
- 1. 1. Bölüm: Murat Nehri’nin Gözcüleri ve Kayalara Oyulmuş Şehirler (Solhan & Merkez)
- 1.1. 1. Uçurumdaki 5 Katlı Gizem: Zağ Mağaraları
- 1.2. 2. Urartu’nun Garnizonu: Sebeterias Kalesi
- 1.3. 3. Taşa Kazınmış Otoban: Tarihi Urartu Yolu
- 2. 2. Bölüm: Sarp Uçurumların ve Akkoyunluların Mührü (Kiğı)
- 2.1. 4. Kartalların Şatosu: Kiğı Kalesi
- 2.2. 5. Tek Kubbeli Zarafet: Tarihi Kiğı (Pilvenk) Camii
- 2.3. 6. Kayıp Şehitlerin Mezarları: Selçuklu Kümbetleri ve Taş Mezar Taşları
- 3. 3. Bölüm: Efsaneler, Kiliseler ve Doğanın Tarihi Mimarisi (Genç & Sancak)
- 3.1. 7. Ormanın İçindeki Yalnız Şato: Kral Kızı Kalesi (Dara Hini)
- 3.2. 8. Çamların Ardındaki Hüzünlü Çan Kulesi: Venk Kilisesi
- 3.3. 9. Doğunun Saklı Kapadokya’sı: Buban Bacaları
- 3.4. 10. Kervanların Asırlık Düğümü: Tarihi Genç Köprüsü
- 3.5. 11. Uçurumdan Fışkıran Su: Çır Şelalesi ve Uzunçarşı Kayalıkları
- 3.6. 12. Suyun Üzerindeki Mitoloji: Yüzen Adalar (Turnalar Gölü)
- 4. 4. YeGez Bingöl Ziyaretçi Rehberi: Kar Esareti ve Zaza Sofrası
- 4.1. İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
- 4.2. Gastronomi: Tereyağının ve Hamurun Hükümranlığı
- 5. 5. Kapanış: Sarp Kayaların ve Murat Nehri’nin Destanına Veda
Bu yazımız içerisinde Bingöl Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Bingöl, Türkiye haritasında doğunun en dağlık, en zorlu ve en geçit vermez noktalarından biridir. Etrafı devasa fay hatları, sarp uçurumlar ve yılın büyük bir bölümü kardan geçilmeyen zirvelerle çevrilidir. Antik çağlarda bu hırçın doğaya ancak Urartular gibi taşı peynir gibi oyan savaşçı bir krallık hükmedebilirdi.
Burası sadece yaylalardan ibaret değildir; dağların arasına girdiğinizde Murat Nehri’ne bakan uçurumlara oyulmuş 5 katlı yeraltı apartmanlarıyla, sarp kayalıkların üzerine kondurulmuş yıkılmaz şatolarla ve asırlık kiliselerle karşılaşırsınız. YeGez olarak hazırladığımız bu destansı rehberde, sizi sadece doğa manzarası izlemeye değil; o buz gibi nehirlerin kenarındaki devasa Urartu garnizonlarına, Akkoyunlu taş ustalarının ördüğü duvarlara ve efsanelerin fısıldandığı peribacalarına davet ediyoruz.
1. Bölüm: Murat Nehri’nin Gözcüleri ve Kayalara Oyulmuş Şehirler (Solhan & Merkez)

Murat Nehri’nin Gözcüleri ve Kayalara Oyulmuş Şehirler (Solhan & Merkez)
Bingöl’ü fethederken, o deli akan Murat Nehri’nin kenarındaki uçurumlara ve antik çağın en şaşırtıcı mühendislik harikalarına doğru yola koyuluyoruz.
1. Uçurumdaki 5 Katlı Gizem: Zağ Mağaraları
Solhan ilçesine bağlı Yenibaşak (Kuşburnu) köyü civarında, Murat Nehri vadisine girdiğinizde, nehre dimdik (neredeyse 90 derece) inen sarp kireçtaşı kayalıklarının yüzeyinde akıl almaz bir manzarayla karşılaşırsınız.
Hikayesi ve Gizli Merdivenler: M.S. 5. yüzyıl (Erken Hristiyanlık/Bizans) dönemine ait olduğu düşünülen bu kompleks, sıradan mağaralar değil, kayanın içine bir arı kovanı gibi oyulmuş 5 katlı devasa bir yeraltı/kaya apartmanıdır! Kayaların dış yüzeyindeki deliklerden (pencerelerden) içeri girdiğinizde, odaların birbirine kayaya oyulmuş gizli merdivenler, bacalar ve dehlizlerle bağlandığını görürsünüz. İçerideki odalarda erzak küpleri için oyuklar ve yaşam alanları vardır. Nehre karşı o daracık pencereden bakarken, binlerce yıl önce insanların düşmanlardan korunmak için bu uçurumlara nasıl tırmandığını ve taşı nasıl oyduğunu düşünmek nefes kesicidir. (Kapadokya’daki veya Seben’deki kaya evlerin çok daha vahşi bir versiyonudur).
Konum: Solhan ilçesi, Muş-Bingöl karayoluna yakın, Murat Nehri kıyısı sarp kayalıklar.
Ulaşım: Solhan üzerinden stabilize yollarla ulaşılır. Mağaralara tırmanmak için özel yürüyüş yolları (merdivenler) yapılmıştır ancak yine de dikkatli olunması gereken dik bir rotadır.
Giriş Ücreti: Açık hava doğal ve arkeolojik sit alanıdır, ücretsizdir.
2. Urartu’nun Garnizonu: Sebeterias Kalesi
Urartular, M.Ö. 8. ve 9. yüzyıllarda Doğu Anadolu’da taşa ve demire hükmeden o devasa krallıktır. Bingöl merkezine yakın (Genç yolu üzerinde), Murat Nehri’nin stratejik bir kıvrımına hakim olan Sebeterias Kalesi, bu krallığın bölgedeki en önemli askeri karakoluydu.
Önemi: Günümüze çok az kalıntısı ulaşmış olsa da, kazılarda ortaya çıkan devasa blok taşlar (Kiklopik duvarlar), Urartuların burayı Palu ile Muş ovası arasındaki ticareti ve güvenliği sağlamak için nasıl inşa ettiklerini gösterir. Nehir kıyısındaki o devasa taşların arasında durduğunuzda, 3000 yıl öncesinin o acımasız askeri disiplinini hissedersiniz.
3. Taşa Kazınmış Otoban: Tarihi Urartu Yolu
Sebeterias Kalesi’nin de üzerinde bulunduğu o askeri ağın en büyük kanıtı, Bingöl ile Elazığ (Karakoçan/Bağın) arasında dağlık arazide bulunan Tarihi Urartu Yolu’dur. Dağların yamacı kesilerek, devasa kayalar kırılarak oluşturulan ve 3000 yıl boyunca kervanlar ile ordular tarafından kullanılan bu yol, antik mühendisliğin dağlara attığı en büyük çentiktir. Bu rotada yürüyüş yapmak, tarihin tam ortasında bir trekking deneyimidir.
2. Bölüm: Sarp Uçurumların ve Akkoyunluların Mührü (Kiğı)

Sarp Uçurumların ve Akkoyunluların Mührü (Kiğı)
Bingöl merkezden kuzeye, sarp vadilerin, deprem fay hatlarının ve derin kanyonların diyarı Kiğı ilçesine doğru o zorlu virajları aşarak çıkıyoruz.
4. Kartalların Şatosu: Kiğı Kalesi
Kiğı ilçe merkezine yaklaştığınızda, etrafı sarp vadilerle ve uçurumlarla çevrili, sadece kuzey yönünden tek ve dar bir patikayla çıkılabilen inanılmaz dik bir kayalık görürsünüz. Bu kayalığın zirvesi, bölgenin en eski ve en korunaklı savunma hattı olan Kiğı Kalesi‘dir.
Hikayesi: Urartular döneminde temelleri atılan, daha sonra Bizans, Selçuklu ve Akkoyunlular tarafından kullanılan bu devasa şato, adeta yeryüzünün gökyüzüne açtığı bir savaş kulesidir. Surların büyük bir kısmı zamanla ve depremlerle yıkılmış olsa da, o dik patikayı tırmanıp kalenin tepesinden o vahşi Kiğı vadisine ve akan derelere bakmak, insanda ciddi bir yükseklik ve güç sarhoşluğu yaratır.
Konum: Kiğı ilçe merkezinin hemen yanındaki sarp tepe.
Giriş Ücreti: Açık ören yeridir, tırmanış ve ziyaret ücretsizdir.
5. Tek Kubbeli Zarafet: Tarihi Kiğı (Pilvenk) Camii
Kiğı merkezinde, sarp dağların arasına gizlenmiş bu ulu mabet, 1401 yılında Akkoyunlu Hükümdarı Pir Ali Bey tarafından yaptırılmıştır.
Mimarisi: Bölgenin en eski İslami eserlerinden biridir. Kesme taştan inşa edilmiş, devasa tek kubbesi ve sivri kemerli pencereleriyle o dönemin ağırbaşlı, süsten uzak ama son derece asil mimarisini yansıtır. Dağların o dondurucu soğuğuna ve yıkıcı depremlere asırlarca direnmiş, minaresindeki ve mihrabındaki o asırlık taş işçiliğiyle Kiğı’nın manevi kalbi olmaya devam etmiştir. İçeri adım attığınızda o kalın taş duvarların yarattığı serinlik ve sessizlik ruhunuzu sarar.
6. Kayıp Şehitlerin Mezarları: Selçuklu Kümbetleri ve Taş Mezar Taşları
Kiğı ve çevresi, sadece kalelerle değil, Türkmen (Akkoyunlu ve Karakoyunlu) boylarının bölgeye vurduğu mühürlerle de doludur. Köylerin etrafındaki tarihi mezarlıklara daldığınızda, üzerlerinde kılıç, kalkan, koç ve at figürlerinin ustalıkla oyulduğu o efsanevi Türkmen mezar taşlarını görürsünüz. Bu taşlar, Orta Asya’dan kopup bu dağları yurt edinen kahramanların sessiz birer anıtı gibidir.
Konum: Kiğı ilçe merkezi ve Selenk köprüsü civarındaki tarihi mezarlık alanları.
Giriş Ücreti: Açık alan tarihi mezarlıklardır, ücretsizdir.
3. Bölüm: Efsaneler, Kiliseler ve Doğanın Tarihi Mimarisi (Genç & Sancak)

Efsaneler, Kiliseler ve Doğanın Tarihi Mimarisi (Genç & Sancak)
Murat Nehri’nin sarp kayalıklarından ve Kiğı’nın o efsanevi kalelerinden çıkıp, ağaçların ardına saklanmış hüzünlü tapınaklara ve Kapadokya’yı aratmayan doğa harikalarına iniyoruz.
7. Ormanın İçindeki Yalnız Şato: Kral Kızı Kalesi (Dara Hini)
Bingöl’ün Genç ilçesinin eski adı “Dara Hini”dir ve ismini antik çağın o efsanevi Pers Kralı Dara’dan (Darius) alır. İlçenin hemen yamacındaki ormanlık ve sarp bir tepede, tüm vadiye kuşbakışı bakan bir kale kalıntısı yükselir.
Hikayesi: Efsaneye göre Pers Kralı Dara, çok sevdiği kızı için bu kaleyi, dağların o temiz havasını soluması ve güvende olması için yaptırmıştır. Günümüzde devasa surların sadece bir kısmı ayakta kalmış olsa da, o çam ağaçlarının arasından kaleye doğru tırmanıp, Murat Nehri’nin Genç ovasında çizdiği o devasa kıvrımları izlemek, binlerce yıllık bir imparatorluk masalının içine girmek gibidir.
Konum: Genç ilçe merkezi, Kral Kızı Tepesi.
Giriş Ücreti: Açık bir tepe ve ören yeridir, ücretsizdir.
8. Çamların Ardındaki Hüzünlü Çan Kulesi: Venk Kilisesi
Bingöl merkezinden Ilıcalar yönüne doğru gidip ormanın derinliklerine daldığınızda, asırlardır yalnız başına ayakta durmaya çalışan çok zarif bir dini yapıyla karşılaşırsınız: Venk Kilisesi.
Mimarisi: Tarihi Ermeni taş ustaları tarafından inşa edilen bu kilise, sarp ve dağlık Bingöl coğrafyasındaki en belirgin Hristiyan mabetlerinden biridir. Kesme taştan yapılmış duvarları, kemerli pencereleri ve apsis kısmındaki o ince işçilik günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Definecilerin tahribatına rağmen ormanın o yeşil dokusuyla birleştiğinde ortaya inanılmaz dramatik ve büyüleyici bir fotoğraf karesi çıkar.
Konum: Merkez ilçe, Ilıcalar (Çır) mevkiine yakın ormanlık alan.
Giriş Ücreti: Doğanın kalbinde izole bir yapıdır, ücretsizdir.
9. Doğunun Saklı Kapadokya’sı: Buban Bacaları
Bingöl’ün sadece karlı dağlardan ibaret olmadığını kanıtlayan, merkeze oldukça yakın ama bir o kadar da gizli kalmış devasa bir vadiye giriyoruz. Sancak beldesinde, Oğuldere köyü sınırlarında yer alan Buban Bacaları, rüzgar ve sel sularının tüf kayaları binlerce yıl boyunca aşındırmasıyla oluşmuştur.
Doğanın Mimarisi: Nevşehir’deki peri bacalarının aynısı, hatta çok daha el değmemiş ve vahşi olanları bu vadide bir ordu gibi dizilmiştir. Vadi tabanına inip o devasa şapkalı taş kulelerin arasında yürürken, rüzgarın kayalara çarparken çıkardığı o antik uğultuyu dinlemek ve bu devasa coğrafyanın Kapadokya kadar neden meşhur olmadığını sorgulamak bir YeGez ritüelidir. (Merkeze yaklaşık 50 km’dir, giriş ücretsizdir).
10. Kervanların Asırlık Düğümü: Tarihi Genç Köprüsü
Murat Nehri’nin o acımasız ve deli sularına gem vurmak, kervanları ve orduları karşıya geçirmek için Genç ilçesinde inşa edilmiş tarihi bir taş köprüdür. Orijinal kemerlerinden günümüze tam olarak ulaşamasa da (veya sular altında kalsa da), kalıntıları bile antik çağdan Osmanlı’ya kadar Doğu-Batı ticaretinin bu sarp vadiden nasıl zorlukla geçtiğini kanıtlayan sessiz bir şahittir.
11. Uçurumdan Fışkıran Su: Çır Şelalesi ve Uzunçarşı Kayalıkları
Ilıcalar beldesi Uzundere köyünde, 50 metre yüksekliğinde (yaklaşık 15 katlı bina boyunda) devasa ve sarp bir kayalığın tam ortasından, adeta kayayı yararak fışkıran akıl almaz bir şelaledir Çır Şelalesi. Etrafını saran “Uzunçarşı Kayalıkları” ise antik dönemde insanların sığındığı devasa doğal mağaralarla doludur. Bahar aylarında karlar eridiğinde bu şelalenin o gürleyen sesini dinlemek, Bingöl dağlarının vahşi gücünü hissetmektir.
12. Suyun Üzerindeki Mitoloji: Yüzen Adalar (Turnalar Gölü)
Bingöl destanımızı, Solhan ilçesinde bulunan, tamamen doğal ama mitolojik bir efsane gibi duran tabiat anıtıyla bitiriyoruz. Küçük bir gölün (Turnalar Gölü) üzerinde, birbirine veya karaya bağlı olmayan, rüzgarla gölün üzerinde yavaş yavaş sal gibi yer değiştiren üç adet devasa yüzen ada bulunur. Üzerlerinde bodur ağaçların bile yetiştiği bu adalara çıkıp suyun üzerinde hafifçe sarsılarak hareket etmek, doğanın o gizemli ve asırlık hafızasına doğrudan dokunmaktır. (Solhan ilçesi Hazarşah köyündedir, Doğa Koruma alanıdır).
4. YeGez Bingöl Ziyaretçi Rehberi: Kar Esareti ve Zaza Sofrası

YeGez Bingöl Ziyaretçi Rehberi
Bingöl, Ege veya Akdeniz gibi turistik tesislere boğulmuş bir yer değildir; doğası sert, iklimi acımasız ama mutfağı ve kültürü inanılmaz derecede sıcaktır. Bu sarp coğrafyayı fethederken doğanın kurallarına boyun eğmelisiniz:
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
Kar Esareti ve Tipi: Bingöl’de kış demek (Kasım-Nisan arası), kelimenin tam anlamıyla yolların kapanması, metrelerce kar ve dondurucu bir tipi demektir. Kış aylarında Zağ mağaralarına inmek veya Kiğı kalesine çıkmak imkansıza yakındır, donma tehlikesi geçirirsiniz. (Ancak Hesarek Kayak Merkezi kış sporları için bölgenin parlayan yıldızıdır).
YeGez Altın Ayları: Bingöl’ün o karlı zirvelerinin eriyip yaylaların yemyeşil olduğu, Çır şelalesinin en deli aktığı ve o uçurumlardaki kaleleri üşümeden gezebileceğiniz o kısacık ama efsanevi altın dönem Mayıs sonu, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarıdır.
Gastronomi: Tereyağının ve Hamurun Hükümranlığı
Tereyağlı Zirve: Mastuva: Sadece ayran ve pirincin (veya bulgurun) saatlerce ve büyük bir ustalıkla kaynatılıp katılaştırılması, ortası havuz gibi açılarak içine o efsanevi kızgın köy tereyağının dökülmesiyle yapılan, inanılmaz enerji veren dağ lezzetidir.
Keldoş Ritüeli: Sac üzerinde pişirilen yufka ekmeğinin (veya özel hamurun) parçalanıp üzerine kavrulmuş sıcak et (veya kıyma), sarımsaklı kurut yoğurdu ve kızgın tereyağı dökülerek hazırlanan, Bingöl sofralarının o ağırbaşlı şölenidir.
Löl (Gömme) Efsanesi: Hamurun içine çökelek, kavurma, maydanoz ve soğan konularak devasa bir rulo halinde sarılıp közde (küllerin arasına gömülerek) veya fırında ağır ağır pişirilen, Bingöl’ün en meşhur hamur işidir.
Sorina Pel: Yufkaların rulo şeklinde sarılıp tepsiye dizilmesi, üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve eritilmiş özel tereyağı dökülmesiyle yapılan, hafif ama bağımlılık yapan lezzet.
Dünya Markası: Çapakçur Balı: Bingöl’ün o binlerce rakımlı ve yüzlerce endemik bitkiye sahip yaylalarından elde edilen, dünya arıcılık yarışmalarında defalarca birincilik alan o efsanevi geven ve çiçek balı. Bingöl’den bal almadan çıkmak yasaktır!
5. Kapanış: Sarp Kayaların ve Murat Nehri’nin Destanına Veda
Bingöl; sadece Doğu’da kışın sert geçtiği bir dağ kenti değil, Urartulardan Akkoyunlulara kadar devasa orduların kayaları kırarak yol açtığı, nehirlerin ve ormanların tarihle omuz omuza savaştığı asil bir sınır boyudur.
Zağ mağaralarında o 5 katlı yeraltı apartmanının penceresinden Murat Nehri’ne bakarken antik insanların hayatta kalma zekasına hayret eder, Kiğı Kalesi’nin sarp uçurumunda Akkoyunlu rüzgarını yüzünüzde hissedersiniz. Buban Bacaları’nda doğanın asırlık sanatıyla büyülenir, Löl yerken Zaza kültürünün o sıcacık ve doyurucu misafirperverliğini yaşarsınız. Burası, yolların kıvrıldığı, taşın ve buzun efsaneye dönüştüğü yeryüzündeki o sarsılmaz mühürdür.
YeGez olarak hazırladığımız bu 12 duraklık devasa Bingöl rehberinin; o sarp vadilerde ve tarihi köprülerde size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Tereyağının o eşsiz kokusu ve Urartuların ayak izleri hep sizinle, yollarınız hep açık olsun!





