Bu yazımız içerisinde Bilecik Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Bilecik’e adım attığınızda, modern binaların arasına sıkışmış bir şehir değil, vadilerin ve sarp kayalıkların arasına gizlenmiş devasa bir devletin doğum sancılarını görürsünüz. Burası, Orta Asya’dan kopup gelen Kayı Boyu’nun omuz omuza verip 400 çadırla Bizans’ın kalbine bir kama gibi saplandığı topraklardır.
Şeyh Edebali’nin dergahında içilen bir tas çorbanın, Ertuğrul Gazi’nin kılıcından damlayan terin ve Metristepe’de donarak şehit düşen Mehmetçiğin ruhu bu şehrin sokaklarına sinmiştir. YeGez olarak hazırladığımız bu destansı rehberde, sizi sadece türbe ziyaretlerine değil; Bizans tekfurlarının oyunlarını bozan o efsanevi kalelere, İpek Yolu’nun karanlık kervansaraylarına ve “Saygı Nöbeti” tutan alplerin o tüyler ürpertici kılıç şakırtılarına davet ediyoruz.
Bölüm: Rüyaların, Şifanın ve Devletin Doğuşu (Bilecik Merkez)

Bilecik fethimize, şehrin en alt kotunda, sarp bir vadinin içine gizlenmiş, Osmanlı’nın manevi mimarının yattığı o efsanevi ve dingin havzadan başlıyoruz.
Cihan İmparatorluğu Rüyasının Görüldüğü Yer: Şeyh Edebali Türbesi ve Asırlık Çınar
Bilecik merkezin hemen alt kısmında, kayalık bir vadinin yamacına kurulmuş bu türbe, sadece bir mezar değil, 600 yıllık bir devletin manevi senatosudur. Ahi teşkilatının lideri, İslam alimi ve Osman Gazi’nin kayınpederi olan Şeyh Edebali burada yatmaktadır.
Kayalara Oturtulmuş Minare: Orhan Gazi Camii (Kurşunlu Camii)
Şeyh Edebali Türbesi’nin hemen 50 metre ilerisinde, vadinin o sarp yapısıyla bütünleşmiş son derece ilginç ve eşsiz bir cami sizi karşılar. 14. yüzyılın başlarında, Orhan Gazi tarafından babası Osman Gazi adına yaptırılmıştır.
Şehrin Dört Cepheli Mührü: Bilecik Saat Kulesi
Vadi tabanından çıkıp Bilecik’in modern merkezine (Valilik binasının yanına) geldiğinizde, şehre tam tepeden bakan o zarif, kesme taştan yapılmış, dört cepheli kuleyi görürsünüz.
Şehrin Ruhunun Dijital Hafızası: Yaşayan Şehir Müzesi
Saat Kulesi’nin hemen yakınında yer alan bu müze, klasik “cansız eşyaların cam arkasında sergilendiği” müzelerden tamamen farklıdır.
Tekfurun İhaneti ve Zeka Dolu Fetih: Belekoma (Bilecik) Kalesi
Şehrin hemen kenarında, sarp kayalıkların üzerine inşa edilmiş bu Bizans kalesinin (günümüzde sadece kalıntıları mevcuttur) hikayesi, Osmanlı’nın kuruluşundaki o muazzam zekanın ve savaş stratejisinin en büyük kanıtıdır.
Bölüm: İpek Yolu’nun Hanları ve Taş Konaklar (Vezirhan & Osmaneli)

Bilecik’in merkezindeki o sarp vadilerden çıkıp, ticaret yollarının asırlardır nabzının attığı vadilere ve Göksu nehrinin kenarına iniyoruz.
Issız Dağların Güvenli Şatosu: Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı
Bilecik’ten Sakarya’ya doğru giderken Vezirhan beldesinde, yolun hemen kenarında devasa bir taş kütlesi sizi karşılar. 17. yüzyılda (1655) Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan bu devasa kervansaray, İpek Yolu tüccarlarının bu sarp ve tehlikeli dağlardaki en büyük sığınağıydı.
Hikayesi: Kesme taş ve tuğladan, 3000 metrekarelik devasa bir alana dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiştir. İçeri adım attığınızda o devasa kemerlerin altında, yüzlerce yıl önce kervanların gecelediği, atların ve develerin bağlandığı o karanlık ve serin atmosferi ciğerlerinize çekersiniz. Çatısı çökmüş olsa da, o devasa taş duvarların arasında yürümek, Osmanlı’nın ticarete ve güvenliğe verdiği önemin en büyük kanıtıdır. (Giriş ücretsizdir).
İpekböcekçiliğinin Ahşap Hafızası: Tarihi Osmaneli Evleri ve Rüstem Paşa Camii
Göksu Nehri’nin Sakarya Nehri ile birleştiği o bereketli vadiye, Osmaneli’ne (antik adıyla Lefke) girdiğinizde, Safranbolu’yu veya Odunpazarı’nı aratmayan muazzam bir sivil mimariyle karşılaşırsınız.
Bölüm: Çınarın Kökleri ve Kayı’nın Başkenti (Söğüt)

Şimdi rotamızı, 400 çadırlık bir obanın koca bir cihan imparatorluğuna dönüştüğü o kutlu topraklara, Söğüt’e çeviriyoruz.
Bir Milletin Babası: Ertuğrul Gazi Türbesi
Söğüt’e adım attığınızda ilk gitmeniz gereken yer, Kayı Boyu’nun lideri, Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’nin ebedi istirahatgahıdır.
Osmanlı’nın Yaptığı İlk Eser: Kuyulu Mescit (Ertuğrul Gazi Mescidi)
Söğüt merkezinde, dışarıdan bakıldığında sıradan, küçük bir bina gibi duran bu yapı, aslında dünya tarihini değiştiren bir devletin ilk mimari eseridir (1281 öncesi).
Zekanın ve Suyun Sırrı: Ertuğrul Gazi, bu mescidi yaptırırken Müslümanlar ibadet etsin diye inşa ettirmiş, ancak o dönem Söğüt’te yaşayan Rumların mescidin suyuna zehir katma ihtimaline karşı akıl almaz bir önlem almıştır: Mescidin tam içine, ibadet alanının ortasına bir su kuyusu açtırmıştır! Suyu kendi kontrolleri altında tutarak güvenliği sağlamışlardır. Günümüzde bu küçük mescide girip o asırlık kuyunun başında durmak, Kayı zekasının taşa kazınmış halidir. (Giriş ücretsizdir).
Bağımsızlık Nefesinin Üflendiği Tepe: Dursun Fakih Türbesi
Söğüt ile Bozüyük arasında, tüm ovaya kelimenin tam anlamıyla kuşbakışı bakan, rüzgarlı ve son derece yüksek bir tepeye (Küres Köyü) çıkıyoruz. Burada yatan kişi, Şeyh Edebali’nin damadı ve Osman Gazi’nin bacanağı olan büyük İslam alimi Dursun Fakih‘tir.
İlk Hutbe: 1299 yılında Karacahisar Kalesi fethedildikten sonra, Osman Gazi adına ilk cuma hutbesini okuyan ve böylece Osmanlı’nın Selçuklu’dan bağımsız bir beylik/devlet olduğunu tüm dünyaya ilan eden kişi odur! O rüzgarlı tepeye çıkıp uçsuz bucaksız topraklara baktığınızda, o bağımsızlık çığlığının asırlar önce bu tepelerden nasıl yankılandığını hissedersiniz. (Giriş ücretsizdir).
Fetret Devrinden Çıkışın Mührü: Çelebi Mehmet Camii
Söğüt’ün tam merkezinde, 1414-1420 yılları arasında I. Mehmet (Çelebi Mehmet) tarafından yaptırılan bu ulu mabet, Osmanlı’nın Ankara Savaşı sonrası düştüğü Fetret Devri’nden (dağılma tehlikesinden) çıkıp yeniden toparlanışının simgesidir. 12 kubbeli devasa yapısı ve II. Abdülhamid döneminde eklenen o zarif çinili süslemeleriyle, Söğüt’ün kalbindeki en görkemli yapıdır.
Mermerin Dantel Gibi İşlendiği Su: Kaymakam Çeşmesi
Çelebi Mehmet Camii’nin hemen yanındaki parkta yer alan bu çeşme (1919’da Kaymakam Sait Bey tarafından yaptırılmıştır), Osmanlı neoklasik sivil mimarisinin yeryüzündeki en zarif örneklerinden biridir. Dört cephesindeki Kütahya çinileri, sivri kemerleri ve o muazzam mermer işçiliğiyle uzaktan adeta taştan yapılmış devasa bir mücevher kutusunu andırır.
Bölüm: Makus Talihin Yenildiği Topraklar ve Sivil Hafıza (Bozüyük & Pazaryeri)

Kuruluşun topraklarından çıkıp, Kurtuluş Savaşı’nın o en dondurucu, en kanlı ve kaderin döndüğü o sarp dağlara, Bozüyük siperlerine gidiyoruz.
Mustafa Kemal’in Telgrafı: Metristepe Zafer Anıtı
Bozüyük’ten dağlara doğru tırmandığınızda, 1. ve 2. İnönü Savaşları’nın kazanıldığı, Ege’den ilerleyen Yunan ordusunun durdurulduğu o efsanevi zirveye ulaşırsınız: Metristepe.
Kaderin Döndüğü Yer: Burası, İsmet Paşa’nın Ankara’ya “Düşman, bozguna uğrayarak geri çekiliyor” müjdesini verdiği ve Mustafa Kemal Atatürk’ün o meşhur “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus (kötü giden) talihini de yendiniz” telgrafını çektiği yerdir. 24 metre yüksekliğindeki betonarme anıt, savaşa katılan birliklerin süngülerini temsil eder. O dondurucu rüzgarın estiği zirvede durup aşağıdaki ovaya bakarken, Mehmetçiğin o yokluk içinde bu tepeleri nasıl savunduğunu düşünmek insanın gözlerini doldurur. (Giriş ücretsizdir).
Süngülerin Kırıldığı Yer: İntikamtepe Şehitliği
Metristepe’den sonra İnönü savaşlarının en kanlı cephelerinden biri olan, Dodurga beldesi yakınlarındaki bu şehitliğe uğramak bir vefa borcudur. Geri çekilmemeye yemin eden ve göğüs göğüse, süngü süngüye çarpışarak şehit düşen, mezar taşlarında “Meçhul Asker” yazan binlerce vatan evladının yattığı bu tepe, savaşın o karanlık ve acımasız yüzünü en net anlatan kutsal topraklardır.
Çarkın ve Toprağın Dansı: Kınık Köyü (Pazaryeri)
Tarihin savaş ve siyaset kokan sayfalarından çıkıp, toprağın sanata dönüştüğü, zamanın durduğu bir köye gidiyoruz. Pazaryeri ilçesine bağlı Kınık Köyü, 1800’lerin sonunda Bulgaristan’dan göç eden ustaların getirdiği çömlekçilik geleneğini 100 yılı aşkın süredir yaşatan yeryüzündeki nadir yerlerden biridir. Köydeki hemen hemen her evin altı bir atölyedir. Ustaların o dönen çarkın üzerinde çamura sadece saniyeler içinde nasıl bir vazo veya testi şekli verdiğini izlemek büyüleyicidir. Kınık’a gidip kendi çömleğinizi yapmayı denemek ve o mis gibi toprak kokusunu içinize çekmek harika bir finaldir.
YeGez Bilecik Ziyaretçi Rehberi: Söğüt Ayazı ve Yörük Sofrası

Bilecik, vadilerin ve sarp tepelerin şehri olduğu için iklimi ve kültürü oldukça sert ama bir o kadar da misafirperverdir. Bu imparatorluk beşiğini fethederken şu kuralları asla unutmayın:
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
Gastronomi: Çömleğin ve Yörük Kültürünün Gücü
Kapanış: 400 Çadırdan Cihan İmparatorluğuna Veda
Bilecik; sadece yolları birbirine bağlayan bir kavşak değil, toprağını her adımda farklı bir destanın, farklı bir kılıç şakırtısının ve bir devletin doğum sancısının suladığı asil bir ovadır.
Şeyh Edebali’nin türbesinde o çınar ağacının nasıl yeşerdiğini ruhunuzda hisseder, Belekoma kalesinde Kayı alplerinin o kıvrak zekasına şahit olursunuz. Söğüt’te Saygı Nöbeti tutan askerlerin ayak sesleriyle 13. yüzyıla ışınlanır, Metristepe’nin dondurucu zirvesinde bu milletin makus talihini yenen o büyük iradenin önünde saygıyla eğilirsiniz. Burası, tohumun toprağa düştüğü, kılıcın adalete dönüştüğü yeryüzündeki o eşsiz mühürdür.
YeGez olarak hazırladığımız bu 15 duraklık devasa Bilecik rehberinin; o Yörük çadırlarının gölgesinde ve sarp vadilerde size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Çınarın serinliği ve Metristepe’nin o onurlu rüzgarı hep sizinle, yollarınız hep açık olsun!
Bilecik rehberleri
Bilecik ile ilgili 1 rehber daha sizi bekliyor.



