Bu yazımız içerisinde Diyarbakır Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Bazı şehirler vardır, tarihleri kitaplardan değil, doğrudan taşların üzerinden okunur. İşte Türkiye’nin güneydoğusunda, bereketli Dicle Nehri’nin kıvrımlarına sarılmış olan Diyarbakır, tam olarak böyle bir şehirdir. Hurrilerden Asurlulara, Romalılardan Emevilere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar tam 33 farklı medeniyet bu topraklardan geçmiş, ancak hiçbiri bu şehri yıkıp yeniden yapamamış; aksine her biri o meşhur siyah bazalt taşlarının üzerine kendi mührünü vurarak şehri daha da yüceltmiştir.
Diyarbakır (eski adıyla Amida veya Amed), sadece taş duvarlardan ibaret değildir. Burası; sabahın erken saatlerinde ciğer dumanlarının sokaklara karıştığı, Dicle’nin sularının Hevsel Bahçeleri’ne binlerce yıldır can verdiği, ezan seslerinin çan seslerine karıştığı devasa bir kültürel mozaiktir.
YeGez olarak hazırladığımız bu rehberde, sizi sıradan bir Doğu Anadolu turuna değil; İslam dünyasının 5. Harem-i Şerif’i kabul edilen Ulu Cami’nin o huzur dolu avlusuna, 8000 yıldır kesintisiz tarım yapılan efsanevi vadilere ve Çin Seddi’nden sonra dünyadaki en uzun, en görkemli savunma duvarlarının burçlarına doğru unutulmaz bir zaman yolculuğuna çıkarıyoruz. Hazırsanız, kaçak çayımızı yudumlayıp Mezopotamya’nın kalbine doğru adım atıyoruz!
Şehrin Zırhı ve Kutsal Çekirdeği: Surlar ve İçkale

Diyarbakır’ı gezmeye içeriden değil, şehri 9000 yıldır bir anne şefkatiyle saran, onu düşmanlardan koruyan o devasa, siyah zırhından başlamak gerekir.
Dünyanın En Görkemli Zırhı: Diyarbakır Surları ve Keçi Burcu
Diyarbakır’a karayoluyla yaklaştığınızda, ufukta bir anda kapkara, ihtişamlı ve aşılmaz bir duvar silsilesi belirir. 2015 yılında Hevsel Bahçeleri ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne alınan Diyarbakır Surları, yaklaşık 5.5 kilometre uzunluğuyla Çin Seddi’nden sonra dünyadaki en uzun, en geniş ve en sağlam savunma duvarı olarak kabul edilir. (Ancak Çin Seddi’nin aksine, Diyarbakır surları tek bir kütle halinde şehri tam bir daire şeklinde sarar).
Surların üzerinde 82 adet devasa burç bulunur. Üzerlerindeki güneş, aslan, kaplan ve çift başlı kartal kabartmaları (rölyefler), bu surları yapan veya onaran her bir medeniyetin taşa kazınmış imzasıdır. Bu burçların en büyüğü ve en ünlüsü ise Keçi Burcu‘dur. Antik çağda bir tapınak olarak kullanıldığı düşünülen bu burcun üzerine çıktığınızda, bir tarafınızda binlerce yıllık Suriçi sokaklarını, diğer tarafınızda ise yemyeşil Hevsel Bahçeleri’ni ve kıvrılarak akan Dicle Nehri’ni izleyebilirsiniz.
Şehrin İlk Doğduğu Manevi Tepe: İçkale ve Hz. Süleyman Camii
Diyarbakır Surları’nın kuzeydoğu köşesinde, surların içinde ayrı bir surla çevrilmiş olan yüksek ve izole bölgeye İçkale denir. Burası şehrin ilk kurulduğu, ilk yerleşimin başladığı (Amida Höyüğü) tarihi çekirdektir. Uzun yıllar askeri bölge ve cezaevi olarak kullanılan bu alan, muazzam bir restorasyon geçirerek günümüzde Diyarbakır’ın en huzurlu müze kompleksine dönüştürülmüştür.
İçkale’yi Diyarbakır halkı (ve tüm İslam alemi) için çok kutsal kılan yer ise, kompleksin içindeki Hz. Süleyman Camii ve içerisindeki 27 Sahabe Türbesi‘dir. 639 yılında Diyarbakır’ın İslam orduları tarafından fethi sırasında şehit düşen Halid bin Velid’in oğlu Süleyman ve 27 sahabe burada yatmaktadır. Bu nedenle İçkale, günün her saati duaların okunduğu, şehrin en önemli inanç merkezidir.
Ayrıca İçkale kompleksi içinde Artuklu Sarayı kalıntıları, eski cezaevinden dönüştürülen Diyarbakır Arkeoloji Müzesi ve Atatürk’ün Diyarbakır’da kolordu komutanıyken karargah olarak kullandığı tarihi binalar yer almaktadır. Taş döşeli avlularında su sesleri eşliğinde yürümek, Mezopotamya ruhunu hissetmenin en iyi yoludur.
İnancın ve Ticaretin Asırlık İncileri: Ulu Cami ve Hanlar

Diyarbakır’da hayat, surların içini ortadan ikiye bölen tarihi Gazi Caddesi etrafında şekillenir. Bu cadde üzerinde yürürken, İslam aleminin en kutsal mekanlarından biriyle, asırlık kervanların konakladığı devasa hanlar birbirine adeta omuz verir.
İslam Aleminin 5. Harem-i Şerif’i: Diyarbakır Ulu Cami
Anadolu’nun en eski camisi neresidir diye sorarsanız, cevap tereddütsüz Diyarbakır Ulu Cami‘dir. Burası sıradan bir ibadethane değil, inanç tarihinin devasa bir özetidir. Antik çağda bir pagan tapınağı olan bu alan, Hristiyanlık döneminde Mar Toma Kilisesi’ne dönüştürülmüş; 639 yılında İslam ordularının şehri fethiyle birlikte cami olarak kutsanmıştır. Mekke, Medine, Kudüs ve Şam’dan sonra İslam aleminin 5. Harem-i Şerif’i (en kutsal mekanı) kabul edilir.
Asırlık Kahvaltı ve Kahve Ritüeli: Hasan Paşa Hanı ve Sülüklü Han
Ulu Cami’nin maneviyatından çıkıp tam karşısına geçtiğinizde sizi asırlık ticaretin kalbi karşılar. Osmanlı Valisi Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1573 yılında yaptırılan Hasan Paşa Hanı, siyah ve beyaz taşların muazzam uyumuyla inşa edilmiş iki katlı, devasa avlulu bir kervansaraydır. Günümüzde ise Diyarbakır’ın o meşhur, masalara sığmayan serpme kahvaltılarının yeryüzündeki başkentidir. Avlusundaki şadırvanın etrafında kahvaltı yapmak, YeGez okurları için bir ritüeldir.
Eğer kahvenizi çok daha nostaljik ve sessiz bir ortamda içmek isterseniz, rotanızı hemen arka sokaktaki Sülüklü Han‘a çevirmelisiniz. 1683 yılında inşa edilen bu han, adını bir zamanlar avlusundaki kuyudan çıkarılan ve hekimlerin şifa için kullandığı sülüklerden alır. Asırlık çınar ağacının gölgesinde oturup, bakır cezvelerde ağır ağır pişen Menengiç kahvenizi yudumlamak, yorgunluğunuzu bıçak gibi kesecektir.
Çok Kültürlü Sokaklar: Kiliseler, Minareler ve Şiir Kokan Evler

Diyarbakır, sadece minarelerin değil; çan kulelerinin, farklı dillerin ve edebiyatın da yüzyıllarca bir arada kardeşçe yaşadığı sokaklara sahiptir.
Efsanelerin Gölgesinde: Dört Ayaklı Minare (Şeyh Mutahhar Camii)
Diyarbakır sokaklarında yürürken, daracık bir sokağın ortasında aniden karşınıza çıkan ve dünyada eşi benzeri olmayan bir yapı dikkatinizi çeker: Dört Ayaklı Minare. 1500 yılında Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey tarafından yaptırılan Şeyh Mutahhar Camii’nin bu eşsiz minaresi, yekpare dört adet devasa bazalt sütun üzerinde yükselir.
Çan Sesleri ve Ortadoğu’nun En Büyüğü: Surp Giragos Ermeni Kilisesi
Siyah bazalt taşlarının arasında, İslam mimarisinin hemen birkaç sokak ötesinde farklı bir inancın devasa anıtı yükselir. 1376 yılında inşa edilen Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Ortadoğu’nun en büyük Ermeni kilisesidir. Yedi ayrı mihrabı ve muazzam çan kulesiyle dikkat çeker. (Orijinal çan kulesi, minarelerden yüksek olduğu için geçmişte yıldırım düşmesi/yıktırılması gibi olaylar yaşamış, sonradan aslına uygun restore edilmiştir). Hemen yakınlarındaki 3. yüzyıldan kalma Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi ile birlikte bu yapılar, Diyarbakır’ın çok kültürlü dokusunun ne kadar köklü olduğunun en büyük kanıtıdır.
“Yaş Otuz Beş” Şiirinin Doğduğu Avlu: Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi
Diyarbakır sivil mimarisini anlamak, o devasa avlulu, yüksek duvarlı, haremlik-selamlıklı ve ortasında fıskiyeli havuzların bulunduğu bazalt evlerin içine girmeyi gerektirir. Bu evlerin en kusursuz örneği, ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği evdir.
Geleneksel Diyarbakır evleri, sert iklime karşı muazzam bir zekayla inşa edilmiştir. Evin yazlık, kışlık, ilkbaharlık ve sonbaharlık olmak üzere mevsime göre şekillenen dört ayrı bölümü vardır. Şairin o meşhur “Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder” dizelerini yazdığı bu evin avlusunda yürürken, şiirlerin ve edebiyatın neden bu topraklardan fışkırdığını çok daha iyi anlayacaksınız.
Dicle’nin Şahitleri: Hevsel Bahçeleri ve On Gözlü Köprü

Diyarbakır’ı anlamak için sadece taşlarına değil, o taşları besleyen toprağa ve suya da bakmak gerekir. Şehrin güneyine, Keçi Burcu’ndan aşağıya doğru baktığınızda göz alabildiğine uzanan yemyeşil bir vadi ve o vadinin ortasında kıvrılarak akan efsanevi bir nehir görürsünüz.
8000 Yıllık Yeşil Mucize: Hevsel Bahçeleri (UNESCO Dünya Mirası)
Diyarbakır Surları ile Dicle Nehri arasında uzanan, şehrin adeta “akciğerleri” olan Hevsel Bahçeleri, 2015 yılında surlarla birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Burayı dünyadaki diğer tüm tarım alanlarından ayıran akıl almaz bir özellik vardır: Hevsel Bahçeleri, tam 8000 yıldır kesintisiz olarak tarım yapılan, Mezopotamya’nın en eski tahıl ve meyve ambarıdır!
Asurlulardan Urartulara, Romalılardan Osmanlılara kadar bu şehri kuşatan her ordu, bu bahçelerin bereketi sayesinde beslenmiş; kuşatma altındaki halk da yine bu bahçelerden surların içine gizli tünellerle çekilen erzakla hayatta kalmıştır. Günümüzde hala Diyarbakır’ın meşhur devasa karpuzları, şeftalileri ve sebzeleri bu topraklarda yetişir. Göçmen kuşların da en önemli dinlenme rotalarından biri olan bu yeşil denizde yürümek, doğanın tarihle nasıl kucaklaştığını hissetmek için muazzam bir deneyimdir.
Suların Üzerindeki Asırlık Gerdanlık: On Gözlü Köprü (Dicle Köprüsü)
Dicle Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan, siyah bazalt taşıyla yapılmış ve adını sahip olduğu 10 adet kemerinden alan On Gözlü Köprü, Diyarbakır’ın en romantik ve en hüzünlü simgelerinden biridir. 1065 yılında Mervaniler döneminde inşa edilen bu köprü, asırlar boyunca doğuyu batıya bağlayan ticaret kervanlarının geçiş noktası olmuştur.
YeGez Diyarbakır Ziyaretçi Rehberi: Gastronomi, İklim ve Ulaşım İpuçları

Diyarbakır, bir “YeGez Seyyahı” için sadece görsel değil, aynı zamanda midesel ve iklimsel bir meydan okumadır. Bu kadim şehri hakkıyla yaşamak için bilmeniz gereken altın kurallar şunlardır:
Mezopotamya’nın Damak Çatlatan Ritüelleri
YeGez Hayat Kurtaran İpuçları: Güneşin Öfkesi
Kapanış: Mezopotamya’nın Siyah İncisine Veda
Diyarbakır; dışarıdan bakıldığında siyah surlarıyla sert ve aşılmaz görünen, ancak o kapılardan içeri adım attığınızda sizi avlularındaki fıskiyelerin sesiyle, misafirperver esnafının ikram ettiği demli bir çayla ve asırlık hoşgörüsüyle sımsıcak kucaklayan eşsiz bir şehirdir.
Ulu Cami’nin o dingin avlusunda zamanın durduğuna şahit olur, Dört Ayaklı Minare’nin altından geçerken farklı inançların nasıl omuz omuza durduğunu hissedersiniz. Keçi Burcu’ndan Dicle’nin Hevsel Bahçeleri’ne nasıl hayat verdiğini izlerken, medeniyetin neden bu topraklarda doğduğunu iliklerinize kadar anlarsınız.
YeGez olarak hiçbir tarihi hikayeyi ve pratik gezi detayını atlamadan hazırladığımız bu devasa rehberin, Mezopotamya’nın bu efsanevi kalbinde atacağınız her adımda size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Siyah taşların fısıldadığı o asırlık hikayeler hep aklınızda, yollarınız hep açık olsun!






