
- 1. 1. Bölüm: Şövalyelerin Gölgeleri ve Dünyanın Yedi Harikası (Bodrum)
- 1.1. 1. Şövalyelerin Taştan Bekçisi: Bodrum Kalesi ve Sualtı Arkeoloji Müzesi
- 1.2. 2. Yeryüzünden Silinen Efsane: Halikarnas Mozolesi
- 1.3. 3. Deniz Manzaralı Helenistik Zarafet: Bodrum Antik Tiyatrosu
- 1.4. 4. İskender’in Kanlı Hendekleri: Myndos Kapısı
- 2. 2. Bölüm: Hayalet Köyler ve Dağlara Oyulmuş Tapınaklar (Fethiye)
- 2.1. 5. Mübadelenin Sessiz Çığlığı: Kayaköy (Karmylassos)
- 2.2. 6. Krallara Layık Tapınak Mezarlar: Amyntas Kaya Mezarları
- 2.3. 7. Likya’nın Kutsal Kalbi: Letoon Antik Kenti (UNESCO)
- 2.4. 8. Uçan At Pegasus’un Diyarı: Tlos Antik Kenti
- 3. 3. Bölüm: Gladyatörlerin, Aşkın ve Sanatın Şehirleri (Milas, Yatağan & Datça)
- 3.1. 9. Gladyatörlerin ve Aşkın Şehri: Stratonikeia Antik Kenti
- 3.2. 10. Ay Işığının ve Büyünün Tanrıçası: Lagina Hekate Tapınağı
- 3.3. 11. Ege ve Akdeniz’in Öpüştüğü Uç: Knidos Antik Kenti (Datça)
- 3.4. 12. Anadolu’nun En Zarif İncisi: Euromos (Zeus Lepsynos Tapınağı)
- 3.5. 13. Sarp Kayalıklardaki Türk-İslam Başkenti: Beçin Kalesi
- 4. 4. Bölüm: Nehirlerin Sırrı, Kralların Mezarları ve Eski Muğla Evleri
- 4.1. 14. Sazlıkların ve Kralların Labirenti: Kaunos Antik Kenti (Dalyan)
- 4.2. 15. Kanuni’nin Rodos Üssü: Marmaris Kalesi ve Hafsa Sultan Kervansarayı
- 4.3. 16. Kleopatra’nın Altın Kumları: Sedir Adası (Kedrai)
- 4.4. 17. Ahşabın ve Bacaların Zarafeti: Saburhane Meydanı ve Tarihi Muğla Evleri
- 5. 5. YeGez Muğla Ziyaretçi Rehberi: İklim Stratejisi ve Ege Sofrası
- 5.1. İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
- 5.2. Gastronomi: Zeytinyağının ve Otların Efsanesi
- 6. 6. Kapanış: Turkuazın ve Mermerin Destanına Veda
Bu yazımız içerisinde Muğla Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Muğla’nın sınırlarından içeri girdiğinizde, sadece Türkiye’nin en uzun sahil şeridine sahip şehrine değil, aynı zamanda antik dünyanın en savaşçı, en sanatkar ve en mistik medeniyetlerinin beşiğine adım atarsınız. Coğrafyası öylesine dağlık, ormanlık ve koylarla parçalanmıştır ki, antik dönemde bu bölgenin kuzeyini “Karialılar”, güneyini ise “Likyalılar” yurt edinmiştir.
Burası sıradan bir tatil beldesi değildir; Büyük İskender ordularıyla geldiğinde kapılarında aylarca bekletilmiş, Romalı gladyatörler en kanlı dövüşlerini buradaki arenalarda yapmış ve St. Jean Şövalyeleri denizden gelebilecek saldırılara karşı devasa kaleleri bu topraklara dikmiştir. Günümüzde şezlongların ve yatların işgal ettiği o koylarda, aslında binlerce yıllık batık şehirler ve tanrılara adanmış tapınaklar yatmaktadır.
YeGez olarak hazırladığımız bu devasa rehberde, sizi sadece denize girmeye değil; dünyanın yedi harikasından birinin kalıntılarına dokunmaya, terk edilmiş hayalet bir köyün o ürpertici sessizliğini dinlemeye ve dağların zirvesinden Ege ile Akdeniz’in kesiştiği noktadaki o antik bilim merkezine doğru unutulmaz bir yolculuğa davet ediyoruz!
1. Bölüm: Şövalyelerin Gölgeleri ve Dünyanın Yedi Harikası (Bodrum)

Şövalyelerin Gölgeleri ve Dünyanın Yedi Harikası (Bodrum)
Muğla tarihine, antik çağdaki adıyla Halikarnassos’tan, yani bugünün Bodrum’undan başlıyoruz. Burası sadece bembeyaz evleriyle değil, şövalyelerin ve kralların amansız mimari yarışıyla şekillenmiş bir coğrafyadır.
1. Şövalyelerin Taştan Bekçisi: Bodrum Kalesi ve Sualtı Arkeoloji Müzesi
Bodrum merkeze iner inmez, iki limanın arasındaki o devasa yarımadada tüm heybetiyle sizi karşılayan yapı Bodrum Kalesi‘dir (St. Peter Kalesi). 1402 yılında St. Jean Şövalyeleri tarafından inşasına başlanan bu kale, dönemin Hristiyan dünyasının denizdeki en sarsılmaz ileri karakoluydu.
Hikayesi ve Çalınan Taşlar: Kalenin inşası öylesine acele ve büyüktü ki, şövalyeler kaleyi yaparken dünyanın yedi harikasından biri olan (ve o dönemde depremlerle yıkılmış olan) Halikarnas Mozolesi’nin paha biçilemez mermer sütunlarını ve taşlarını sökerek kale duvarlarına yapı taşı olarak kullanmışlardır! Kalenin surlarında gezerken İngiliz, Fransız, İtalyan ve Alman kulelerini görebilirsiniz.
Dünyanın En Önemli Sualtı Müzesi: Kale günümüzde sadece tarihi bir askeri üs değil, dünyanın en büyük ve en önemli Sualtı Arkeoloji Müzelerinden birine ev sahipliği yapar. İçeri girdiğinizde, denizlerin dibinden çıkarılan, 3300 yıllık efsanevi Uluburun Batığı’nı, kraliçelerin som altın mücevherlerini ve binlerce antik amforayı gördüğünüzde nefesiniz kesilir.
Konum: Bodrum ilçe merkezi, Çarşı Mahallesi.
Ulaşım: Bodrum merkezdeyseniz yürüyerek 5 dakikada ulaşılır. Şehrin tam kalbindedir.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, Müzekart geçerlidir. (Kalenin ve müzenin tamamını gezmek en az 2-3 saat sürer).
2. Yeryüzünden Silinen Efsane: Halikarnas Mozolesi
Dünyanın Yedi Harikası’ndan birinin Bodrum’da olduğunu bilmek ve onun bulunduğu alana gidip boşlukla karşılaşmak, YeGez okurları için tarihin en hüzünlü deneyimlerinden biridir.
Hikayesi: M.Ö. 350 yılında Karia Kralı Mausolos için kız kardeşi (ve eşi) Artemisia tarafından yaptırılan bu anıt mezar, Yunan mimarisiyle Mısır piramitlerinin o muazzam birleşiminden oluşuyordu. 45 metre (yaklaşık 15 katlı bir bina) yüksekliğindeki bu mermer şaheser, tepesindeki at arabası heykeliyle antik dünyayı büyülüyordu. Öyle ki, “Mozole” kelimesi dünyadaki tüm anıt mezarlara adını veren kelime olmuştur (Mausoleum).
Günümüzdeki Durumu: Yüzlerce yıl ayakta kalan bu harika, 13. yüzyıldaki büyük Anadolu depremiyle yerle bir olmuş, sonrasında gelen St. Jean şövalyeleri de yıkıntıların taşlarını Bodrum Kalesi’ni yapmak için yağmalamışlardır. Geriye kalan paha biçilemez friz ve heykeller ise 19. yüzyılda İngilizler tarafından British Museum’a götürülmüştür. Bugün açık hava müzesi olan bu alanda, yapının sadece temellerini, devasa çukurunu ve mimarisini anlatan harika maketleri görebilirsiniz.
Konum: Bodrum ilçe merkezi, Tepecik Mahallesi, Turgutreis Caddesi (Bodrum Kalesi’ne yürüyüş mesafesinde).
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlı ören yeridir, Müzekart geçerlidir.
3. Deniz Manzaralı Helenistik Zarafet: Bodrum Antik Tiyatrosu
Halikarnas’ın o muazzam zenginliğinden günümüze en sağlam şekilde ulaşabilmiş tek devasa yapı Antik Tiyatro‘dur. Kral Mausolos döneminde (M.Ö. 4. yüzyıl) başlanıp Roma döneminde genişletilen bu tiyatro, Bodrum Limanı’na ve Bodrum Kalesi’ne tepeden bakan, dünyadaki en güzel manzaralı tiyatrolardan biridir.
Ziyaretçi Ritüeli: 13.000 kişi kapasiteli bu tiyatronun basamaklarına oturduğunuzda, karşınızdaki Ege Denizi’nin maviliğiyle antik taşların o sıcak sarı renginin nasıl kusursuzca birleştiğini görürsünüz. Günümüzde hala yaz aylarında muazzam konserlere ve festivallere ev sahipliği yapmaktadır.
Konum: Bodrum ilçe merkezi, Kıbrıs Şehitleri Caddesi (Ana yol) üzeri.
Ulaşım: Bodrum içinden geçen ana yolun tam kenarında olduğu için araçla geçerken anında görülür, önünde araç cebi vardır. Merkezden 10-15 dakikalık hafif bir yokuş yürüyüşüyle de ulaşılır.
Giriş Ücreti: Açık hava anıtı olduğu için gündüz ziyaretleri genellikle ücretsizdir.
4. İskender’in Kanlı Hendekleri: Myndos Kapısı
Bodrum’dan Gümbet’e doğru giderken karşınıza çıkan taş yıkıntıları, sıradan eski duvarlar değil; M.Ö. 334 yılında dünyayı dize getiren Büyük İskender’i bile kapısında aylarca durduran ve terleten o efsanevi Myndos Kapısı‘dır.
Hikayesi: Kral Mausolos’un şehri korumak için yaptırdığı bu devasa batı kapısının önünde 8 metre derinliğinde ve 15 metre genişliğinde ölümcül bir savunma hendeği vardı. İskender’in askerleri gece saldırısında bu hendeğe düşmüş ve binlerce asker birbirini ezip veya boğularak ölmüştür. Kapının etrafındaki antik mezarlar (Nekropol) ve o kanlı hendeğin izleri hala görülebilir.
Konum: Bodrum, Gümbet kavşağı yakınları, Turgutreis Caddesi üzeri.
Giriş Ücreti: Açık alanda yer alan bir kalıntı olduğu için gezmek ücretsizdir.
2. Bölüm: Hayalet Köyler ve Dağlara Oyulmuş Tapınaklar (Fethiye)

Hayalet Köyler ve Dağlara Oyulmuş Tapınaklar (Fethiye)
Bodrum’un bembeyaz evlerini geride bırakıp, Muğla’nın doğusuna, sarp dağların denize dik indiği, Likya medeniyetinin ve çok kültürlü hüznün kalbi olan Fethiye’ye (Antik Telmessos) geçiyoruz.
5. Mübadelenin Sessiz Çığlığı: Kayaköy (Karmylassos)
Fethiye’ye giden hiçbir YeGez okuru, Hisarönü’nün hemen arkasındaki dağ yamacında yatan o ürpertici ve hüzünlü manzarayı görmeden geri dönemez. Çam ormanlarının ortasında, birbiri üstüne yığılmış, çatısız ve kapısız yaklaşık 3.500 adet taş evden oluşan devasa bir Hayalet Köy sizi karşılar: Kayaköy.
Hikayesi: Antik Karmylassos kenti üzerine kurulan “Levissi”, Rumların ve Türklerin yüzlerce yıl barış içinde yaşadığı zengin ve çok kültürlü bir köydü. Öyle ki, köyde eczaneler, matbaalar ve devasa kiliseler vardı. Ancak 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile buradaki Rumlar zorla Yunanistan’a gönderildi. Onların yerine getirilen Balkan Türkleri ise buradaki yamaç yaşamına uyum sağlayamayıp köyü terk edince, evlerin ahşap çatıları ve kapıları zamanla çürüdü, geriye bu hüzünlü taş iskeletler kaldı. (Louis de Bernières’in ünlü Kanatsız Kuşlar romanı tam olarak bu köyü ve o acı dönemi anlatır).
Konum: Fethiye ilçesi, Kayaköy Mahallesi. (Ölüdeniz’e çok yakındır).
Ulaşım: Fethiye merkezden veya Hisarönü’nden kalkan Kayaköy dolmuşlarıyla orman içindeki o virajlı ama keyifli yoldan 15 dakikada ulaşılır.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, Müzekart geçerlidir. (Yukarıdaki büyük kiliseye doğru tırmanırken taşlı ve sarp yollardan geçeceğiniz için spor ayakkabı şarttır).
6. Krallara Layık Tapınak Mezarlar: Amyntas Kaya Mezarları
Fethiye şehir merkezinde (Paspatur çarşısında) gezerken başınızı dağlara doğru kaldırdığınızda, kayalara oyulmuş, adeta bir Yunan tapınağını andıran devasa sütunlu yapıların şehre yukarıdan baktığını görürsünüz. Bunların en büyüğü ve en görkemlisi M.Ö. 4. yüzyıldan kalma Amyntas Kaya Mezarı‘dır.
Hikayesi: Antik Telmessos kentinin kralları ve soyluları, öldüklerinde tanrılara daha yakın olmak için mezarlarını dağların en yüksek ve dik yamaçlarına oydurmuşlardır. İyon düzenindeki bu devasa mezarın yanına yüzlerce basamak çıkarak ulaşırsınız. Kapısındaki antik Yunanca yazıtında “Hermapias’ın oğlu Amyntas” yazar. Buradan Fethiye körfezine ve o sonsuz maviliğe yukarıdan bakmak, Likya asaletini iliklerinize kadar hissettirir.
Konum: Fethiye ilçe merkezi, Kesikkapı Mahallesi (Kaya Mezarları sokağı).
Ulaşım: Merkezden güneye (dağlara) doğru 10 dakikalık dik bir yokuş yürüyüşüyle veya araçla dibine kadar gidilerek ulaşılır. Yüzlerce taş basamağı tırmanmak gerekir.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, Müzekart geçerlidir.
7. Likya’nın Kutsal Kalbi: Letoon Antik Kenti (UNESCO)
Sadece Fethiye’nin değil, tüm dünyanın en önemli inanç merkezlerinden birine, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Letoon’a gidiyoruz. Xanthos kenti ile birlikte koruma altında olan bu kutsal alan, Likya Federasyonu’nun “Dini Başkenti”ydi.
Hikayesi: Mitolojiye göre Zeus’tan hamile kalan Tanrıça Leto, Hera’nın kıskançlık ve öfkesinden kaçarak Anadolu’ya gelir ve ikiz çocukları Apollon ile Artemis’i (kimi efsanelere göre Delos’ta, kimi efsanelere göre burada sularla yıkayarak) büyütür. Kentin tam ortasında yan yana dizilmiş üç devasa tapınak; Anne Leto, Işık Tanrısı Apollon ve Av Tanrıçası Artemis’e adanmıştır. Tapınakların hemen yanındaki kurbağalarla dolu, suyun içindeki Nymphaeum (Anıtsal Çeşme), efsanede Leto’ya su vermeyen yerli halkın tanrıça tarafından kurbağaya çevrilmesi hikayesinin bizzat yaşandığı yerdir!
Konum: Seydikemer ilçesi, Kumluova Beldesi sınırlarında. (Fethiye merkeze 65 km, Kaş’a ise daha yakındır).
Ulaşım: Fethiye’den Kaş yönüne giden dolmuşlarla Kumluova sapağında inerek veya özel araçla çok rahat ulaşılır.
Giriş Ücreti: UNESCO mirasıdır, Müzekart geçerlidir.
8. Uçan At Pegasus’un Diyarı: Tlos Antik Kenti
Letoon’dan sonra rotamızı yine Seydikemer sırtlarındaki sarp yamaçlara çeviriyoruz. Akdağlar’ın eteklerinde, Xanthos Vadisi’ne bir kartal gibi bakan Tlos Antik Kenti, Likya’nın en eski ve en büyük yerleşimlerinden biridir.
Hikayesi ve Bellerophon Efsanesi: Şehre uzaktan baktığınızda, devasa bir kayanın adeta delik deşik edilerek bal peteği gibi tapınak mezarlarla doldurulduğunu görürsünüz. Bu kent, efsanevi kanatlı at Pegasus’un ve o atı evcilleştirip Khimaira (Ateş püskürten canavar) ile savaşan kahraman Bellerophon’un yaşadığı yer olarak bilinir. Kaya mezarlarının en görkemlisi Bellerophon’a adanmıştır. Ayrıca kentin devasa stadyumu, Roma döneminde bölgenin en kanlı gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapmıştır. Tlos, doğanın ve sarp kayalıkların tarihi nasıl kucakladığının en vahşi ve görkemli örneğidir.
Konum: Seydikemer ilçesi, Yaka Mahallesi. (Fethiye merkeze 40 km, Saklıkent Kanyonu’na çok yakındır).
Ulaşım: Fethiye’den Saklıkent yönüne giden araçlarla veya özel aracınızla tabelaları takip ederek dik yamaçlara tırmanan yoldan ulaşılır.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, Müzekart geçerlidir.
3. Bölüm: Gladyatörlerin, Aşkın ve Sanatın Şehirleri (Milas, Yatağan & Datça)

Gladyatörlerin, Aşkın ve Sanatın Şehirleri (Milas, Yatağan & Datça)
Muğla’nın iç kesimlerine ve o uzun, rüzgarlı Datça yarımadasına doğru ilerlediğinizde, antik çağın en zengin ve en sanatkar merkezleri sizi karşılar.
9. Gladyatörlerin ve Aşkın Şehri: Stratonikeia Antik Kenti
Dünyanın en büyük mermer kentlerinden biri olan Stratonikeia, “Aşkın ve Gladyatörlerin Şehri” olarak bilinir. M.Ö. 3. yüzyılda Suriye Kralı I. Seleukos, karısı Stratonike’yi (ki aslında kralın oğlunun aşık olduğu üvey annesidir, kral oğlunun aşkından ölmemesi için eşini oğluna bırakır) onurlandırmak için bu devasa kenti kurmuştur.
Hikayesi ve Kesintisiz Yaşam: Bu kenti yeryüzündeki tüm antik kentlerden ayıran akıl almaz bir özelliği vardır: Helenistik, Roma, Bizans, Anadolu Beylikleri, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait yapılar burada kelimenin tam anlamıyla iç içedir! Antik bir Roma sütununun hemen bitişiğinde asırlık bir Osmanlı konağı (Eskihisar Köyü evleri), devasa antik tiyatronun hemen yanında ise bir köy kahvesi bulunur. Ayrıca burası, Roma döneminde gladyatörlerin yetiştirildiği ve emekli olup hayatlarının son demlerini huzur içinde geçirdikleri bir merkezdi.
Konum: Yatağan ilçesi, Eskihisar Mahallesi. (Muğla merkeze 45 km uzaklıktadır).
Ulaşım: Yatağan-Milas karayolu üzerinde, Yatağan’ı 7 km geçtikten sonra tabelaları takip ederek çok rahat ulaşılır. Önünde otoparkı mevcuttur.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlı devasa bir ören yeridir, Müzekart geçerlidir.
10. Ay Işığının ve Büyünün Tanrıçası: Lagina Hekate Tapınağı
Stratonikeia’yı gezdikten sonra rotanızı hemen 11 km ötedeki kutsal alana, antik çağın pagan hac merkezi olan Lagina‘ya çevirmeniz gerekir. Bu iki kent antik dönemde mermer sütunlu, gölgelikli kutsal bir yolla birbirine bağlıydı ve rahipler anahtarları taşıyarak devasa törenler düzenlerdi.
Hikayesi: Burası, antik dünyanın en gizemli ve korkulan tanrıçalarından birine, yeraltının, büyünün, ay ışığının ve kavşakların tanrıçası olan Hekate‘ye adanmış yeryüzündeki en büyük tapınaktır. M.Ö. 2. yüzyıldan kalma bu tapınağın etrafındaki zeytin ağaçlarının arasında yürürken, antik çağın o pagan gizemini iliklerinize kadar hissedersiniz. (Osman Hamdi Bey’in de burada kazılar yaptığını ve pek çok eseri İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne taşıdığını not edelim).
Konum: Yatağan ilçesi, Turgut Beldesi sınırlarında.
Ulaşım: Stratonikeia’dan çıktıktan sonra Turgut tabelalarını takip ederek özel araçla 10-15 dakikada ulaşabilirsiniz.
Giriş Ücreti: Biletli bir ören yeridir, Müzekart geçerlidir.
11. Ege ve Akdeniz’in Öpüştüğü Uç: Knidos Antik Kenti (Datça)
Datça yarımadasının o virajlı, badem ağaçlarıyla dolu yollarını bitirip yarımadanın tam burnuna, denizin bittiği yere geldiğinizde, antik çağın en büyük bilim, sanat ve ticaret merkezlerinden biri olan Knidos sizi karşılar.
Çıplak Afrodit ve Bilimin Merkezi: Bu kenti dünya çapında efsane yapan iki şey vardır. Birincisi, antik dönemin en büyük heykeltıraşlarından Praxiteles’in yaptığı ve antik dünyanın ilk çıplak tanrıça heykeli olan “Knidos Afroditi”dir (Heykelin orijinali kayıptır ama yuvarlak planlı tapınağı denize karşı muazzam durur). İkincisi ise bilimdir. Gezegenlerin hareketini hesaplayan astronom Eudoksos ve ünlü mimar Sostratos bu topraklarda yaşamıştır.
Ritüel: İki ayrı antik limanı olan (biri Ege’ye, diğeri Akdeniz’e bakar) bu kentin en yüksek noktasına, Deveboynu Feneri’ne (ya da tiyatronun en üst basamağına) çıkıp güneşi tam Ege ile Akdeniz’in kesiştiği noktada batırmak paha biçilemez bir YeGez kuralıdır.
Konum: Datça ilçesi, Tekir Burnu mevkii. (Datça merkeze 35 km mesafede, yarımadanın en ucundadır).
Ulaşım: Datça merkezden kalkan Knidos minibüsleriyle veya özel araçla ulaşılır. Yol çok virajlı ve dardır, yavaş ve dikkatli gidilmelidir.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlı ören yeridir, Müzekart geçerlidir.
12. Anadolu’nun En Zarif İncisi: Euromos (Zeus Lepsynos Tapınağı)
Milas ovasından Söke’ye doğru giderken, zeytin ağaçlarının arasından aniden gökyüzüne fırlayan ve Anadolu’da günümüze en kusursuz şekilde, dimdik ulaşabilmiş tapınaklardan biri olan Zeus Lepsynos Tapınağı’nı (Euromos) görürsünüz.
Hikayesi: M.S. 2. yüzyılda inşa edilen bu tapınağın sütunlarının üzerinde, o sütunları finanse eden zengin Romalı doktorların ve devlet adamlarının isimleri (“Bu sütun … tarafından tanrıya sunulmuştur” şeklinde) kazılıdır. Sütunların birçoğunun yivsiz (düz) olması, tapınağın inşasının hiçbir zaman tam olarak bitirilemediğini gösterir. Son derece sessiz, zeytin ağaçlarının fısıldadığı büyüleyici bir tapınaktır.
Konum: Milas ilçesi, Selimiye Mahallesi (Milas-Söke karayolu üzeri).
Ulaşım: Milas’tan Bafa Gölü/Söke yönüne giderken ana yolun tam kenarında yer alır. Aracınızla geçerken rahatça durup gezebilirsiniz.
Giriş Ücreti: Biletli bir ören yeridir, Müzekart geçerlidir.
13. Sarp Kayalıklardaki Türk-İslam Başkenti: Beçin Kalesi
Muğla hep antik Roma veya Helenistik kentlerle anılır ama Milas’ın hemen güneyinde sarp bir kayalığın üzerine kurulan Beçin Kalesi ve Antik Kenti, 14. yüzyılda Menteşeoğulları Beyliği’ne başkentlik yapmış devasa bir Türk-İslam şaheseridir. Orhan Bey Camii, Kızılhan ve devasa surlarıyla, Anadolu beyliklerinin o sarp ve güvende olma arzusunun taşa yansımış en güzel halidir. (UNESCO Geçici Listesi’ndedir ve Müzekart geçerlidir).
4. Bölüm: Nehirlerin Sırrı, Kralların Mezarları ve Eski Muğla Evleri

Nehirlerin Sırrı, Kralların Mezarları ve Eski Muğla Evleri
Mermer kentlerden çıkıp; nehirlerin sazlıklar arasında çizdiği labirentlere, gizli adalara ve Muğla’nın o kendine has ahşap konaklarına doğru yola koyuluyoruz.
14. Sazlıkların ve Kralların Labirenti: Kaunos Antik Kenti (Dalyan)
Dalyan’a gittiğinizde, Köyceğiz Gölü’nü denize bağlayan o zümrüt yeşili dalyanın (sazlık kanalın) kenarında durup karşı dağlara baktığınızda aklınızı başınızdan alacak bir manzara görürsünüz: Dağların sarp yüzeyine, yerden onlarca metre yükseğe adeta birer İyon tapınağı gibi oyulmuş Kral Mezarları.
Hikayesi ve Antik Kent: Karia ile Likya sınırında yer alan Kaunos, antik çağda devasa bir liman kentiydi ancak zamanla Dalyan deltası alüvyonlarla dolunca denizden kilometrelerce içeride kaldı. O muazzam kaya mezarlarının amacı, kralların öldükten sonra tanrılara daha yakın olmasını sağlamaktı. Mezarları uzaktan izledikten sonra, sazlıkların arasından teknelerle karşıya geçip tepedeki asıl antik kente (Kaunos) tırmanarak antik tiyatroyu ve terasları mutlaka görmelisiniz.
Konum: Ortaca ilçesi, Dalyan Beldesi.
Ulaşım: Dalyan merkezden (nehir kıyısından) kalkan küçük sandallarla/teknelerle nehrin karşısına geçilir, ardından hafif bir yürüyüşle antik kente tırmanılır.
Giriş Ücreti: Nehir kenarından kaya mezarlarını fotoğraflamak ücretsizdir. Kaunos Antik Kenti’ne giriş biletlidir ve Müzekart geçerlidir (Tekne geçişi nakittir).
15. Kanuni’nin Rodos Üssü: Marmaris Kalesi ve Hafsa Sultan Kervansarayı
Marmaris’in o gürültülü barlar sokağının ve yat limanının hemen arkasında, daracık taş sokakların zirvesinde Marmaris Kalesi gizlidir.
Hikayesi: 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman, o efsanevi Rodos Seferi’ne çıkmadan önce, ordusunun toplanma ve donanmasının ikmal üssü olarak bu devasa kaleyi ve hemen eteklerindeki Hafsa Sultan Kervansarayı’nı yaptırmıştır. Kale günümüzde, Akdeniz sularından çıkarılan amforaların sergilendiği harika bir arkeoloji müzesidir. Kalenin etrafındaki begonvillerle süslü, bembeyaz boyalı eski Marmaris sokaklarında kaybolmak paha biçilemezdir.
Konum: Marmaris ilçe merkezi, Tepe Mahallesi (Yat limanı arkası).
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, Müzekart geçerlidir.
16. Kleopatra’nın Altın Kumları: Sedir Adası (Kedrai)
Gökova Körfezi’nin o büyüleyici sularında, zeytin ağaçlarıyla kaplı bir adaya çıkıyoruz. Burası, antik adıyla Kedrai, günümüzdeki adıyla Sedir Adası‘dır.
Kleopatra Efsanesi: Bu adayı yeryüzünde eşsiz kılan şey “Kleopatra Plajı” olarak bilinen koyudur. Efsaneye göre, Mısır Kraliçesi Kleopatra ve Romalı Antonius’un adada buluşabilmesi için, Mısır’dan (Kızıldeniz’den) devasa gemilerle o özel, altın sarısı, yuvarlak ve ateşte yanabilen kumlar getirtilmiştir! Bu kumlar (ooid) dünyada sadece birkaç yerde bulunur.
Altın Kural: Plaja girmek serbesttir ancak kuma havlu sermek, terlikle basmak veya kumdan bir avuç bile olsa dışarı çıkarmak kesinlikle YASAKTIR ve çok ağır para cezaları vardır. Güvenlik görevlileri sürekli nöbet tutar. Adanın içindeki o sarp antik tiyatroyu gezmeyi unutmayın.
Konum: Marmaris ilçesi (Gökova Körfezi içinde).
Ulaşım: Akyaka’dan kalkan tekne turlarıyla veya Marmaris-Muğla yolu üzerindeki Çamlı Köyü iskelesinden kalkan kooperatif tekneleriyle ulaşılır.
Giriş Ücreti: Ada, Kültür Bakanlığı’na ait bir ören yeri olduğu için Müzekart geçerlidir (Tekne ulaşımı ise özeldir ve ayrıca ödenir).
17. Ahşabın ve Bacaların Zarafeti: Saburhane Meydanı ve Tarihi Muğla Evleri
Muğla’ya gelip sadece sahilleri gezenler, bu şehrin asıl sivil mimari ruhunu kaçırırlar. Muğla’nın merkez ilçesi olan Menteşe’deki Saburhane Meydanı ve etrafı, Osmanlı dönemi Rum ve Türk mimarisinin omuz omuza verdiği bozulmamış bir mahalledir.
Muğla Bacaları ve Kuzulu Kapılar: Mahallede yürürken ilk dikkatinizi çekecek şey; o meşhur, yağmuru ve rüzgarı içeri almayan şapkalı kiremit **”Muğla Bacaları”**dır. Asırlık evlerin geniş avlularına açılan ve ortasında küçük bir yavru kapı daha barındıran “Kuzulu Kapılar”, ahşap oymacılığının zirvesidir. Turist kalabalığından uzak, fotoğraf tutkunları için devasa bir stüdyo gibidir.
Konum: Menteşe (Muğla Merkez) ilçesi, Saburhane Mahallesi.
Giriş Ücreti: Mahalle sokakları kamuya açık olup ücretsizdir. ### 18. Üç Tarafı Mermer, Bir Tarafı Balık: Iasos Antik Kenti Muğla destanımızı, Güllük Körfezi’nin hemen kıyısında, şirin bir balıkçı kasabası olan Kıyıkışlacık’ın içindeki bir yarımada kentiyle, Iasos ile bitiriyoruz. M.Ö. 3000’lerde kurulan bu kent; agorası, mozaikli evleri, devasa surları ve hemen deniz kıyısındaki antik balık pazarıyla (Bouleuterion) bilinir. Akşamüstü antik harabelerin arasında gezip, hemen çıkışındaki salaş restoranlarda taze Ege balığı yemek en güzel YeGez kapanışlarından biridir. (Milas ilçesinde olup Müzekart geçerlidir).
5. YeGez Muğla Ziyaretçi Rehberi: İklim Stratejisi ve Ege Sofrası

YeGez Muğla Ziyaretçi Rehberi
Muğla öylesine devasa bir şehirdir ki; Bodrum’dan Fethiye’ye araçla gitmek bile saatler sürer. Bu coğrafyayı bir “YeGez Seyyahı” gibi fethederken şu altın kuralları asla unutmayın:
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
Cehennem Sıcağı ve Yangın Riski: Temmuz ve Ağustos aylarında Ege ve Akdeniz’in kesiştiği bu topraklarda güneş acımasızdır. Saat 13:00’te Knidos’u veya Letoon’u gezmeye kalkmak sağlık açısından tehlikelidir. Ayrıca bu aylar, Muğla’nın o efsanevi çam ormanları için en yüksek orman yangını riski taşıyan dönemlerdir.
YeGez “Sarı Yaz” Kuralı: Muğla’yı ve o antik mermer kentleri terlemeden, turist kalabalığında boğulmadan ve fahiş fiyatlar ödemeden gezmek için en efsanevi dönem Egelilerin “Sarı Yaz” dediği Eylül’ün ikinci yarısı ve Ekim aylarıdır. Ayrıca baharın fışkırdığı Nisan ve Mayıs ayları antik kent yürüyüşleri için birer cennettir.
Gastronomi: Zeytinyağının ve Otların Efsanesi
Çökertme Kebabı: İncecik kibrit çöpü gibi kızartılmış patateslerin üzerine yoğurt, domates sosu ve jülyen doğranmış (veya bonfile) etin kat kat dizilmesiyle oluşan, Muğla’nın ve Bodrum’un milli gururudur.
Zeytinyağlılar Şöleni: Deniz Börülcesi, Şevketi Bostan ve Ebegümeci gibi Ege otlarını bol limon ve dünyaca ünlü, coğrafi işaretli Milas zeytinyağıyla tüketmek zorunludur.
Kabak Çiçeği Dolması: Sabahın erken saatlerinde, güneş henüz açmadan toplanan kabak çiçeklerinin içine o efsanevi zeytinyağlı iç pilavın doldurulup pişirilmesidir. Ege zarafetinin sofradaki halidir.
Bodrum Mandalinası ve Datça Bademi: Şehirden ayrılırken Bodrum’un o müthiş aromalı mandalinalarından yapılmış lokum veya gazoz ile Datça’nın o meşhur nurlu bademini almadan dönmeyin.
6. Kapanış: Turkuazın ve Mermerin Destanına Veda
Muğla; sadece güneş kremi sürüp şezlongda yatılacak bir tatil beldesi değil, toprağını her kazdığınızda altından gladyatörlerin, tanrıların ve şövalyelerin fışkırdığı devasa bir imparatorluklar atlasıdır.
Halikarnas Mozolesi’nin o devasa çukuruna bakarken insanın ve eserlerinin nasıl yok olduğuna hüzünlenir, Kayaköy’ün o terk edilmiş taş evlerinde rüzgarın fısıltısını dinlersiniz. Knidos’ta Ege ve Akdeniz’in öpüştüğü o burunda güneşi batırırken, binlerce yıl önce aynı güneşe bakıp yıldızları hesaplayan astronomları yanınızda hissedersiniz. Muğla, mavinin yeşile, mermerin ise efsaneye karıştığı yeryüzündeki en şiirsel coğrafyadır.
YeGez olarak hazırladığımız bu 18 duraklık devasa Muğla rehberinin, Likya’nın ve Karia’nın o mistik kıyılarında size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Ege’nin meltemi ve antik mermerlerin sıcaklığı hep aklınızda, yollarınız hep açık olsun!





