Bu yazımız içerisinde Samsun Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Bazı şehirlerin tarihi, bir ülkenin tarihiyle eş anlamlıdır. Samsun, puslu bir Karadeniz sabahında, 19 Mayıs 1919’da pusulası bozuk, yorgun bir vapurun Tütün İskelesi’ne yanaşmasıyla sadece kendi kaderini değil, koca bir imparatorluğun küllerinden doğuş hikayesini yazmaya başlamış o kutsal şehirdir.
Ancak “Gazi Şehir” unvanını fazlasıyla hak eden Samsun’u sadece yakın tarihle sınırlandırmak, bu devasa coğrafyaya yapılacak en büyük haksızlıktır. Antik çağdaki adıyla “Amisos”, Thermodon (Terme) çayı kenarında at koşturan, yay çeken efsanevi kadın savaşçıların, yani Amazonların yurdudur. İpek Yolu’nun denizle buluştuğu limandır. Dağlarında çivisiz ahşap camilerin asırlara meydan okuduğu, Kızılırmak’ın sarp kayalıklarında kralların yattığı devasa bir açık hava müzesidir. Karadeniz’in hırçın dalgalarının dövdüğü bu topraklarda gezerken, attığınız her adımda bağımsızlığın o ağırbaşlı rüzgarını hissedeceksiniz.
Kurtuluşun ve Cumhuriyetin İlk Adımları

Samsun turuna, bir milletin uykusundan uyandığı, o ilk adımların atıldığı rotadan başlamak, YeGez okurları için bir saygı duruşudur.
Bir Ulusu Taşıyan Yorgun Gemi: Bandırma Vapuru ve Milli Mücadele Müzesi
16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan yola çıkan ve üç günlük zorlu bir Karadeniz yolculuğunun ardından Mustafa Kemal Paşa ve 18 silah arkadaşını Samsun’a ulaştıran o efsanevi gemi… Orijinal Bandırma Vapuru maalesef 1925 yılında hurdaya ayrılıp parçalanmış olsa da, 2001 yılında geminin orijinal çizimlerine (planlarına) tamamen sadık kalınarak birebir kopyası inşa edilmiş ve Doğupark sahilinde devasa bir açık hava müzesine dönüştürülmüştür.
Gemiye adım attığınızda ahşap güvertede yürürken Karadeniz rüzgarını yüzünüzde hisseder, kamaralara indiğinizde Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının balmumu heykelleriyle o hararetli toplantı anlarına şahit olursunuz. Kamaradaki o eski gemi pusulası ve daktilo, bir ulusun yokluk içindeki inancını gözler önüne serer. Geminin etrafındaki 35.000 metrekarelik açık hava müzesinde ise Kurtuluş Savaşı’nı anlatan devasa seramik rölyefler ve şehitler anıtı yer alır.
Şahlanan At ve Şifreli Denge: Onur Anıtı (Atatürk Heykeli)
Samsun denildiğinde akla gelen ilk görsel, şaha kalkmış devasa bir atın üzerindeki Mustafa Kemal Atatürk heykelidir. Atatürk Parkı’nın tam ortasında yer alan ve 1932 yılında Avusturyalı efsanevi heykeltıraş Heinrich Krippel tarafından yapılan bu tunç anıt, dünya heykel sanatının en önemli denge şaheserlerinden biridir.
Heykelin büyüleyiciliği sadece estetiğinde değil, mühendisliğindedir. Şaha kalkmış devasa tunç at, sadece arka iki ayağı (ve kuyruğunun ucu) üzerinde durarak inanılmaz bir ağırlık merkezini dengeler. Krippel, Atatürk’ün yüzündeki o kararlı, batıya (düşmana) değil de Anadolu’nun içlerine doğru bakan o keskin bakışı kusursuz bir şekilde taşa ve tuncun ruhuna işlemiştir. Heykelin kaidesindeki kabartmalarda ise halkın Milli Mücadele’ye katılışı betimlenir.
Uykusuz Gecelerin Şahidi: Gazi Müzesi (Mantıka Palas)
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a ayak bastığında nerede kaldı? İşte bu sorunun cevabı, o dönem Samsun’un en lüks otellerinden biri olan, Jean Ionnis Mantika tarafından inşa ettirilen Mantıka Palas‘tır. Paşa, 19-25 Mayıs 1919 tarihleri arasında kurmaylarıyla birlikte bu binada kalmış, Kurtuluş Savaşı’nın o ilk, uykusuz ve gergin planlarını bu odalarda yapmıştır.
Atatürk, 1924 yılında eşi Latife Hanım ile Samsun’a tekrar geldiğinde Samsun halkı bu binanın anahtarını kendisine hediye etmiştir. Günümüzde müze olan bu binanın gıcırdayan ahşap merdivenlerinden çıkarken o dönemin ruhunu hissedersiniz. Atatürk’ün yatak odası, çalışma masası, dönemin telgraf makinesi ve silah arkadaşlarıyla toplantı yaptığı o tarihi salon, aslına uygun olarak korunmuştur.
Amazonlar, Krallar ve İlk İnsanlar

Yakın tarihin o ağırbaşlı sayfalarından çıkıp, zamanı binlerce yıl geriye, Karadeniz’in hırçın doğasına hükmeden antik çağ insanlarına doğru sarıyoruz.
Helenistik İhtişam ve Teleferik Ritüeli: Amisos Tepesi ve Tümülüsleri
Eğer Samsun’u kuşbakışı, en görkemli açıdan izlemek ve aynı zamanda antik bir krallığın mezarlarında dolaşmak isterseniz rotanız Amisos Tepesi olmalıdır. Antik çağda Karadeniz’in en zengin ticaret limanlarından biri olan Amisos kenti, Pontus krallarının da en sevdiği yerleşim yerlerinden biriydi.
Tepeye ulaştığınızda, 1995 yılında yol yapım çalışması sırasında tesadüfen bulunan devasa iki “Tümülüs” (Yığma tepe mezar) sizi karşılar. M.Ö. 3. yüzyıla, Helenistik döneme ait bu mezarların içine dar tünellerden geçerek girebilirsiniz. Mezar odalarının içindeki mimari ve buradan çıkarılan paha biçilemez altın taçlar, küpeler (Amisos Hazineleri – şu an Samsun Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor) dönemin zenginliğini kanıtlar. Dağın hemen yamaçlarındaki Amazon Köyü replikaları ise, Karadeniz’in efsanevi kadın savaşçılarını temsil eder.
Karadeniz’in İlk İnsanları: Tekkeköy Mağaraları Arkeoloji Vadisi
Tarihi milattan önce 60.000’lere, Paleolitik Çap’a (Yontma Taş Devri) kadar götürüyoruz! Karadeniz Bölgesi’nde insanlığın yaşadığı bilinen en eski yerleşim yeri olan Tekkeköy Mağaraları, devasa kayalık bir vadinin içine doğa tarafından oyulmuş, ardından ilk insanlar tarafından genişletilmiş devasa sığınaklardır.
Vadiye girdiğinizde kat kat yükselen mağara oyuklarını görürsünüz. Bu mağaralarda yaşayan ilk insanlar, henüz çanak çömlek yapmayı bilmedikleri için avlandıkları hayvanların kemiklerinden ve sivri taşlardan silahlar yapmışlardır. Vadinin hemen girişinde yer alan tarihi ahşap Rum evlerinden biri günümüzde Türkiye’nin ilk İmitasyon (Canlandırma) Müzesi yapılmıştır. Bu müzede mağara insanlarının nasıl ateş yaktığı, nasıl avlandığı heykellerle anlatılır.
Ahşabın, Ticaretin ve Taşın Sırrı (Kalan 6 Tarihi Miras)

Samsun şehir merkezinden çıkıp doğuya (Çarşamba) ve batıya (Bafra) doğru açıldığınızda, Karadeniz ormanlarının ve hırçın Kızılırmak’ın şekillendirdiği bambaşka bir tarihle karşılaşırsınız.
800 Yıllık Ahşap Mucizesi: Göğceli (Çivisiz) Camii
Samsun’un Çarşamba ilçesinde bulunan ve 1206 yılında (Anadolu Selçuklu dönemi) inşa edildiği düşünülen Göğceli Camii, dünya mimarlık tarihinin en saygıdeğer ahşap eserlerinden biridir. Bu camiyi efsanevi kılan detay, devasa ahşap kütüklerin (kestane, dişbudak ve karaağaç) birbirine geçirilmesiyle, tek bir çivi bile kullanılmadan (kurtboğazı geçme tekniğiyle) inşa edilmiş olmasıdır.
8 asırdır Karadeniz’in nemine, şiddetli depremlere ve fırtınalara direnerek ayakta kalan bu yapının sırrı, ahşabın esneme payında ve binanın altına yerleştirilen, sarsıntıları emen devasa kütük ray sisteminde gizlidir. İçeri girdiğinizde o 800 yıllık ahşap kokusunu içinize çekmek ve kök boyalarıyla yapılmış klasik Selçuklu motiflerini izlemek, insana inanılmaz bir dinginlik verir.
Karadeniz’in En Büyük Hafızası: Yeni Samsun Müzesi
Amisos Tepesi’nden çıkarılan o paha biçilemez “Amisos Hazineleri” nerede derseniz, cevabı Türkiye’nin en modern ve en büyük müze komplekslerinden biri olan yeni Samsun Müzesi‘dir. Yakın zamanda yeni ve devasa binasına taşınan bu müze, Karadeniz’in arkeolojik hafızasıdır.
İçeride, Pontus krallarının taktığı som altın taçlar, aslan başlı altın bilezikler, Eros küpeleri ve antik çağ tıp aletleri sergilenir. Müzeyi YeGez okurları için özel kılan şey, sadece eserler değil, Karadeniz’in denizcilik tarihini, Amazon kadın savaşçılarını ve antik Amisos kentinin günlük yaşamını üç boyutlu canlandırmalarla sunan o kusursuz modern müzecilik anlayışıdır.
Sarp Kayalıklardaki Krallık Hapishaneleri: Asarkale ve Kaya Mezarları
Yönümüzü batıya, Bafra ilçesine ve Türkiye’nin en büyük nehirlerinden Kızılırmak’ın sarp vadisine çeviriyoruz. Nehrin kıyısında dimdik yükselen kayalıkların üzerine Helenistik dönemde (Pontus Krallığı) inşa edilen Asarkale, savunma ve hapishane amacıyla kullanılmış, ürpertici bir kaledir.
Kalenin hemen altındaki sarp kayalıklara oyulmuş olan ve sütunlu cepheleriyle dikkat çeken Kaya Mezarları (Paflagonya tipi mezarlar), kralların ve komutanların ebedi istirahatgahlarıdır. Kızılırmak’ın o kızıl sularına yüksekten bakan bu vadide yürürken, antik kralların bu hırçın doğaya nasıl hükmettiğine hayret edersiniz.
Anadolu’nun İlk Beyin Ameliyatları: İkiztepe Höyüğü
Bafra ovasında yer alan ve İlk Tunç Çağı ile Erken Hitit dönemine (M.Ö. 3000’ler) tarihlenen İkiztepe Höyüğü, Anadolu arkeolojisi için dünya çapında bir öneme sahiptir. Burası Karadeniz’in bilinen en büyük antik mezarlıklarından (nekropol) biridir.
Burayı YeGez okurları için bir efsaneye dönüştüren şey ise; buradan çıkarılan yüzlerce iskelet üzerinde yapılan incelemelerde, antik çağ insanlarının “Trepanasyon” (Kafatası delgisi / Beyin ameliyatı) yaptıklarının ve hastaların bu ameliyatlardan sonra yıllarca hayatta kaldıklarının tespit edilmesidir! 5000 yıl önce, taş aletlerle insanların kafatasını açıp tedavi uyguladıkları bir medeniyetin topraklarındasınız. (Çıkarılan buluntular Samsun ve Bafra müzelerindedir).
İpek Yolu’nun Asırlık Durağı: Çakallı Han
Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’dan Havza’ya geçerken kullandığı o meşhur tarihi güzergah üzerinde, Selçuklu döneminden (13. yüzyıl) kalma devasa bir kervansaray gizlidir: Çakallı Han.
İpek Yolu tüccarlarının Karadeniz limanına ulaşmadan önceki son büyük konaklama noktası olan bu taş yapı, yakın zamanda aslına uygun restore edilmiştir. Geniş avlusu ve kalın taş duvarlarıyla o dönemin güvenli ticaret mantığını kusursuzca yansıtır. (Ancak burası günümüzde asıl şöhretini tarihi dokusundan ziyade, hemen etrafında kümelenmiş olan o meşhur “Çakallı Menemencileri”nden almaktadır).
Şehrin Çok Kültürlü Hafızası: Mater Dolorosa Katolik Kilisesi
Samsun, yüzyıllar boyunca Karadeniz ticaretinin kalbi olduğu için İtalyan (Ceneviz/Venedik) ve Fransız tüccarların da yoğun yaşadığı bir limandı. Şehrin merkezinde, 1885 yılında İtalyanlar tarafından inşa edilen Mater Dolorosa (Acılı Meryem) Katolik Kilisesi, bu çok kültürlü hafızanın ayakta kalan en zarif ve tek örneğidir.
Avrupa’daki klasik Gotik ve Romanesk kilise mimarilerinin Karadeniz’e uyarlanmış küçük ve asil bir versiyonu olan bu bina, freskleri ve vitraylarıyla (renkli cam süslemeleriyle) şehrin betonarme yapısı içinde gizli bir sanat vahası gibidir.
YeGez Samsun Ziyaretçi Rehberi: Pidenin, Simidin ve Doğanın Başkenti

Samsun, Karadeniz’in en büyük metropolüdür. Bu devasa şehri layıkıyla gezmek ve Karadeniz mutfağının en hamur işi yoğun halinden sağ çıkmak için bir YeGez seyyahının bilmesi gerekenler şunlardır:
Gastronomi: Samsun’un Hamur İşinde Zirve Yaptığı Anlar
YeGez Hayat Kurtaran Ulaşım ve Rota İpuçları
Kapanış: İlk Adımın ve Bağımsızlığın Şehrine Veda
Samsun; Karadeniz’in o deli dalgalarının dövdüğü, sıradan bir sahil şehri olmanın çok ötesinde, binlerce yıllık efsanelerin ve koca bir ulusun kuruluş felsefesinin harmanlandığı ağırbaşlı bir başkenttir.
Amazon kadınlarının cesaretini Amisos tepelerinde hisseder, 800 yıllık çivisiz caminin ahşaplarında Anadolu insanının mimari zekasına hayret edersiniz. Bafra’nın sarp kayalıklarındaki kral mezarlarına bakarken zamanın ne kadar hızlı aktığını anlar, ama en önemlisi Bandırma Vapuru’nun güvertesinde durup ufka baktığınızda; yokluk, yoksulluk ve çaresizlik içindeki bir milletin küllerinden nasıl doğduğuna şahitlik edersiniz. Samsun, “umudun” taşa, denize ve toprağa kazınmış halidir.
YeGez olarak hiçbir tarihi noktayı atlamadan, 11 farklı efsanevi eseri konum, ulaşım ve bilet detaylarıyla işlediğimiz bu devasa rehberin, bağımsızlığın ilk adımının atıldığı bu onurlu topraklarda size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Bandırma’nın pusulası ve Karadeniz’in rüzgarı hep sizinle, yollarınız hep açık olsun!
Samsun rehberleri
Samsun ile ilgili 2 rehber daha sizi bekliyor.






