Bu yazımız içerisinde Mardin Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Bazı şehirler toprağın üzerine inşa edilir, Mardin ise toprağın ve taşın bizzat kendisidir. Mazıdağı’nın güney yamaçlarına, uçsuz bucaksız Mezopotamya Ovası’na karşı basamak basamak dizilmiş bu sarı kalker taşından evlerin hiçbiri, diğerinin manzarasını, rüzgarını ve güneşini kesmez. Bu, sadece bir mimari kural değil; asırlardır bu topraklarda yaşayan Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve Süryanilerin birbirine duyduğu o derin saygının taşa kazınmış halidir.
Mardin sokaklarında yürürken yönünüzü bulmak için tabelalara değil, seslere ve kokulara güvenirsiniz. Bir köşeyi döndüğünüzde burnunuza Süryani çöreğinin kokusu gelir, bir Abbara’nın (taş tünel) altından geçerken çekiçle bakıra Şahmeran işleyen ustanın ritmine şahit olursunuz. Gündüz güneşin altında o sarı taşlar adeta altın gibi parlar, “Gündüz Seyranlık” olur; gece olduğunda ise ovanın karanlığında yanan ev ışıkları uzaktan bakıldığında gökyüzündeki yıldızlar gibi parlar ve şehri bir “Gerdanlık”a dönüştürür.
YeGez olarak hazırladığımız bu 20 duraklık devasa rehberde, sizi sadece dar sokaklarda fotoğraf çekilmeye değil; kemiklerle dolu yeraltı zindanlarına inmeye, suyun felsefesini anlatan medreselerde soluklanmaya ve telkarinin o incecik gümüş iplerinde kaybolmaya davet ediyoruz!
Bölüm: Taşın Dantel Gibi İşlendiği İslami Şaheserler (Merkez)

Mardin’in tarihi silüetini oluşturan o dilimli minareler ve devasa medreseler, Artuklu ve Akkoyunlu beyliklerinin Anadolu’ya bıraktığı en büyük miraslardır.
Şehrin Ufuk Çizgisi: Mardin Ulu Camii (Cami-i Kebir)
Mardin fotoğraflarına baktığınızda, o üst üste yığılmış taş evlerin arasından gökyüzüne doğru incecik ve zarif bir şekilde yükselen o meşhur dilimli minare işte bu camiye aittir. 12. yüzyılda Artuklular döneminde inşa edilen Ulu Camii, şehrin kalbidir ve en eski camisidir.
Suyun Felsefesi ve Kanlı Gömlek: Kasımiye Medresesi
Eğer Mardin’de sadece tek bir medrese görme hakkınız olsaydı, bu kesinlikle 15. yüzyılda Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey tarafından yaptırılan Kasımiye Medresesi olmalıydı. İki katlı, tek açık avlulu bu muazzam eğitim yuvası, sadece bir bina değil, taşa ve suya kazınmış devasa bir tasavvuf dersidir.
Timur’un Zindanı, Gökyüzünün Gözlemcisi: Zinciriye (İsa Bey) Medresesi
Şehrin en üst noktalarına, Mardin Kalesi’nin hemen eteklerine tırmandığınızda, uzaktan bakıldığında dilimli iki devasa kavunu andıran kubbeleriyle Zinciriye Medresesi karşınıza çıkar. 1385 yılında Artuklu Sultanı Melik Necmeddin İsa tarafından yaptırılmıştır.
Ermeni Mimarın Zarif Mührü: Şehidiye Camii ve Medresesi
Birinci Cadde üzerinde yürürken PTT binasının hemen karşısında yer alan Şehidiye Camii, 13. yüzyılda yine Artuklular tarafından inşa edilmiştir. Ancak bu yapıyı benzersiz kılan şey, asırlar sonra (1916 yılında) camiye eklenen o efsanevi minaresidir.
Kutsal Ayak İzi: Hatuniye Medresesi (Sitti Radviyye)
Şehidiye Camii’nden biraz daha ilerlediğinizde, 1177 yılında Artuklu hükümdarı Kutbeddin İlgazi’nin annesi Sitti Radviyye adına yaptırılan bu asil medreseye ulaşırsınız.
Bölüm: Süryani Hafızası ve Asırlık Manastırlar

Mardin’i Mardin yapan en büyük özellik, taşın sadece İslam ile değil, Hristiyanlığın en kadim mezheplerinden biri olan Süryanilik ile de bir dantel gibi işlenmiş olmasıdır. Asırlardır çan sesiyle ezan sesinin birbirine karıştığı o efsanevi manastırların kapılarını aralıyoruz.
Güneş Tapınağının Üzerindeki Sarı Efsane: Deyrulzafaran Manastırı
Şehrin merkezinden çıkıp Mezopotamya ovasına doğru hafifçe indiğinizde, dağların arasına gizlenmiş devasa, sapsarı bir şato karşınıza çıkar. 5. yüzyılda inşa edilen Deyrulzafaran Manastırı, tam 640 yıl boyunca dünya Süryani Kadim Ortodoks Patrikhanesi’nin merkezi (Vatikan’ı) olmuş, yeryüzünün en kutsal yapılarından biridir.
Kırk Şehit Askerin Anısı: Mor Behnam (Kırklar) Kilisesi
Mardin’in daracık taş sokaklarında, Birinci Cadde’nin hemen arkasında yürürken duyacağınız o asil çan sesi sizi 6. yüzyıldan kalma Mor Behnam Kilisesi’ne (Kırklar Kilisesi) götürür.
Kudüs’ten Sonraki En Büyük Hac Merkezi: Mor Gabriel Manastırı (Midyat)
Mardin merkezden 1.5 saatlik bir yolculukla telkarinin başkenti Midyat’a geçiyoruz. Midyat’ın biraz dışında, meşe ormanlarının arasında yükselen Mor Gabriel (Deyrulumur) Manastırı, M.S. 397 yılında kurulmuş olup dünyanın ayakta kalan en eski Süryani Ortodoks manastırıdır! (Yunanistan’daki meşhur Athos Dağı manastırlarından bile 400 yıl daha eskidir).
Silüetin Zarif Dokunuşu: Meryem Ana Kilisesi ve Katolik Patrikhane
Mardin silüetini izlerken dikkatinizi minarelerin arasında yükselen çok zarif, kemerli bir çan kulesi çeker. 1895 yılında inşa edilen bu bina, Mardin’deki Süryani Katolik cemaatinin merkezidir. Akustiği öylesine muazzam tasarlanmıştır ki, içeride fısıldadığınız bir dua bile kubbelerde yankılanır. Günümüzde müze ve kültür merkezi olarak da Hristiyanlık hafızasını sergilemektedir.
Bölüm: Antik Çağın İzleri ve Dünyanın İlkleri

Mardin sadece İslam ve Süryani tarihi değil; aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun uç karakollarına, devasa yeraltı sarnıçlarına ve dünyanın “ilk” üniversitelerine de ev sahipliği yapar.
Mezopotamya’nın Efes’i ve Kemik Tarlaları: Dara Antik Kenti
Sizi uyarıyorum Fatih, bu antik kent Türkiye’de bugüne kadar gördüğünüz hiçbir yere benzemez! Mardin’in 30 km güneydoğusunda, Suriye sınırına sıfır noktasında yer alan Dara Antik Kenti, Doğu Roma İmparatorluğu’nun Sasanilere (Farslara) karşı kurduğu en büyük askeri garnizon kentidir.
Dünyanın İlk Üniversitesi: Mor Yakup Kilisesi (Nusaybin)
Rotamızı Suriye sınırının tam sıfır noktasına, Nusaybin’e çeviriyoruz. 4. yüzyılda inşa edilen Mor Yakup Kilisesi, sadece bir ibadethane değil, dünyanın bilinen ilk eğitim üniversitelerinden biridir (Nisibis Akademisi)!
Duvar Duvara Hoşgörü: Zeynel Abidin Camii Külliyesi
Mor Yakup Kilisesi’nin duvarlarına sırtınızı verdiğinizde, hemen yanınızda (aynı avluyu paylaşacak kadar iç içe) Zeynel Abidin Camii’ni görürsünüz. Hz. Muhammed’in 13. kuşaktan torunu olan Zeynel Abidin’in türbesinin de bulunduğu bu cami, Mor Yakup ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ndedir. İki farklı inancın ulu mabetlerinin yüzyıllardır sınırın sıfır noktasında duvar duvara barış içinde beklemesi, “Mardin felsefesinin” taşa dökülmüş en net kanıtıdır.
Timurlenk’in Alamadığı Sarp Efsane: Mardin Kalesi (Kartal Yuvası)
Şehrin tam tepesinde, Mezopotamya’ya bir kartal gibi bakan o sarp kayalıkların zirvesi Mardin Kalesi‘dir (Kartal Yuvası).
Bölüm: Sivil Mimari, Çarşılar ve Labirent Sokaklar

Mardin’i bir müze şehir yapan şey sadece camileri veya kiliseleri değil, halkın içinde yaşadığı evlerin, altından geçtiği tünellerin ve alışveriş yaptığı çarşıların bizzat kendisidir.
Taşın Altındaki Gizli Geçitler: Tarihi Mardin Sokakları ve Abbaralar
Mardin’in tarihi merkezinde (Eski Mardin) arabaların giremediği, ulaşımın asırlardır sadece yük taşıyan katırlarla ve insan gücüyle yapıldığı binlerce dar, merdivenli sokak vardır. Ancak bu sokakların en büyük efsanesi “Abbara” adı verilen taş tünellerdir.
Telkarinin ve Taşın Şatosu: Midyat Konukevi (Sıla Konağı)
Mardin merkezden Süryanilerin diyarı Midyat’a geçtiğimizde, taşın (Kator taşının) nasıl bir mücevher gibi işlendiğine şahit olursunuz. Televizyon dizilerinin vazgeçilmez mekanı olan, üç katlı ve devasa teraslı Midyat Konukevi, sivil mimarinin ulaşabileceği en tepe noktalardan biridir.
Şahmeran’ın Evi: Revaklı Çarşı (Sipahiler) ve Bakırcılar Çarşısı
Mardin Birinci Cadde üzerinde yürürken duyduğunuz o ritmik çekiç sesleri sizi doğrudan Bakırcılar Çarşısı’na ve onun hemen bitişiğindeki tonozlu (kemerli) Revaklı Çarşı’ya çeker.
İpek Yolu’nun Menzili: Surur Hanı
Revaklı Çarşı’nın hemen yakınında, 17. yüzyılda (Osmanlı dönemi) inşa edilmiş, iki katlı ve dikdörtgen planlı devasa bir kervansaray gizlidir. Surur Hanı, İpek Yolu tüccarlarının develeriyle gelip konakladığı, alt katta hayvanların bağlandığı, üst katta ise tüccarların uyuduğu klasik bir Osmanlı hanıdır. Günümüzde restore edilmiş bu devasa avluda oturup, tarihi taşların arasında kahve içmek ve yöresel sabunların, şalların satıldığı dükkanları gezmek harika bir moladır.
Turistlerden Uzak, Bozulmamış Minyatür: Savur Evleri ve Hacı Abdullah Bey Konağı
Mardin merkezdeki o inanılmaz turist kalabalığından yorulduysanız, şehrin 45 km kuzeyindeki Savur ilçesine gitmelisiniz. Savur, Mardin’in kelimenin tam anlamıyla “minyatür ve bozulmamış” ikizidir.
Hikayesi: Aynı sarı taş mimarisi, aynı dik yamaçlar ve aynı dar sokaklar burada da vardır ama inanılmaz bir sessizlik hakimdir. Bu ilçenin tacı ise, devasa kapıları, ahşap tavan işlemeleri ve asırlık eşyalarıyla asilzadeliğin sembolü olan Hacı Abdullah Bey Konağı’dır. Konağın pencerelerinden Savur ovasına bakarken, zamanın 19. yüzyılda durduğunu hissedersiniz.
Eski Patrikhane Binası: Mardin Müzesi
Cumhuriyet Meydanı’nın hemen arkasında, 1895 yılında Antakya Süryani Katolik Patrikhanesi olarak inşa edilen o görkemli bina, günümüzde Mardin Müzesi‘ne ev sahipliği yapar. Hem binanın o revaklı, sütunlu mimarisi baş döndürücüdür hem de içinde sergilenen Girnavaz Höyüğü tabletleri, eski çağlardan kalma takılar ve heykeller, Mezopotamya’nın o köklü hafızasını gözler önüne serer. Müzekart geçerlidir.
Süvari Kışlasından Sanata: Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi
Şehrin merkezinde, II. Abdülhamid döneminde (1889) ordunun süvari birliği kışlası olarak (Mimar Lole tarafından) inşa edilen bu devasa ve görkemli yapı, günümüzde çok modern bir kent müzesine dönüştürülmüştür. Mardin’in etnik yapısını, zanaatlarını (bakırcılık, gümüşçülük, taş ustalığı) anlatan harika canlandırmaların yanı sıra, alt katındaki sanat galerisinde çok önemli sergilere ev sahipliği yapar. Müzekart geçmez, biletlidir.
YeGez Mardin Ziyaretçi Rehberi: İklim ve Mezopotamya Sofrası

Mardin, ovaya bakan konumu ve binlerce yıllık mutfak kültürüyle sizi hem zorlayan hem de büyüleyen bir şehirdir. Bu efsanevi şehri hakkıyla yaşamak için şu kurallara riayet etmek şarttır:
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
Gastronomi: Farklı İnançların Aynı Tencerede Kaynaması
Kapanış: Mezopotamya’ya Tepeden Bakan Kartala Veda
Mardin; sadece üst üste dizilmiş taş evlerden ibaret bir şehir değil, insanlığın birbirine tahammül etmeyi değil, birbirini sevmeyi ve aynı avluyu paylaşmayı öğrendiği devasa bir okuldur.
Kasımiye Medresesi’nde suyun ömrümüzü nasıl özetlediğini izlerken gözyaşlarınızı tutamaz, Dara’nın kemik tarlalarında yaşamın ve ölümün o ince çizgisine şahit olursunuz. Mor Gabriel’de 1600 yıllık Süryani çanlarının sesini dinler, Ulu Cami’nin gölgesinde güvercinlerin Mezopotamya ovasına doğru kanat çırpışını izlerken kendinizi zamanın tamamen dışında hissedersiniz. Mardin, toprağın taşa, taşın ise şiire dönüştüğü yeryüzündeki tek yerdir.
YeGez olarak hazırladığımız bu 20 duraklık, Türkiye’nin en devasa ve en detaylı Mardin rehberinin; daracık sokaklarda ve abbaraların altında size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Şahmeran’ın bereketi ve ovanın rüzgarı hep sizinle, yollarınız hep açık olsun!
Mardin rehberleri
Mardin ile ilgili 2 rehber daha sizi bekliyor.







