
- 1. 1. Payitahtın Kalbi: Ulu Cami, Hanlar ve Kuruluşun Simgeleri
- 1.1. Bursa’nın Ayasofya’sı: Bursa Ulu Cami
- 1.2. İpek Yolu’nun Son Durağı: Koza Han
- 1.3. Şehri Kucaklayan Kurucular: Tophane (Osman ve Orhan Gazi Türbeleri)
- 2. 2. Çinilerin ve Külliyelerin Zarafeti: Yeşil ve Muradiye
- 2.1. Küllerinden Doğan Devletin Zümrüt Tacı: Yeşil Türbe ve Yeşil Cami
- 2.2. Sessiz Şehir ve Hanedanın Hüznü: Muradiye Külliyesi
- 3. 3. Zamanın Durduğu Osmanlı Köyü: Cumalıkızık
- 4. 4. Doğanın ve Tarihin Zirvesi: Uludağ (Olympos) ve İnkaya Çınarı
- 4.1. Mitolojik Zirve: Uludağ (Olympos Dağı)
- 4.2. 600 Yıllık Şahit: İnkaya (Tarihi) Çınarı
- 5. 5. YeGez Bursa Ziyaretçi Rehberi: Gastronomi, Ulaşım ve İpuçları
- 5.1. Payitahtın Damak Çatlatan Lezzetleri: Ne Yenir, Nerede Yenir?
- 5.2. YeGez Hayat Kurtaran Ulaşım ve Rota İpuçları
- 6. 6. Kapanış: Yeşilin, İpeğin ve Kurucuların Şehrine Veda
Bu yazımız içerisinde Bursa Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Bir şehri gezmek sadece binalara bakmak değildir; o şehrin ruhunu, toprağına sinmiş yaşanmışlıkları hissetmektir. Eğer rotanız Bursa ise, sıradan bir Anadolu şehrine değil; bir cihan imparatorluğunun doğduğu, şekillendiği ve dünyaya kök saldığı o kutsal “Payitaht”a adım atıyorsunuz demektir.
Bithynia Krallığı döneminde “Prusa” adıyla kurulan, Romalıların termal sularında şifa bulduğu bu kent; 1326 yılında Orhan Gazi’nin fethiyle birlikte bambaşka bir kimliğe bürünmüş, Osmanlı’nın ilk başkenti olmuştur. Bursa; sadece kılıçla değil, ipekle, ahilikle, mimariyle ve tasavvufla inşa edilmiş bir şehirdir. Evliya Çelebi’nin “Bursa sudan ibarettir” sözünü doğrulayan gürül gürül akan çeşmeleri, Uludağ’ın (eski adıyla Keşiş Dağı) o heybetli yeşili ve firuze çinilerle bezenmiş türbeleriyle bu şehir, insana adeta dingin bir huzur aşılar.
YeGez olarak hazırladığımız bu devasa rehberde, sizi sadece turistik bir tura çıkarmıyoruz. Yirmi kubbeli ulu mabetlerin içindeki şadırvanların sesini dinleyecek, 700 yıllık kerpiç köylerin daracık sokaklarında kaybolacak ve ipek kozalarının asırlardır tartıldığı o tarihi hanların avlusunda demli bir çay içeceğiz. Hazırsanız, Osmanlı’nın o mütevazı ama bir o kadar da ihtişamlı ilk başkentini karış karış keşfetmeye başlıyoruz!
1. Payitahtın Kalbi: Ulu Cami, Hanlar ve Kuruluşun Simgeleri

Payitahtın Kalbi
Bursa’yı anlamaya başlamak için en doğru yer, şehrin tam kalbi olan Hanlar Bölgesi ve onun manevi merkezi Ulu Cami’dir. Burası ticaretin ve inancın asırlardır omuz omuza durduğu muazzam bir komplekstir.
Bursa’nın Ayasofya’sı: Bursa Ulu Cami
Eğer bir şehirde Ulu Cami varsa, o şehrin kalbi orada atar. 1399 yılında Yıldırım Bayezid tarafından Niğbolu Zaferi’nin şükrü olarak yaptırılan Bursa Ulu Cami, İslam mimarisinin ve çok kubbeli ulu camiler tarzının dünyadaki en kusursuz örneğidir. Evliya Çelebi bu muazzam yapıyı “Bursa’nın Ayasofya’sı” olarak tanımlamıştır.
İçeri adım attığınızda sizi devasa, tek bir kubbe değil, kalın payeler üzerine oturtulmuş tam 20 adet kubbe karşılar. Efsaneye göre Yıldırım Bayezid, zaferin ardından 20 ayrı cami yaptırmaya söz vermiş, ancak damadı Emir Sultan’ın tavsiyesiyle bu sözünü 20 kubbeli tek bir ulu mabet yaparak yerine getirmiştir.
İçerideki Şadırvanın Sırrı ve Somuncu Baba: Caminin tam ortasında, kubbesi açık (günümüzde camlı) devasa bir şadırvan bulunur. Suyun şırıltısı, caminin o mistik akustik ortamında yankılanarak ibadet edenlere tarifsiz bir huzur verir. Rivayete göre, caminin açılışında ilk hutbeyi okuması istenen ünlü mutasavvıf Somuncu Baba, manevi büyüklüğünün ortaya çıkmasından çekinerek hutbeyi okuduktan sonra Bursa’yı terk etmiştir.
Hat Sanatının Müzesi: Ulu Cami’nin duvarlarını süsleyen ve her biri ayrı birer şaheser olan 192 adet devasa hat levhası, burayı aynı zamanda dünyanın en büyük hat sanatı müzelerinden biri yapar. Özellikle o meşhur, birbirine geçmiş devasa “Vav” harfini bulmak ve anlamını düşünmek YeGez okurları için harika bir detaydır.
Konum: Osmangazi ilçesi, Nalbantoğlu Mahallesi (Atatürk Caddesi üzerinde, şehrin tam merkezinde).
Ulaşım: Şehir merkezinde olduğu için ulaşımı çok kolaydır. Metro (Bursaray) ile “Şehreküstü” durağında inip 5-10 dakikalık bir yürüyüşle, ya da Heykel/Ulu Cami yönüne giden tüm belediye otobüsleri ve tramvay ile tam önünde inebilirsiniz.
Giriş Ücreti: İbadete açık bir cami olduğu için tamamen ücretsizdir.
İpek Yolu’nun Son Durağı: Koza Han
Ulu Cami’nin hemen yan kapısından çıktığınızda, kendinizi asırlık bir ticaret labirentinin içinde bulursunuz. 1490 yılında II. Bayezid tarafından, İstanbul’daki cami ve imaretlerine gelir sağlamak amacıyla inşa ettirilen Koza Han, Bursa’nın o meşhur “İpek” hikayesinin kalbidir.
İki katlı, dikdörtgen avlulu bu görkemli han, yüzyıllar boyunca İpek Yolu üzerinden gelen kervanların son durağı olmuş, ipek böceği kozaları bu avluda kurulan pazarlarda tartılıp satılmıştır. Hanın ortasında, altında şadırvanı bulunan zarif bir altıgen mescit yer alır. Dünyaca ünlü İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth bile Bursa ziyaretinde bu hanı gezmiş ve avlusunda çay içmiştir.
YeGez Ziyaretçi İpuçları: Alt kattaki kafelerde, asırlık çınarların gölgesinde közde pişmiş Türk kahvenizi yudumlamak Bursa seyahatinin en büyük ritüelidir. Üst kattaki dükkanlardan ise Bursa’nın o meşhur, %100 gerçek ipek şallarından ve fularlarından satın alabilirsiniz.
Konum: Osmangazi ilçesi, Ulu Cami’nin hemen doğu bitişiğinde, Orhan Gazi Külliyesi ile Ulu Cami arasındadır.
Ulaşım: Ulu Cami’ye ulaştıktan sonra yürüyerek sadece 1 dakika mesafededir.
Giriş Ücreti: Halka açık tarihi bir çarşı olduğu için ücretsizdir.
Şehri Kucaklayan Kurucular: Tophane (Osman ve Orhan Gazi Türbeleri)
Hanlar Bölgesi’nden çıkıp hafifçe tepeye doğru yürüdüğünüzde (veya Tophane asansörünü kullandığınızda), Bursa’nın en eski yerleşim yeri olan Hisar içine, yani Tophane Parkı‘na ulaşırsınız. Burası sadece panoramik bir seyir terası değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun tohumlarının atıldığı kutsal bir topraktır.
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi ile Bursa’yı fetheden oğlu Orhan Gazi‘nin türbeleri, bu tepede yan yana yatmaktadır. Osman Gazi, Bursa kuşatması sırasında uzaktan bu tepeyi (o dönemde bir Bizans manastırı olan şapelin parlayan gümüş renkli kubbesini) göstererek “Beni şu Gümüşlü Kümbet’in altına gömün” diye vasiyet etmiştir. Oğlu Orhan Gazi şehri fethettikten sonra babasının bu vasiyetini yerine getirmiş ve o şapeli türbeye çevirmiştir. Türbelerin içindeki kalem işleri ve sedef kakmalı sandukalar muazzamdır.
Saat Kulesi ve Ramazan Topu: Parkın girişinde yer alan, II. Abdülhamid döneminde (1905) inşa edilen 6 katlı, kesme taştan yapılma Tophane Saat Kulesi, şehrin her yerinden görülen bir simgedir. İftarlarda patlatılan meşhur Ramazan topu da adını verdiği bu parktan atılır.
Konum: Osmangazi ilçesi, Hisar mevkii (Tophane Parkı).
Ulaşım: Ulu Cami’den Zafer Plaza yönüne doğru yürüyüp, oradaki yürüyen merdivenler veya Tophane Asansörü ile hiç yorulmadan tepeye çıkabilirsiniz.
Giriş Ücreti: Tophane Parkı’na ve padişah türbelerine giriş tamamen ücretsizdir.
2. Çinilerin ve Külliyelerin Zarafeti: Yeşil ve Muradiye

Çinilerin ve Külliyelerin Zarafeti
Bursa’da “külliye” kültürü, şehrin bir ucundan diğer ucuna yayılmış devasa bir sosyal devlet projesidir. Padişahlar şehri genişletmek için farklı tepelere kendi adlarıyla anılan cami, medrese, hamam ve imaretten oluşan bu yaşam merkezlerini kurmuşlardır. Ancak içlerinde iki tanesi vardır ki, hem estetik hem de tarihi önemleriyle dünyada eşsizdir.
Küllerinden Doğan Devletin Zümrüt Tacı: Yeşil Türbe ve Yeşil Cami
1402 Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’in Timur’a esir düşmesiyle Osmanlı, “Fetret Devri” denilen 11 yıllık kanlı bir taht kavgası ve yıkım sürecine girmişti. İşte bu karanlık dönemi bitirip devleti uçurumun kenarından çekip alan, devleti adeta yeniden kuran Çelebi Mehmed’dir.
Çelebi Mehmed, devletin yıkılmadığını, aksine eskisinden çok daha ihtişamlı bir şekilde ayağa kalktığını tüm dünyaya (ve düşmanlarına) ilan etmek için 1419 yılında Yeşil Camii ve 1421’de Yeşil Türbe‘yi inşa ettirmiştir.
Çini Sanatının Zirvesi ve Tebrizli Ustalar: Şehrin her yerinden görünen o eşsiz zümrüt/firuze renkli çinilerle kaplı Yeşil Türbe, Çelebi Mehmed’in ebedi istirahatgahıdır. Dış cephesi tamamen çini ile kaplı dünyadaki tek türbedir. Hemen karşısındaki Yeşil Cami ise, “Ters T” (Zaviyeli) planıyla yapılmış, mermer işçiliğinin ve iç mekandaki o muazzam, 10 metrelik devasa çini mihrabıyla görenleri büyüleyen bir şaheserdir. Bu yapıların mimarı Hacı İvaz Paşa, çini ustaları ise Tebriz’den özel olarak getirilen Nakkaş Ali ve Mecnun Mehmed gibi dönemin en büyük dâhileridir. Hünkar Mahfili’ndeki (Padişahın namaz kıldığı loca) çini süslemelerini gördüğünüzde, “Bir devletin ayağa kalkışı ancak bu kadar estetik anlatılabilir” diyeceksiniz.
YeGez Ziyaretçi İpuçları: Yeşil Türbe’nin dışındaki çiniler gün ışığına göre renk değiştirir. En iyi fotoğrafı sabah veya ikindi güneşinde, çinilerin o turkuaz ve yeşil tonlarının birbirine karıştığı anlarda yakalayabilirsiniz. Türbenin hemen altındaki tarihi çay bahçelerinde, tüm Bursa ovasına karşı demli bir çay içmeyi ihmal etmeyin.
Konum: Yıldırım ilçesi, Yeşil Mahallesi (Şehrin doğu yakasındaki hakim bir tepededir).
Ulaşım: Bursaray (Metro) ile “Gökdere” veya “Demirtaşpaşa” durağında inip yaklaşık 15 dakikalık yokuşlu bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Daha kolay bir yol için; Heykel (Atatürk Caddesi) üzerinden kalkan ve “Yeşil/Emirsultan” yönüne giden otobüs veya dolmuşlara binerek tam külliyenin önünde inebilirsiniz.
Giriş Ücreti: Hem Yeşil Cami hem de Yeşil Türbe ziyareti tamamen ücretsizdir.
Sessiz Şehir ve Hanedanın Hüznü: Muradiye Külliyesi
Bursa’nın o hareketli ve ticaret odaklı merkezinden çıkıp batıya, Uludağ’ın eteklerine doğru ilerlediğinizde, asırlık çınarların gölgelediği, şehrin en dingin, en huzurlu ama aynı zamanda en hüzünlü köşesine ulaşırsınız. II. Murad tarafından yaptırılan Muradiye Külliyesi, Osmanlı sultanlarının Bursa’ya yaptırdığı son imparatorluk külliyesidir. (Bundan sonra devletin kalbi tamamen Edirne ve İstanbul’a kayacaktır).
Burası bir cami ve medreseden çok daha fazlasıdır; Osmanlı hanedanının en dramatik taht kavgalarının kurbanı olmuş şehzadelerin, sultanların ve eşlerinin yattığı büyük bir hanedan kabristanıdır. Bu yüzden buraya “Sessiz Şehir” denir.
Yağmurla Buluşan Padişah (II. Murad Türbesi): Külliyenin kalbinde, Fatih Sultan Mehmed’in babası olan II. Murad’ın türbesi yer alır. Kendi vasiyeti üzerine; “Kıyamet gününde Allah’ın rahmeti (yağmur) doğrudan üzerime yağsın” diyerek türbesinin kubbesini açık, sandukasını ise mermer veya ahşap değil, doğrudan toprak olarak yaptırmıştır. Bu eşsiz sadelik, bir cihan padişahının tevazusunu gösteren muazzam bir detaydır.
Hüzünlü Şehzadeler (Şehzade Mustafa ve Cem Sultan): Muradiye’yi asıl dramatik kılan, Kanuni Sultan Süleyman’ın boğdurttuğu o yetenekli ve talihsiz oğlu Şehzade Mustafa‘nın buradaki türbesidir. İçeri girdiğinizde 16. yüzyılın o paha biçilmez İznik çinileri eşliğinde büyük bir imparatorluk trajedisine tanıklık edersiniz. Hemen ilerisinde ise Fatih’in oğlu, Avrupa’da yıllarca esaret hayatı yaşayan ve zehirlenerek öldürülen, naaşı yıllar sonra ülkeye getirilebilen meşhur Cem Sultan‘ın o hüzünlü türbesi bulunur. Her bir türbe, Osmanlı tarihinin birer gözyaşı damlası gibidir.
Konum: Osmangazi ilçesi, Muradiye Mahallesi.
Ulaşım: Tophane Parkı’ndan (Osman Gazi Türbesi) yürüyerek, tarihi Bursa evlerinin arasından geçen o nostaljik sokakları takip ederek 15-20 dakikada rahatça ulaşabilirsiniz. Toplu taşıma için Heykel’den kalkan “Muradiye/Çekirge” istikametli otobüslere binebilirsiniz.
Giriş Ücreti: Muradiye Külliyesi ve içerisindeki 12 farklı türbenin tamamını ziyaret etmek ücretsizdir. (Türbelerin içindeki kalem işçilikleri ve çiniler müze kalitesindedir, Müzekart dahi gerekmez).
3. Zamanın Durduğu Osmanlı Köyü: Cumalıkızık

Zamanın Durduğu Osmanlı Köyü
Eğer Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarında sıradan bir insanın nasıl bir evde yaşadığını, hangi sokaklarda yürüdüğünü merak ediyorsanız, gitmeniz gereken tek bir yer var: Cumalıkızık. Uludağ’ın (Keşiş Dağı) kuzey eteklerine kurulan ve Oğuzların Kızık boyuna mensup Türkmenler tarafından 1300’lü yıllarda inşa edilen bu köy, 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girerek tüm dünyaya kendini kanıtlamıştır.
Cumalıkızık’a adım attığınız an telefonunuzun çekmediği, asfaltın bittiği ve zamanın 700 yıl öncesinde donup kaldığı bir boyuta geçersiniz. Ortasından gürül gürül kaynak sularının aktığı daracık Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken; alt katı moloz taş, üst katları ahşap ve kerpiçten yapılmış, cumbalı, rengarenk (mor, mavi, sarı) asırlık Osmanlı evleri üzerinize doğru eğilir gibidir. Burası, meşhur “Kınalı Kar” dizisiyle popülerleşmiş olsa da, ruhu dizilerin çok ötesinde, yaşayan bir açık hava müzesidir.
Cin Aralığı Efsanesi: Köyün en meşhur ve gizemli noktası “Cin Aralığı” denilen, dünyanın en dar sokaklarından biridir. Efsaneye göre Kurtuluş Savaşı yıllarında köye giren Yunan askerlerinden kaçan Türk askerleri, uzaktan çıkmaz sokak gibi görünen bu daracık aralığa girip gözden kaybolmuşlardır. Peşlerinden gelen düşman askerleri sokağın sonunun kapalı olduğunu görünce, “Bunları ancak cinler kaçırmış olabilir” diyerek korkup geri dönmüşlerdir. O günden beri bu incecik geçidin adı Cin Aralığı olarak kalmıştır. Ziyaretçilerin buradan yan dönerek ve nefeslerini tutarak geçmeye çalışması en sevilen köy ritüelidir.
Konum: Yıldırım ilçesi, Cumalıkızık Mahallesi. Uludağ’ın eteklerinde, Bursa şehir merkezine yaklaşık 11 km doğudadır.
Ulaşım: Şehir trafiğine hiç girmeden Bursaray (Metro) ile “Cumalıkızık/Değirmenönü” durağında inip, hemen durak çıkışında bekleyen Cumalıkızık minibüsleriyle 5 dakika içinde köy meydanına ulaşabilirsiniz. Özel araçla Ankara yolu üzerinden çok rahat gidilir ancak hafta sonları köy girişinde ciddi bir otopark ve trafik çilesi yaşanabilir.
Giriş Ücreti: Köye giriş ve sokaklarında dolaşmak ücretsizdir. Sadece bazı tarihi konakların içini (örneğin Küpeli Ev) müze olarak gezmek isterseniz girişte cüzi bir nakit ücret ödenir. (Köy meydanındaki teyzelerin yaptığı odun ateşinde gözleme ve köy kahvaltısı ritüelini mutlaka yapın!)
4. Doğanın ve Tarihin Zirvesi: Uludağ (Olympos) ve İnkaya Çınarı

Doğanın ve Tarihin Zirvesi
Bursa’nın silüetini belirleyen, şehre suyunu, serinliğini ve yeşilini veren o devasa kütleye, antik çağların efsanevi dağına doğru tırmanışa geçiyoruz.
Mitolojik Zirve: Uludağ (Olympos Dağı)
Antik çağdaki adıyla “Olympos of Mysia” (Misia Olimpos’u), sadece Türkiye’nin en büyük kış ve doğa sporları merkezi değil, aynı zamanda mitolojik bir efsanedir. Homeros’un İlyada destanına göre; Antik Yunan tanrıları (Zeus, Poseidon, Hera), o meşhur Truva Savaşı’nı işte bu dağın zirvesinden izlemişler ve savaşa buradan yön vermişlerdir. Osmanlı döneminde ise dağdaki sayısız Hristiyan manastırından dolayı buraya “Keşiş Dağı” denmiş, Cumhuriyet döneminde ise bugünkü görkemli “Uludağ” adını almıştır.
Yaz aylarında şehri kavuran sıcaktan kaçıp çam ormanlarının arasındaki göllerde (Kilimli Göl, Aynalı Göl) kamp yapmak, kışın ise bembeyaz zirvelerde kayak yapmak YeGez okurları için Bursa’nın en büyük doğa ayrıcalığıdır.
Konum: Bursa’nın güneyini tamamen kaplayan, Marmara Bölgesi’nin en yüksek dağıdır (Zirve 2543 metre).
Ulaşım: Uludağ’a çıkmanın iki yolu vardır. Birincisi, 30 kilometrelik virajlı ve dik Milli Park karayolunu özel araçla tırmanmak. İkincisi (ve YeGez olarak kesinlikle tavsiye ettiğimiz) Bursa Teleferik hattını kullanmaktır. Yıldırım ilçesindeki Teferrüç İstasyonu’ndan binip, ormanların üzerinden süzülerek yaklaşık 30 dakikada Sarıalan veya Oteller Bölgesi’ne ulaşabilirsiniz. Dünyanın en uzun aktarmasız teleferik hatlarından biridir.
Giriş Ücreti: Karayolu ile çıkışta Milli Park araç giriş ücreti ödenir (Müzekart geçmez). Teleferik ile çıkış ise gidiş-dönüş biletlidir ve ücretlidir.
600 Yıllık Şahit: İnkaya (Tarihi) Çınarı
Uludağ yoluna koyulmuşken, Bursa’nın o “Yeşil” unvanını en çok hak eden anıt ağacına uğramadan geçmek olmaz. Osmanlı’nın ilk köylerinden biri olan İnkaya Köyü’nde bulunan İnkaya Çınarı, 600 yılı aşan yaşı, 35 metre boyu ve 9.2 metrelik devasa gövde çevresiyle Türkiye’nin en yaşlı ve en büyük anıt ağaçlarından biridir.
Sadece gövdesi değil, her biri ayrı bir ağaç gövdesi kalınlığında olan devasa dalları (bazıları 3-4 ton ağırlığında olup demir direklerle desteklenmektedir) tüm köy meydanını adeta bir şemsiye gibi örter. Bu ulu ağacın altında, Osmanlı’nın kuruluşundan bugüne kadar geçen o asırlık zamanı düşünerek közde çay içmek ve taze meyve yemek, seyahatinizin en dinlendirici anı olacaktır.
Konum: Osmangazi ilçesi, İnkaya Mahallesi (Uludağ karayolu üzerinde).
Ulaşım: Çekirge semtinden Uludağ karayoluna doğru tırmanırken 5. kilometrede yer alır. Özel araçla çok rahat ulaşılır. Toplu taşıma için Tophane veya Çekirge’den Uludağ (İnkaya) yönüne giden dolmuş veya belediye otobüsleri kullanılabilir.
Giriş Ücreti: Meydanda ağacı ziyaret etmek ve fotoğraflamak tamamen ücretsizdir.
5. YeGez Bursa Ziyaretçi Rehberi: Gastronomi, Ulaşım ve İpuçları

YeGez Bursa Ziyaretçi Rehberi
Bursa’yı sadece gözlerinizle değil, midenizle de gezmeniz gerekir. Zira bu şehir, Osmanlı saray mutfağının temellerinin atıldığı, asırlık esnaf lokantalarının ve efsaneleşmiş lezzetlerin başkentidir. Bir “YeGez seyyahı” olarak Bursa sokaklarında hayatta kalmanın ve keyif çatmanın formülü şudur:
Payitahtın Damak Çatlatan Lezzetleri: Ne Yenir, Nerede Yenir?
İskender Kebap’ın Doğduğu Topraklar: Türkiye’nin neresinde yerseniz yiyin, Bursa’daki o orijinal İskender’in yerini tutmaz. 19. yüzyılda Kayhan Çarşısı’nda İskender Efendi tarafından icat edilen bu lezzet; odun ateşinde pişen dönerin, özel pideler, domates sosu, şırıl şırıl dökülen kızgın tereyağı ve kenarındaki o muazzam koyun yoğurdu ile buluşmasıdır. (Orijinal lezzet için Botanik Park içindeki veya Tayyare Kültür Merkezi yanındaki tarihi mavi dükkanlara uğrayabilirsiniz).
Kayhan Çarşısı ve Pideli Köfte: İskender’in “kardeşi” sayılan ama Bursalıların günlük hayatta çok daha fazla tükettiği Pideli Köfte, tarihi Kayhan Çarşısı’nın dar sokaklarında yenir. Altında pide, üzerinde minik köfteler, domates sosu ve bol tereyağı ile muazzam bir ziyafettir.
Tahanlı (Tahinli) Pide ve Cantık: Bursa sabahlarının vazgeçilmezi, fırından yeni çıkmış, ortası bol tahinli, kenarları gevrek “Tahanlı Pide”dir. Yanında çayla efsane gider. Öğle atıştırmalığı içinse, Tatar göçmenlerinin şehre kazandırdığı, ortası açık ve bol kıymalı/kuşbaşılı minik bir pide olan Cantık (özellikle Tarihi Tuzpazarı’nda) mutlaka denenmelidir.
Kestane Şekeri: Uludağ’ın eteklerinden toplanan kestanelerin özel şerbetlerde kaynatılmasıyla yapılan bu tatlı, Bursa’nın en ünlü hediyeliğidir.
YeGez Hayat Kurtaran Ulaşım ve Rota İpuçları
Trafiğin Çözümü: Bursaray: Bursa, Türkiye’nin en büyük sanayi ve ticaret şehirlerinden biri olduğu için özellikle merkezde (Heykel, Setbaşı, Altıparmak) trafik günün her saati felç olabilir. Şehri doğudan batıya bağlayan metro ağı olan Bursaray, gezinizin omurgası olmalıdır.
Tarihi Rota Yürüyüşü: Bursa’nın o tarihi çekirdeği (Ulu Cami, Koza Han, Tophane, Kapalıçarşı) birbirine yürüme mesafesindedir. Merkezde aracınızı otoparka bırakıp bu bölgeyi tamamen yürüyerek gezmek en mantıklı harekettir.
Müzekart Kullanımı: Bursa’da gezeceğiniz tarihi yerlerin %90’ı (Ulu Cami, Yeşil Türbe, Muradiye Külliyesi, Hanlar vb.) ibadethane veya açık alan statüsünde olduğu için tamamen ücretsizdir. Müzekart sadece Türk İslam Eserleri Müzesi (Yeşil Medrese) veya Arkeoloji Müzesi gibi spesifik yerlerde işinize yarar.
6. Kapanış: Yeşilin, İpeğin ve Kurucuların Şehrine Veda
Bursa; bir imparatorluğun ilk nefesini aldığı, kılıç seslerinin yerini çekiç ve dokuma tezgahı seslerine bıraktığı, ulu çınarların gölgesinde medeniyetin filizlendiği o mütevazı ama vakur şehirdir.
Ulu Cami’nin şadırvanından yükselen su sesiyle ruhunuzu arındırır, Koza Han’ın avlusunda içtiğiniz bir fincan çayla yüzyıllar öncesinin İpek Yolu tüccarlarına eşlik edersiniz. Cumalıkızık’ın o taş sokaklarında yürürken zamanın nasıl durduğuna hayret eder, Osman Gazi’nin “Gümüşlü Kümbeti”nin başından tüm şehri izlerken bir cihan devletinin doğuş hikayesini iliklerinize kadar hissedersiniz.
YeGez olarak hiçbir pratik detayı (konum, ulaşım, bilet) atlamadan, belgesel derinliğinde hazırladığımız bu devasa rehberin, Yeşil Bursa’nın o gizemli ve huzurlu sokaklarında size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Uludağ’ın serin rüzgarı arkanızda, yollarınız hep açık olsun!





