü”nün ne demek olduğunu iliklerinize kadar anlarsınız.
YeGez olarak hiçbir tarihi köşeyi, efsaneyi ve pratik gezi detayını atlamadan hazırladığımız bu 10 duraklık devasa rehberin, Selçuklu’nun bu görkemli başkentinde size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Çinilerin mavisi ve bozkırın rüzgarı hep aklınızda, yollarınız hep açık olsun!





