
- 1. 1. Bölüm: Rüyaların, Şifanın ve Devletin Doğuşu (Bilecik Merkez)
- 1.1. 1. Cihan İmparatorluğu Rüyasının Görüldüğü Yer: Şeyh Edebali Türbesi ve Asırlık Çınar
- 1.2. 2. Kayalara Oturtulmuş Minare: Orhan Gazi Camii (Kurşunlu Camii)
- 1.3. 3. Şehrin Dört Cepheli Mührü: Bilecik Saat Kulesi
- 1.4. 4. Şehrin Ruhunun Dijital Hafızası: Yaşayan Şehir Müzesi
- 1.5. 5. Tekfurun İhaneti ve Zeka Dolu Fetih: Belekoma (Bilecik) Kalesi
- 2. 2. Bölüm: İpek Yolu’nun Hanları ve Taş Konaklar (Vezirhan & Osmaneli)
- 2.1. 6. Issız Dağların Güvenli Şatosu: Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı
- 2.2. 7. İpekböcekçiliğinin Ahşap Hafızası: Tarihi Osmaneli Evleri ve Rüstem Paşa Camii
- 3. 3. Bölüm: Çınarın Kökleri ve Kayı’nın Başkenti (Söğüt)
- 3.1. 8. Bir Milletin Babası: Ertuğrul Gazi Türbesi
- 3.2. 9. Osmanlı’nın Yaptığı İlk Eser: Kuyulu Mescit (Ertuğrul Gazi Mescidi)
- 3.3. 10. Bağımsızlık Nefesinin Üflendiği Tepe: Dursun Fakih Türbesi
- 3.4. 11. Fetret Devrinden Çıkışın Mührü: Çelebi Mehmet Camii
- 3.5. 12. Mermerin Dantel Gibi İşlendiği Su: Kaymakam Çeşmesi
- 4. 4. Bölüm: Makus Talihin Yenildiği Topraklar ve Sivil Hafıza (Bozüyük & Pazaryeri)
- 4.1. 13. Mustafa Kemal’in Telgrafı: Metristepe Zafer Anıtı
- 4.2. 14. Süngülerin Kırıldığı Yer: İntikamtepe Şehitliği
- 4.3. 15. Çarkın ve Toprağın Dansı: Kınık Köyü (Pazaryeri)
- 5. 5. YeGez Bilecik Ziyaretçi Rehberi: Söğüt Ayazı ve Yörük Sofrası
- 5.1. İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
- 5.2. Gastronomi: Çömleğin ve Yörük Kültürünün Gücü
- 6. 6. Kapanış: 400 Çadırdan Cihan İmparatorluğuna Veda
Bu yazımız içerisinde Bilecik Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Bilecik’e adım attığınızda, modern binaların arasına sıkışmış bir şehir değil, vadilerin ve sarp kayalıkların arasına gizlenmiş devasa bir devletin doğum sancılarını görürsünüz. Burası, Orta Asya’dan kopup gelen Kayı Boyu’nun omuz omuza verip 400 çadırla Bizans’ın kalbine bir kama gibi saplandığı topraklardır.
Şeyh Edebali’nin dergahında içilen bir tas çorbanın, Ertuğrul Gazi’nin kılıcından damlayan terin ve Metristepe’de donarak şehit düşen Mehmetçiğin ruhu bu şehrin sokaklarına sinmiştir. YeGez olarak hazırladığımız bu destansı rehberde, sizi sadece türbe ziyaretlerine değil; Bizans tekfurlarının oyunlarını bozan o efsanevi kalelere, İpek Yolu’nun karanlık kervansaraylarına ve “Saygı Nöbeti” tutan alplerin o tüyler ürpertici kılıç şakırtılarına davet ediyoruz.
1. Bölüm: Rüyaların, Şifanın ve Devletin Doğuşu (Bilecik Merkez)

Rüyaların, Şifanın ve Devletin Doğuşu (Bilecik Merkez)
Bilecik fethimize, şehrin en alt kotunda, sarp bir vadinin içine gizlenmiş, Osmanlı’nın manevi mimarının yattığı o efsanevi ve dingin havzadan başlıyoruz.
1. Cihan İmparatorluğu Rüyasının Görüldüğü Yer: Şeyh Edebali Türbesi ve Asırlık Çınar
Bilecik merkezin hemen alt kısmında, kayalık bir vadinin yamacına kurulmuş bu türbe, sadece bir mezar değil, 600 yıllık bir devletin manevi senatosudur. Ahi teşkilatının lideri, İslam alimi ve Osman Gazi’nin kayınpederi olan Şeyh Edebali burada yatmaktadır.
Efsanevi Çınar Rüyası: Osman Gazi, bu dergahta misafirken Kur’an-ı Kerim’e duyduğu saygıdan dolayı sabaha kadar uyumaz. Nihayet uykuya daldığında o meşhur rüyayı görür: Şeyh Edebali’nin göğsünden bir ay doğar ve kendi göğsüne girer; ardından göğsünden devasa bir çınar ağacı fışkırır, dalları üç kıtayı, nehirleri ve dağları kaplar. Şeyh Edebali rüyayı, “Osman, sana ve soyuna padişahlık kutlu olsun. Kızım Malhun Hatun senin helalindir” diyerek yorumlar. Türbenin o loş ve ağırbaşlı atmosferine girdiğinizde, bu efsanevi rüyanın ağırlığını ruhunuzda hissedersiniz. Bahçesindeki asırlık çınar ağacının gölgesinde oturup tüm vadiyi izlemek paha biçilemezdir.
Konum: Bilecik merkez, Şeyh Edebali Türbesi mevkii.
Ulaşım: Şehir merkezinden vadiye inen (oldukça dik bir yokuş) yolla araçla veya minibüslerle ulaşılır. (Aşağı inmek kolaydır ama çıkarken yorulabilirsiniz).
Giriş Ücreti: Kamuya açık tarihi ve dini bir ziyaretgâhtır, ücretsizdir.
2. Kayalara Oturtulmuş Minare: Orhan Gazi Camii (Kurşunlu Camii)
Şeyh Edebali Türbesi’nin hemen 50 metre ilerisinde, vadinin o sarp yapısıyla bütünleşmiş son derece ilginç ve eşsiz bir cami sizi karşılar. 14. yüzyılın başlarında, Orhan Gazi tarafından babası Osman Gazi adına yaptırılmıştır.
İlginç Mimari Sırrı: Bu camiyi dünya üzerinde eşsiz kılan şey minaresidir. Vadi o kadar sarp ve dar ki, caminin inşası sırasında minare ana binaya bitişik yapılamamıştır. Bu yüzden minare, camiden yaklaşık 30 metre uzaklıkta, yüksek bir ana kayanın üzerine adeta bir nöbetçi kulesi gibi oturtulmuştur! Osmanlı mimarisinde camiden bu kadar kopuk ve bir kayanın üzerinde yükselen başka bir minare yoktur. Çatısı asırlarca kurşun levhalarla kaplı olduğu için halk arasında “Kurşunlu Camii” olarak da bilinir. 14. yüzyıl erken Osmanlı dönemi sadeliğinin en zarif örneğidir.
Konum: Bilecik merkez (Şeyh Edebali Türbesi ile aynı vadide).
Giriş Ücreti: İbadete açık tarihi bir eserdir, ücretsizdir.
3. Şehrin Dört Cepheli Mührü: Bilecik Saat Kulesi
Vadi tabanından çıkıp Bilecik’in modern merkezine (Valilik binasının yanına) geldiğinizde, şehre tam tepeden bakan o zarif, kesme taştan yapılmış, dört cepheli kuleyi görürsünüz.
Hikayesi: 1907 yılında, II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 31. yılı anısına dönemin valisi Ertuğrul Mutasarrıfı Musa Kazım Bey tarafından yaptırılmıştır. 15 metre yüksekliğindeki bu kule, Osmanlı sivil mimarisinin Bilecik silüetine vurduğu en görkemli damgadır. Gündüz taş işçiliği, gece ise ışıklandırmasıyla şehrin değişmez buluşma ve adres tarif etme noktasıdır.
Konum: Bilecik merkez (İstiklal Mahallesi, Valilik yanı).
Giriş Ücreti: Meydanda yer alan açık bir anıttır, ücretsizdir.
4. Şehrin Ruhunun Dijital Hafızası: Yaşayan Şehir Müzesi
Saat Kulesi’nin hemen yakınında yer alan bu müze, klasik “cansız eşyaların cam arkasında sergilendiği” müzelerden tamamen farklıdır.
Müzenin Ruhu: Bilecik halkının asırlık gelenekleri, çömlekçilikten ipekböcekçiliğine, demircilikten Yörük kültürüne kadar her şey, balmumu heykeller, ses efektleri ve dijital animasyonlarla canlandırılmıştır. İçeri girdiğinizde bir demirci ustasının çekiç sesini duyar, pazar yerinde satıcıların bağırışlarını işitirsiniz. Şehrin kültürünü, mutfağını ve düğün adetlerini anlamak için gezilmesi zorunlu, harika tasarlanmış çok interaktif bir zaman tünelidir.
Konum: Bilecik merkez.
Giriş Ücreti: Belediye tarafından işletilen bir müzedir, çok cüzi bir giriş ücreti vardır.
5. Tekfurun İhaneti ve Zeka Dolu Fetih: Belekoma (Bilecik) Kalesi
Şehrin hemen kenarında, sarp kayalıkların üzerine inşa edilmiş bu Bizans kalesinin (günümüzde sadece kalıntıları mevcuttur) hikayesi, Osmanlı’nın kuruluşundaki o muazzam zekanın ve savaş stratejisinin en büyük kanıtıdır.
Fetih Efsanesi: Bizans Tekfuru, Osman Gazi’ye pusu kurmak için onu bir düğüne davet eder. Ancak Osman Gazi bu pusuyu dostu Harmankaya Tekfuru Köse Mihal’den öğrenir. Düğün, kalenin dışındaki Çakırpınar’da yapılacaktır. Osman Gazi, düğüne giderken hediye olarak koyun sürüleri ve “kıymetli eşyalar dolu halılar/sandıklar” gönderir. Ayrıca kadın kıyafetleri giymiş 40 cengaver alpini kaleye gizlice sokar. Sandıkların içinden de silahlar ve alpler çıkınca, kalenin kapıları içeriden açılır ve Bilecik, tek kan dökülmeden o müthiş zekayla fethedilir! Kalıntıların arasında durup o deha dolu operasyonu gözünüzde canlandırmak tüyler ürperticidir.
Konum: Bilecik Merkez, Hamsu Vadisi kenarındaki sarp kayalıklar.
Giriş Ücreti: Günümüze sadece temel kalıntıları ulaştığı için açık alandır ve gezmek ücretsizdir.
2. Bölüm: İpek Yolu’nun Hanları ve Taş Konaklar (Vezirhan & Osmaneli)

İpek Yolu’nun Hanları ve Taş Konaklar (Vezirhan & Osmaneli)
Bilecik’in merkezindeki o sarp vadilerden çıkıp, ticaret yollarının asırlardır nabzının attığı vadilere ve Göksu nehrinin kenarına iniyoruz.
6. Issız Dağların Güvenli Şatosu: Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı
Bilecik’ten Sakarya’ya doğru giderken Vezirhan beldesinde, yolun hemen kenarında devasa bir taş kütlesi sizi karşılar. 17. yüzyılda (1655) Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan bu devasa kervansaray, İpek Yolu tüccarlarının bu sarp ve tehlikeli dağlardaki en büyük sığınağıydı.
Hikayesi: Kesme taş ve tuğladan, 3000 metrekarelik devasa bir alana dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiştir. İçeri adım attığınızda o devasa kemerlerin altında, yüzlerce yıl önce kervanların gecelediği, atların ve develerin bağlandığı o karanlık ve serin atmosferi ciğerlerinize çekersiniz. Çatısı çökmüş olsa da, o devasa taş duvarların arasında yürümek, Osmanlı’nın ticarete ve güvenliğe verdiği önemin en büyük kanıtıdır. (Giriş ücretsizdir).
7. İpekböcekçiliğinin Ahşap Hafızası: Tarihi Osmaneli Evleri ve Rüstem Paşa Camii
Göksu Nehri’nin Sakarya Nehri ile birleştiği o bereketli vadiye, Osmaneli’ne (antik adıyla Lefke) girdiğinizde, Safranbolu’yu veya Odunpazarı’nı aratmayan muazzam bir sivil mimariyle karşılaşırsınız.
Tarihi Evler: İki veya üç katlı, kerpiç, ahşap ve taştan yapılmış bu asırlık konakların en büyük özelliği, üst katlarındaki geniş salonların zamanında ipekböceği yetiştirmek için tasarlanmış olmasıdır. Dar sokaklarda gezerken o ahşap cumbaların altından geçmek harikadır.
Rüstem Paşa Camii (Ulu Camii): Sokakların bitiminde sizi Mimar Sinan’ın kalfası Yüzgeç Mehmet Paşa tarafından 1542’de yapılan, klasik Osmanlı mimarisinin o zarif ve ağırbaşlı şaheseri karşılar. Kesme taş işçiliği ve o muazzam kubbesiyle Osmaneli’nin kalbidir. (Sokaklar ve cami ücretsizdir).
3. Bölüm: Çınarın Kökleri ve Kayı’nın Başkenti (Söğüt)

Çınarın Kökleri ve Kayı’nın Başkenti (Söğüt)
Şimdi rotamızı, 400 çadırlık bir obanın koca bir cihan imparatorluğuna dönüştüğü o kutlu topraklara, Söğüt’e çeviriyoruz.
8. Bir Milletin Babası: Ertuğrul Gazi Türbesi
Söğüt’e adım attığınızda ilk gitmeniz gereken yer, Kayı Boyu’nun lideri, Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’nin ebedi istirahatgahıdır.
Saygı Nöbeti Ritüeli: Altıgen planlı ve kubbeli bu türbeye yaklaşırken sizi tüyler ürpertici bir manzara karşılar: Türbenin kapısında, tam teçhizatlı, ellerinde baltaları ve kalkanlarıyla Alp kıyafetli askerler “Saygı Nöbeti” tutmaktadır! Her saat başı yapılan o nöbet değişim ritüelindeki ayak sesleri ve kılıç şakırtıları sizi anında 13. yüzyıla fırlatır. Türbenin içine girdiğinizde, sandukanın etrafında Türkiye’nin dört bir yanından ve Türk dünyasından getirilmiş toprakları görürsünüz. Dirilişin ve kuruluşun ruhu tam olarak buradadır.
Konum: Söğüt ilçe merkezi.
Giriş Ücreti: Manevi ve tarihi bir ziyaret mekanıdır, ücretsizdir.
9. Osmanlı’nın Yaptığı İlk Eser: Kuyulu Mescit (Ertuğrul Gazi Mescidi)
Söğüt merkezinde, dışarıdan bakıldığında sıradan, küçük bir bina gibi duran bu yapı, aslında dünya tarihini değiştiren bir devletin ilk mimari eseridir (1281 öncesi).
Zekanın ve Suyun Sırrı: Ertuğrul Gazi, bu mescidi yaptırırken Müslümanlar ibadet etsin diye inşa ettirmiş, ancak o dönem Söğüt’te yaşayan Rumların mescidin suyuna zehir katma ihtimaline karşı akıl almaz bir önlem almıştır: Mescidin tam içine, ibadet alanının ortasına bir su kuyusu açtırmıştır! Suyu kendi kontrolleri altında tutarak güvenliği sağlamışlardır. Günümüzde bu küçük mescide girip o asırlık kuyunun başında durmak, Kayı zekasının taşa kazınmış halidir. (Giriş ücretsizdir).
10. Bağımsızlık Nefesinin Üflendiği Tepe: Dursun Fakih Türbesi
Söğüt ile Bozüyük arasında, tüm ovaya kelimenin tam anlamıyla kuşbakışı bakan, rüzgarlı ve son derece yüksek bir tepeye (Küres Köyü) çıkıyoruz. Burada yatan kişi, Şeyh Edebali’nin damadı ve Osman Gazi’nin bacanağı olan büyük İslam alimi Dursun Fakih‘tir.
İlk Hutbe: 1299 yılında Karacahisar Kalesi fethedildikten sonra, Osman Gazi adına ilk cuma hutbesini okuyan ve böylece Osmanlı’nın Selçuklu’dan bağımsız bir beylik/devlet olduğunu tüm dünyaya ilan eden kişi odur! O rüzgarlı tepeye çıkıp uçsuz bucaksız topraklara baktığınızda, o bağımsızlık çığlığının asırlar önce bu tepelerden nasıl yankılandığını hissedersiniz. (Giriş ücretsizdir).
11. Fetret Devrinden Çıkışın Mührü: Çelebi Mehmet Camii
Söğüt’ün tam merkezinde, 1414-1420 yılları arasında I. Mehmet (Çelebi Mehmet) tarafından yaptırılan bu ulu mabet, Osmanlı’nın Ankara Savaşı sonrası düştüğü Fetret Devri’nden (dağılma tehlikesinden) çıkıp yeniden toparlanışının simgesidir. 12 kubbeli devasa yapısı ve II. Abdülhamid döneminde eklenen o zarif çinili süslemeleriyle, Söğüt’ün kalbindeki en görkemli yapıdır.
12. Mermerin Dantel Gibi İşlendiği Su: Kaymakam Çeşmesi
Çelebi Mehmet Camii’nin hemen yanındaki parkta yer alan bu çeşme (1919’da Kaymakam Sait Bey tarafından yaptırılmıştır), Osmanlı neoklasik sivil mimarisinin yeryüzündeki en zarif örneklerinden biridir. Dört cephesindeki Kütahya çinileri, sivri kemerleri ve o muazzam mermer işçiliğiyle uzaktan adeta taştan yapılmış devasa bir mücevher kutusunu andırır.
4. Bölüm: Makus Talihin Yenildiği Topraklar ve Sivil Hafıza (Bozüyük & Pazaryeri)

Makus Talihin Yenildiği Topraklar ve Sivil Hafıza (Bozüyük & Pazaryeri)
Kuruluşun topraklarından çıkıp, Kurtuluş Savaşı’nın o en dondurucu, en kanlı ve kaderin döndüğü o sarp dağlara, Bozüyük siperlerine gidiyoruz.
13. Mustafa Kemal’in Telgrafı: Metristepe Zafer Anıtı
Bozüyük’ten dağlara doğru tırmandığınızda, 1. ve 2. İnönü Savaşları’nın kazanıldığı, Ege’den ilerleyen Yunan ordusunun durdurulduğu o efsanevi zirveye ulaşırsınız: Metristepe.
Kaderin Döndüğü Yer: Burası, İsmet Paşa’nın Ankara’ya “Düşman, bozguna uğrayarak geri çekiliyor” müjdesini verdiği ve Mustafa Kemal Atatürk’ün o meşhur “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus (kötü giden) talihini de yendiniz” telgrafını çektiği yerdir. 24 metre yüksekliğindeki betonarme anıt, savaşa katılan birliklerin süngülerini temsil eder. O dondurucu rüzgarın estiği zirvede durup aşağıdaki ovaya bakarken, Mehmetçiğin o yokluk içinde bu tepeleri nasıl savunduğunu düşünmek insanın gözlerini doldurur. (Giriş ücretsizdir).
14. Süngülerin Kırıldığı Yer: İntikamtepe Şehitliği
Metristepe’den sonra İnönü savaşlarının en kanlı cephelerinden biri olan, Dodurga beldesi yakınlarındaki bu şehitliğe uğramak bir vefa borcudur. Geri çekilmemeye yemin eden ve göğüs göğüse, süngü süngüye çarpışarak şehit düşen, mezar taşlarında “Meçhul Asker” yazan binlerce vatan evladının yattığı bu tepe, savaşın o karanlık ve acımasız yüzünü en net anlatan kutsal topraklardır.
15. Çarkın ve Toprağın Dansı: Kınık Köyü (Pazaryeri)
Tarihin savaş ve siyaset kokan sayfalarından çıkıp, toprağın sanata dönüştüğü, zamanın durduğu bir köye gidiyoruz. Pazaryeri ilçesine bağlı Kınık Köyü, 1800’lerin sonunda Bulgaristan’dan göç eden ustaların getirdiği çömlekçilik geleneğini 100 yılı aşkın süredir yaşatan yeryüzündeki nadir yerlerden biridir. Köydeki hemen hemen her evin altı bir atölyedir. Ustaların o dönen çarkın üzerinde çamura sadece saniyeler içinde nasıl bir vazo veya testi şekli verdiğini izlemek büyüleyicidir. Kınık’a gidip kendi çömleğinizi yapmayı denemek ve o mis gibi toprak kokusunu içinize çekmek harika bir finaldir.
5. YeGez Bilecik Ziyaretçi Rehberi: Söğüt Ayazı ve Yörük Sofrası

YeGez Bilecik Ziyaretçi Rehberi
Bilecik, vadilerin ve sarp tepelerin şehri olduğu için iklimi ve kültürü oldukça sert ama bir o kadar da misafirperverdir. Bu imparatorluk beşiğini fethederken şu kuralları asla unutmayın:
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
Söğüt Ayazı ve Vadi Sisi: Bilecik ve ilçeleri rakım farkları yüzünden mikro iklimler barındırır. Kış aylarında Bozüyük (Metristepe) ve Söğüt’te dondurucu bir ayaz eskerken, vadilere çöken yoğun sis görüş mesafesini sıfıra indirebilir.
Şenlikler Uyarısı: Her yıl Eylül ayının ikinci haftası yapılan “Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri” döneminde Söğüt kelimenin tam anlamıyla insan seline uğrar, otel veya adım atacak yer bulamazsınız. Yörük çadırlarını görmek için harikadır ama sakin bir tarihi gezi istiyorsanız bu tarihten kaçının.
YeGez Altın Ayları: O ahşap konakları terlemeden ve üşümeden, asırlık çınarların gölgesinde çay içerek gezmek için en kusursuz zaman Nisan, Mayıs, Ekim ve Kasım aylarıdır.
Gastronomi: Çömleğin ve Yörük Kültürünün Gücü
Kınık Çömleğinde Kebab Ritüeli: Pazaryeri’nin o meşhur Kınık çömleklerinde odun ateşinde saatlerce kendi suyuyla ağır ağır pişen, lokum kıvamındaki kuzu eti ve sebzelerin oluşturduğu o efsanevi Çömlek Kebabı, Bilecik seyahatinin zirvesidir.
Nohutlu Mantı (Yörük Usulü): Klasik kıymalı mantıyı unutun! Fırınlanmış hamurların içine nohutlu özel bir harç konarak hazırlanan, etsuyunda kaynatıldıktan sonra üzerine yoğurt dökülerek yenen, inanılmaz doyurucu bir Yörük lezzetidir.
Büzme Tatlısı: İncecik açılan yufkanın arasına bol ceviz konulup oklavayla büzülerek şekil verilen, fırınlandıktan sonra şerbetlenen efsanevi bir ev tatlısıdır.
Pazaryeri Helvası: Sadece Pazaryeri ilçesine has, bildiğimiz tahin helvasından çok farklı olan, boza, şeker ve çöven otu suyunun saatlerce kaynatılıp ustalıkla çırpılmasıyla yapılan o nefis, damakta eriyen asırlık lezzet. Kutu kutu almadan dönmek yasaktır!
6. Kapanış: 400 Çadırdan Cihan İmparatorluğuna Veda
Bilecik; sadece yolları birbirine bağlayan bir kavşak değil, toprağını her adımda farklı bir destanın, farklı bir kılıç şakırtısının ve bir devletin doğum sancısının suladığı asil bir ovadır.
Şeyh Edebali’nin türbesinde o çınar ağacının nasıl yeşerdiğini ruhunuzda hisseder, Belekoma kalesinde Kayı alplerinin o kıvrak zekasına şahit olursunuz. Söğüt’te Saygı Nöbeti tutan askerlerin ayak sesleriyle 13. yüzyıla ışınlanır, Metristepe’nin dondurucu zirvesinde bu milletin makus talihini yenen o büyük iradenin önünde saygıyla eğilirsiniz. Burası, tohumun toprağa düştüğü, kılıcın adalete dönüştüğü yeryüzündeki o eşsiz mühürdür.
YeGez olarak hazırladığımız bu 15 duraklık devasa Bilecik rehberinin; o Yörük çadırlarının gölgesinde ve sarp vadilerde size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Çınarın serinliği ve Metristepe’nin o onurlu rüzgarı hep sizinle, yollarınız hep açık olsun!




