
Bu yazımız içerisinde Muş Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Muş; türkülerde “yolu yokuş” olarak anılsa da, aslında tarih kitaplarında “Türklerin Anadolu’daki ilk büyük adımı” olarak altın harflerle yazılıdır. Burası sıradan bir Doğu Anadolu kenti değil; 1071’de Sultan Alparslan’ın cuma namazını kılıp, beyaz kefenini giyerek ordusunun en önünde Romen Diyojen’in devasa Bizans ordusunu paramparça ettiği o efsanevi Malazgirt Ovası’nın ta kendisidir!
- 1. 1. Bölüm: Şehrin Kalbi, Selçuklu Mühürleri ve Murat’ın Gerdanlığı (Merkez)
- 1.1. 1. Nehrin Üzerindeki Asırlık Gerdanlık: Tarihi Murat Köprüsü
- 1.2. 2. Ovanın Antik Gözcüsü: Muş Kalesi
- 1.3. 3. Sadeliğin Asaleti: Muş Ulu Camii
- 1.4. 4. Taş Oymacılığının Zarafeti: Hacı Şeref Camii
- 1.5. 5. Şehrin En Estetik Osmanlı Mührü: Alaeddin Bey Camii
- 1.6. 6. Kerpicin, Ahşabın ve Suyun Sırrı: Tarihi Muş Evleri ve Alaeddin Hamamı
- 2. 2. Bölüm: Anadolu’nun Kapısı ve Alparslan’ın Meydanı (Malazgirt)
- 2.1. 7. Siyah Taşların Sessiz Şahidi: Malazgirt Kalesi
- 2.2. 8. Dünya Tarihinin Değiştiği Ova: Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı
- 2.3. 9. Uçurumun Gizemli Bekçisi: Haspet Kalesi
- 2.4. 10. Tek Kubbeli Taş Zarafeti: Esenlik (Katerin) Camii (Bulanık)
- 3. 3. Bölüm: Sarp Dağların İnzivası, Urartular ve Çanlı Kiliseler (Varto & Merkez)
- 3.1. 11. Sarp Kayaların Aslanlı Krallığı: Varto Kayalıdere Ören Yeri (Urartu Kalesi)
- 3.2. 12. 1500 Yıllık Yalnız İnziva: Arak (Kepenek) Manastırı
- 3.3. 13. Dağların Kalbindeki Beyaz İhtişam:^Çengilli Kilisesi (Beyaz Kilise)
- 3.4. 14. Anadolu’nun En Büyük Hac Merkezlerinden Biri: Surp Garabet Manastırı
- 3.5. 15. İpek Yolu’nun Çekiç Sesleri: Muş Tarihi Çarşısı
- 4. 4. YeGez Muş Ziyaretçi Rehberi: Muş Ovası Ayazı ve Uçkunun Sırrı
- 4.1. İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
- 4.2. Gastronomi: Doğanın Şifası, Çorti Aşı ve Etin Zirvesi
- 5. 5. Kapanış: Alparslan’ın, Lalelerin ve Sarp Şatoların Destanına Veda
Ancak Muş sadece 1071’den ibaret değildir. Varto’daki Kayalıdere kalesinde Urartu krallarının ayak izlerine basar, Murat Nehri’nin üzerinde Selçukluların asırlık taş kemerleriyle yürür ve dağların arasına gizlenmiş 1500 yıllık çanlı kiliselerin gölgesinde tarih öncesine ışınlanırsınız. YeGez olarak hazırladığımız bu devasa rehberde; seni sadece Çorti aşı tatmaya değil, Murat Köprüsü’nün o deli rüzgarını dinlemeye, Malazgirt surlarında Bizans’ın çöküşünü hayal etmeye ve o kırmızı Muş lalelerinin arasında asırlık bir destanı iliklerine kadar hissetmeye davet ediyoruz!
1. Bölüm: Şehrin Kalbi, Selçuklu Mühürleri ve Murat’ın Gerdanlığı (Merkez)

Şehrin Kalbi, Selçuklu Mühürleri ve Murat’ın Gerdanlığı (Merkez)
Muş fethimize, şehrin merkezinden ve o efsanevi nehrin üzerindeki asırlık taş kelepçeden başlıyoruz.
1. Nehrin Üzerindeki Asırlık Gerdanlık: Tarihi Murat Köprüsü
Muş merkezine sadece 10 km uzaklıkta, Fırat Nehri’nin en büyük kolu olan Murat Nehri’nin o deli ve hırçın sularına vurulmuş, kelimenin tam anlamıyla devasa bir mühendislik harikasıdır.
- Hikayesi ve Önemi: 13. yüzyılda (Selçuklu dönemi) inşa edildiği düşünülen bu efsanevi köprü, 143 metre uzunluğunda ve 12 devasa kemere sahiptir. Doğu Anadolu’daki en ihtişamlı, en ağırbaşlı taş köprülerden biridir. Asırlar boyunca doğudan batıya giden İpek Yolu kervanları, ordular ve seyyahlar, Murat Nehri’nin o tehlikeli sularını ancak bu köprünün sarsılmaz kemerleri sayesinde aşabilmiştir.
- İlginç Detaylar: Ortadaki kemerlerin genişliği ve yüksekliği, ilkbaharda nehrin coştuğu o devasa sel taşkınlarına karşı kusursuz bir eğimle tasarlanmıştır. Köprünün üzerinde yürüyüp altınızdan köpürerek akan o buz gibi suları izlemek, Anadolu’nun o lojistik ve estetik gücüne bir kez daha hayran bırakır.
- Konum: Muş-Varto Karayolu üzeri (Merkeze 10 km).
- Ulaşım: Merkezden özel araçla veya minibüslerle çok rahat ve kısa sürede ulaşılır.
- Giriş Ücreti: Yaya trafiğine açık tarihi anıttır, etrafındaki mesire alanıyla birlikte ücretsizdir.
- Ziyaretçi İpuçları: Köprünün hemen yanındaki kafelerde semaver çayı söyleyip, gün batımında nehrin sularına yansıyan o 12 kemerin efsanevi silüetini fotoğraflamadan dönmeyin.
2. Ovanın Antik Gözcüsü: Muş Kalesi
Şehrin tam merkezinde, etrafındaki modern binaların arasından aniden göğe yükselen, ovasına bir hükümdar gibi bakan yığma ve sarp bir tepedir.
- Asırlık Garnizon: Yapım tarihi Urartulara, Medlere ve daha sonrasında Roma ve Bizans’a kadar uzanan bu garnizon, şehrin en eski yerleşim alanıdır. Moğol istilalarında, Arap ve Selçuklu akınlarında defalarca yıkılıp yeniden yapılmıştır. Günümüzde surlarının çok az bir kısmı ayakta kalmış olsa da, tepeye çıktığınızda o uçsuz bucaksız Muş ovasını kuşbakışı görürsünüz. Eskiden kalenin etrafı devasa hendeklerle çevriliydi.
- Konum: Muş merkez, Kale Mahallesi.
- Ulaşım: Şehrin tam içindedir, merdivenler ve yürüyüş yollarıyla parka çevrilmiş tepesine rahatça çıkılır.
- Giriş Ücreti: Şehir parkı ve açık ören yeridir, ücretsizdir.
- Ziyaretçi İpuçları: Kalenin tepesindeki park alanından tüm şehrin ve uzaktaki karlı dağların panoramasını çıkarın.
3. Sadeliğin Asaleti: Muş Ulu Camii
Kalenin eteklerinde yer alan, şehrin en büyük, en ulu ve en manevi, Cuma Camisi’ndeyiz.
- Hikayesi ve Mimarisi: 14. yüzyılda Şeyh Muhammed el-Mağribi tarafından yaptırıldığı rivayet edilen bu eser, dikdörtgen planlı, kesme taş ve moloz taştan inşa edilmiş çok ağırbaşlı bir Selçuklu/Beylikler dönemi yapısıdır. Devasa ve süslü kubbeler yerine, çok daha sade ve amaca yönelik bir taş işçiliğine sahiptir. Avlusundaki o tarihi sessizlik ve asırlık taşların soğukluğu, Muş’un o sert ve inançlı ruhunu en iyi yansıtan atmosferdir. (İçinde Şeyh Muhammed el-Mağribi’nin türbesi de yer alır).
- Konum: Muş merkez, Alaeddin Bey Mahallesi.
- Ulaşım: Kale mahallesinden çok kısa bir yürüyüş mesafesindedir.
- Giriş Ücreti: İbadete ve ziyarete açıktır, ücretsizdir.
4. Taş Oymacılığının Zarafeti: Hacı Şeref Camii
Ulu Cami’ye oldukça yakın, 17. yüzyıl Osmanlı mimarisinin Muş’taki en zarif ve en asil temsilcisidir.
- Selçuklu Ruhu ve Mihrap: 1600’lü yıllarda (Osmanlı dönemi) yaptırılmış olsa da, minaresindeki ve özellikle mihrabındaki o muazzam, ince ince işlenmiş kesme taş zarafeti, Selçuklu mimarisinin o güçlü esintilerini taşır. Dışarıdan bakıldığında kare planlı ve kubbeli klasik bir Osmanlı eseri gibi dursa da, kapısından içeri girdiğinizde taşın nasıl bir sanat eserine dönüştüğünü gözlerinizle görürsünüz.
- Konum: Muş merkez, Minare Mahallesi.
- Giriş Ücreti: İbadete açık tarihi camidir, ücretsizdir.
5. Şehrin En Estetik Osmanlı Mührü: Alaeddin Bey Camii
Muş merkezindeki tarihi yolculuğumuzu, 18. yüzyılda şehrin valisi (mütesellimi) Alaeddin Bey tarafından yaptırılan o devasa ve estetik Osmanlı camisiyle taçlandırıyoruz.
- Mimarideki Oran: 1700’lerin başında inşa edilen bu cami, kare planlı, tek kubbeli ve son cemaat yeri olan klasik ve çok şık bir Osmanlı eseridir. Özellikle minaresindeki iki renkli kesme taş işçiliği ve şerefesi, Muş’un kışın yağan o dondurucu ve lapa lapa karının altında efsanevi bir tablo oluşturur. Kendi adını taşıyan mahallenin ve Muş’un manevi silüetinin en büyük parçalarından biridir.
- Konum: Muş merkez, Alaeddin Bey Mahallesi.
- Giriş Ücreti: İbadete açıktır, ücretsizdir.
6. Kerpicin, Ahşabın ve Suyun Sırrı: Tarihi Muş Evleri ve Alaeddin Hamamı
Sadece cami ve köprülerle kalmayıp, eski Muş sivil yaşantısının o dar ve ahşap kokulu sokaklarına iniyoruz.
- Sivil Mimari ve Güllü Hamam: Eski Muş sokaklarında dolaşırken, alt katı kesme taş, üst katı kerpiç ve ahşap hatıllı, geniş avlulu klasik Muş evlerini (restore edilmiş olanları) görürsünüz. Bu mahallelerin kalbinde ise Alaeddin Bey Külliyesi’nin bir parçası olan, halk arasında “Güllü Hamam” olarak bilinen tarihi yapı yatar. Devasa kubbeleri (filgözü aydınlatmaları) ve kesme taş mimarisiyle, asırlarca kervanların ve şehir ahalisinin o buz gibi Muş ayazında ter attığı, şifa bulduğu asırlık bir Osmanlı temizlik abidesidir.
- Konum: Muş merkez tarihi mahalleler.
- Giriş Ücreti: Sivil alanlardır, sokakları gezmek ücretsizdir. (Hamam dışarıdan veya restorasyon durumuna göre gezilir).
- Ulaşım: Şehir merkezinde (Minare ve Alaeddin Bey mahalleleri civarında) kısa bir yürüyüşle bu asırlık sokaklara dalabilirsiniz.
- Ziyaretçi İpuçları: Bu dar sokaklarda yürürken kerpiç mimarinin o eşsiz mühendisliğine dikkat edin; kışın o dondurucu Muş ayazını nasıl dışarıda bıraktığını, yazın ise kavurucu sıcağı nasıl serinlettiğini taşların ruhundan anlarsınız. Fotoğraf makineniz mutlaka boynunuzda olsun.
2. Bölüm: Anadolu’nun Kapısı ve Alparslan’ın Meydanı (Malazgirt)

Anadolu’nun Kapısı ve Alparslan’ın Meydanı (Malazgirt)
Muş merkezin o ağırbaşlı Selçuklu dokusundan çıkıp, Türk tarihinin ve dünya haritasının yeniden çizildiği, Romen Diyojen’in gururunun kırıldığı o devasa, mukaddes Malazgirt Ovası’na uzanıyoruz.
7. Siyah Taşların Sessiz Şahidi: Malazgirt Kalesi
Muş’un o devasa Malazgirt ilçesine girdiğinizde, ilçeyi çepeçevre saran, simsiyah volkanik kesme taşlardan inşa edilmiş o efsanevi garnizonla göz göze gelirsiniz.
- Bizans’ın ve Selçuklu’nun Kalkanı: Yapım tarihi Urartulara kadar uzanan, Bizans İmparatorluğu’nun Doğu’daki en büyük askeri üslerinden biri olan bu kale, 1071’den çok önce de defalarca kanlı kuşatmalara sahne olmuştur. Siyah taşları ona inanılmaz ürkütücü ve mağrur bir hava katar. O surların üzerinde yürürken, 26 Ağustos 1071 sabahı kaledeki Bizans askerlerinin ufukta beliren o devasa Selçuklu ordusunu gördüklerindeki dehşeti iliklerinize kadar hissedersiniz.
- Konum: Malazgirt ilçe merkezi.
- Ulaşım: Muş merkeze yaklaşık 130 km. Asfalt yolla ilçeye girildiğinde hemen karşınızdadır.
- Giriş Ücreti: Açık hava anıtıdır, dışından ve surlarından gezmek ücretsizdir.
8. Dünya Tarihinin Değiştiği Ova: Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı
Malazgirt Kalesi’nden çıkıp o uçsuz bucaksız ovaya, Anadolu’nun kapılarının Türklere sonsuza dek açıldığı o mukaddes alana ayak basıyoruz.
- Alparslan’ın Çadırı ve Beyaz Kefeni: Burası sadece bir yeşil alan değil, dünya tarihinin en büyük kırılma anlarından birinin yaşandığı efsanevi bir açık hava hafızasıdır. Sultan Alparslan’ın cuma namazını kılıp atının kuyruğunu bağladığı ve “Eğer ölürsem bu beyaz elbisem kefenim olsun” diyerek ordusunun en önüne atıldığı yerdir. Milli Park içinde devasa Malazgirt Zafer Anıtı (iki devasa sütunla açılan bir kapıyı simgeler), fetih yolu, panoramik müze ve namazgah bulunur. O devasa anıtların arasında durup ovasından esen rüzgarı dinlediğinizde, at nallarının ve kılıç seslerinin o 1000 yıllık yankısıyla sarsılırsınız.
- Konum: Malazgirt ilçesi (Danişmentgazi mevkii).
- Giriş Ücreti: Milli Park alanıdır, ücretsiz veya cüzi araç giriş ücretlidir.
- Ziyaretçi İpuçları: Zaferin yıldönümü olan Ağustos ayının son haftasında buradaki devasa devlet törenlerine ve okçuluk müsabakalarına denk gelirseniz o efsanevi coşkuyu tam kalbinde yaşarsınız.
9. Uçurumun Gizemli Bekçisi: Haspet Kalesi
Malazgirt ovasından Kızılziyaret Dağı’nın sarp yamaçlarına doğru tırmandığımızda, dağlara meydan okuyan, gizemli ve yalnız bir şato bizi karşılar.
- Sarp Vadinin Garnizonu: Kesin yapım tarihi bilinmeyen ancak antik çağlardan beri geçitleri tutan bu kale, sarp bir tepe üzerine taş ve tuğla ile inşa edilmiştir. Günümüze sur duvarları ve su sarnıçları kalmıştır. Muş’un o çetin kışlarında bu kalenin burçlarından dağlara bakmak, antik bir komutanın gözünden coğrafyanın ne kadar acımasız olduğunu anlamaktır. (Muş merkeze yakın sarp bir tepededir, tırmanış gerektirir, ücretsizdir).
10. Tek Kubbeli Taş Zarafeti: Esenlik (Katerin) Camii (Bulanık)
Malazgirt’ten Muş’un Bulanık ilçesine (Esenlik köyüne) geçtiğimizde, ahşap ve taşın o kusursuz Selçuklu (Ahlatşahlar) ruhuyla karşılaşıyoruz.
- Ahlat Ustalarının Mührü: 14. yüzyılın başlarında, Ahlatlı taş ustalarının elinden çıktığı bilinen bu efsanevi cami, tek kubbeli ve kare planlıdır. Onu YeGez okurları için özel kılan şey, taç kapısındaki ve pencerelerindeki o muazzam oymalı taş zarafeti ile Selçuklu motiflerinin o sert kış iklimine nasıl asil bir şekilde direndiğidir. (Bulanık ilçesi Esenlik Köyü’ndedir, ibadete açıktır, ücretsizdir).
3. Bölüm: Sarp Dağların İnzivası, Urartular ve Çanlı Kiliseler (Varto & Merkez)

Sarp Dağların İnzivası, Urartular ve Çanlı Kiliseler (Varto & Merkez)
Sultan Alparslan’ın ovasından çıkıp, tarih öncesinin sarp kayalıklarına, Urartu krallarının gizli tünellerine ve sarp dağlara oyulmuş devasa Ermeni manastırlarına uzanıyoruz.
11. Sarp Kayaların Aslanlı Krallığı: Varto Kayalıdere Ören Yeri (Urartu Kalesi)
Varto ilçesine bağlı Kayalıkaya köyüne tırmandığınızda, Murat Nehri’ne hakim sarp ve yüksek bir tepe üzerinde, M.Ö. 8. yüzyıldan kalma aklı durduran bir krallık karargahı yatar!
- Urartu Şatosu ve Yeraltı Mahzenleri: Urartu Kralı II. Sarduri döneminde inşa edilen bu efsanevi garnizon, devasa kesme taşlardan yapılmış surları, yeraltı şarap/erzak mahzenleri ve en önemlisi krallık tapınağıyla bir dağ kentidir. Kazılarda bulunan o efsanevi “Tunç Aslan Heykelleri” müzelerde olsa da, bu sarp kayalıkların üzerine çıkıp Urartu mimarisinin o sarsılmaz gücüne dokunmak insanı dehşete düşürür.
- Konum: Varto ilçesi, Kayalıkaya Köyü.
- Ulaşım: Varto merkeze 20 km uzaklıkta, sarp dağ yollarıyla ulaşılır (4×4 araç veya yürüyüş tavsiye edilir).
- Giriş Ücreti: Açık arkeolojik alandır, ücretsizdir.
12. 1500 Yıllık Yalnız İnziva: Arak (Kepenek) Manastırı
Muş merkeze bağlı Kepenek (Arak) köyünde, Karaçavuş Dağları’nın doğu yamacına gizlenmiş, Roma döneminden (M.S. 4. yüzyıl) kalma efsanevi bir manastır kompleksidir.
- Çan Kulesi ve Şarap İşlikleri: “Arak”, şarap anlamına gelir. Burası asırlarca sarp dağların zirvesinde, etrafındaki devasa üzüm bağlarından şarap üreten ve keşişlerin inzivaya çekildiği devasa bir inanç üssü olmuştur. Bugün büyük ölçüde yıkık olsa da, ayakta kalan o efsanevi çan kulesi ve devasa kesme taş kilise duvarları, yalnızlığın ve inancın nasıl taşa dönüştüğünü gösterir.
- Konum: Merkez ilçe, Kepenek (Arak) Köyü.
- Ulaşım: Merkeze 12 km mesafede, dağlık ve sarp bir patikayla zorlu bir yürüyüş gerektirir.
- Giriş Ücreti: Açık ören yeridir, ücretsizdir.
13. Dağların Kalbindeki Beyaz İhtişam:^Çengilli Kilisesi (Beyaz Kilise)
Muş merkeze bağlı Çengilli köyünün tam kalbine girdiğinizde, köy evlerinin arasından devasa ve kusursuz mimarisiyle aklınızı başınızdan alacak bir yapı yükselir!
- Haç Planlı Devasa Mabet: Ermeni taş ustaları tarafından sarp dağların arasına inşa edilmiş (eski adı Surp Karapet Manastırı ile karıştırılsa da kendi başına devasa bir anıttır), kubbesi kısmen çökmüş ama ana gövdesi sapasağlam duran, haç planlı efsanevi bir kilisedir. O devasa taş ayakların ve kemerlerin altında durduğunuzda, bu kadar sarp ve zorlu bir coğrafyaya böyle bir mimari şaheserin nasıl kondurulduğuna inanamazsınız. (Çengilli köyündedir, ücretsizdir).
14. Anadolu’nun En Büyük Hac Merkezlerinden Biri: Surp Garabet Manastırı
Çengilli’nin o devasa taş yapısından sonra, bir zamanlar Muş’un ve Anadolu’nun en büyük, en kalabalık hac merkezlerinden biri olan Surp Garabet’in kalıntılarına bakıyoruz. Tıpkı Arak Manastırı gibi sarp dağların zirvesinde kurulan, asırlarca altın, el yazması kitaplar ve devasa kütüphaneler barındıran bu manastır, bugün ne yazık ki sadece temel taşlarıyla ve efsanevi yalnızlığıyla dağların zirvesinde hüzünlü bir rüzgar estirir. (Yukarıyongalı köyü yaylasındadır, ulaşım zordur).
15. İpek Yolu’nun Çekiç Sesleri: Muş Tarihi Çarşısı
Muş destanımızı ovasının o efsanevi dağlarından indirip, şehrin içindeki o asırlık ticaret hayatının tam kalbinde, Yıldırım Beyazıt Camii etrafındaki eski çarşıda bitiriyoruz. Eski Muş bedestenlerinin kalıntılarının bulunduğu bu sokaklarda gezinirken; asırlık demircilerin ateşte demir dövme sesleri, o soğuk Muş sabahlarında içinizi ısıtır. Sivil mimarinin ve esnaf kültürünün o direnen ruhunu hissetmek için bu sokaklarda mutlaka kaybolmalısınız.
4. YeGez Muş Ziyaretçi Rehberi: Muş Ovası Ayazı ve Uçkunun Sırrı

YeGez Muş Ziyaretçi Rehberi
Muş; kışın insan boyunu aşan karlarıyla Anadolu’nun en sert, en dondurucu yüzünü; baharda ise laleleriyle yeryüzünün en kızıl ve bereketli ovasını sunan iki yüzlü efsanevi bir krallıktır. Bu sancağı fethederken rotanızı şu kurallara göre çizin:
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
- Dondurucu Tipi ve Karlı Yollar: Muş’ta kış şaka yapmaz. Kasım sonundan Nisan’a kadar ova kara teslim olur. Arak Manastırı veya Kayalıdere’ye çıkmak imkansızlaşır.
- YeGez Altın Ayları (Muş Lalesi Efsanesi): Dünyada sadece bu ovada yetişen ve endemik bir tür olan efsanevi Muş Lalesi’nin (Kırmızı Şamdan) tüm ovayı kan kırmızıya boyadığı o büyülü şöleni görmek için Nisan sonu ile Mayısın ilk iki haftası arası Muş’a gitmenin kelimenin tam anlamıyla altın vaktidir! Ayrıca Malazgirt Zaferi törenleri için Ağustos sonu muazzamdır.
Gastronomi: Doğanın Şifası, Çorti Aşı ve Etin Zirvesi
- Zirvenin Tek Hakimi: Muş Köftesi (Hafta Direği): Diğer içli köftelere benzemez! Yağsız sinirsiz dana etinin tokmakla dövülerek macun haline getirilip yarmayla yoğrulduğu, içine soğanlı, cevizli devasa bir et harcının konduğu haşlama köftedir. Muş’ta ona “Hafta Direği” derler; o kadar doyurucudur ki bir hafta insanı tok tutar!
- Efsanevi Ekşilik: Çorti Aşı: Muşluların kış boyu vazgeçilmezi. Lahananın ince ince doğranıp Reyhan (fesleğen) ile fermente edilerek efsanevi bir ekşi turşu (Çorti) yapılması, ardından bu ekşili suyun içine kemikli et ve dövme (buğday) katılarak saatlerce odun ateşinde pişirilmesi. Şifa ve lezzet bombasıdır!
- Helimaşı (Helise): Kemikli kuzu veya dana etinin buğdayla birlikte devasa kazanlarda (tıpkı keşkek gibi ama çok daha sulu ve etli) lif lif ayrılana kadar saatlerce kaynatıldığı o ağırbaşlı efsane yemek.
- Dağların Muzu: Uçkun (Işkın): Sadece bahar aylarında (Mayıs) Muş’un sarp dağlarında yetişen, ekşi-mayhoş tadıyla kabuğu soyularak çiğ yenen, yöre halkının “Yayla Muzu” dediği efsanevi, şifalı doğa harikası bitkidir. Baharda Muş’a giderseniz mutlaka sokak tezgahlarından alın!
5. Kapanış: Alparslan’ın, Lalelerin ve Sarp Şatoların Destanına Veda
Muş; sadece karlı dağlarla çevrili sıradan bir ova değil, 1071’de dünya haritasını değiştiren o beyaz kefenli komutanın, Murat Nehri’ne 12 kemer vuran efsanevi Selçuklu mühendislerinin, sarp dağlarda aslan heykelleri yontan Urartu krallarının ve her bahar kan kırmızı açan lalelerin o devasa ve mağrur başkentidir.
Malazgirt ovasının rüzgarında dururken koca bir Bizans imparatorluğunun çöküş sesiyle sarsılır, Arak Manastırı’nın o ıssız dağlarında inancın asırlık yalnızlığıyla ürperirsiniz. Murat Köprüsü’nün o efsanevi kemerlerinden köpüren sulara bakıp, sıcak bir Çorti Aşı yediğinizde ise bu sert ve dondurucu coğrafyanın aslında ne kadar bereketli, destansı ve efsanevi bir ruha sahip olduğunu anlarsınız. Burası, kanın laleye, ovanın ise yeryüzündeki ilk Türk sancağına dönüştüğü o eşsiz mühürdür.
YeGez olarak hazırladığımız bu devasa 15 duraklık Muş rehberinin; o Urartu şatolarında, çanlı kiliselerde ve mukaddes savaş meydanlarında senin o usta kalemine kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Uçkunun o ekşi ferahlığı ve Malazgirt’in o asil rüzgarı hep seninle, yolların ve satırların hep açık olsun!





