
- 1. 1. Bölüm: Ahşabın, Lületaşının ve Osmanlı’nın Kalbi (Odunpazarı)
- 1.1. 1. Renklerin ve Ahşabın Asırlık Labirenti: Odunpazarı Evleri
- 1.2. 2. Lületaşının ve Sükunetin Mabedi: Kurşunlu Camii ve Külliyesi
- 1.3. 3. Tüccarların ve Ustaların Hanı: Atlıhan El Sanatları Çarşısı
- 1.4. 4. Gelenekle Geleceğin Çarpışması: OMM (Odunpazarı Modern Müze)
- 1.5. 5. Ney Seslerinin Asırlık Sığınağı: Eskişehir Mevlevihanesi
- 2. 2. Bölüm: Eşek Kulaklı Kralın ve Friglerin Devasa Vadisi (Han & Seyitgazi)
- 2.1. 6. Dünyanın En Büyük Kaya Anıtı: Yazılıkaya (Midas Anıtı)
- 2.2. 7. Uçurumdaki Yunan Tapınağı: Gerdekkaya Mezar Anıtı
- 2.3. 8. Dağın Zirvesindeki İslam Destanı: Seyyid Battal Gazi Külliyesi
- 2.4. 9. Bozkırın Altındaki Sığınak: Han Yeraltı Şehri
- 2.5. 10. Şatoyu Andıran Kaya: Doğanlı Kale
- 3. 3. Bölüm: Ahşap Ormanları, İlk Fetihler ve Endüstriyel Miras (Sivrihisar & Merkez)
- 3.1. 11. Çivisiz Ahşabın Büyülü Ormanı: Sivrihisar Ulu Camii (UNESCO)
- 3.2. 12. Ana Tanrıçanın ve Kara Taşın Yurdu: Pessinus Antik Kenti
- 3.3. 13. Milli Mücadelenin Gizli Karargahı: Zaimağa Konağı
- 3.4. 14. Osmanlı’nın Doğduğu Yer: Karacahisar Kalesi
- 3.5. 15. Türk Mühendisliğinin Hüzünlü Gururu: Devrim Arabası (TÜRASAŞ Müzesi)
- 3.6. 16. Dünyanın Merkezine Hoş Geldiniz: Nasreddin Hoca’nın Doğduğu Ev (Hortu)
- 4. 4. YeGez Eskişehir Ziyaretçi Rehberi: Bozkır Ayazı ve Tatar Sofrası
- 4.1. İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
- 4.2. Gastronomi: Kırım’ın ve Bozkırın Kesişimi
- 5. 5. Kapanış: Ahşabın, Suyun ve Friglerin Destanına Veda
Bu yazımız içerisinde Eskişehir Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Eskişehir, Türkiye’nin en büyük tezatlarından birini barındırır. Modern caddelerinde gezerken, Porsuk nehrinde gondollara binerken kendinizi Amsterdam’da veya Venedik’te hissedebilirsiniz. Ancak arabanıza binip merkezin dışına, o ıssız Frig vadilerine daldığınızda, 3000 yıl önce ana kayayı devasa tapınaklara çeviren bir medeniyetin, Midas’ın ayak izlerine basarsınız.
Burası; Osmanlı Devleti’nin ilk fethettiği kalelerin, UNESCO listesindeki o ahşap ormanı gibi camilerin ve Selçuklu kahramanlarının kılıç salladığı dağların şehridir. YeGez olarak hazırladığımız bu destansı rehberde, sizi sadece kafelerde kahve içmeye değil; devasa kızıl kayaların üzerine kazınmış antik yazıları okumaya, 67 ahşap sütunun o reçine kokulu sessizliğinde soluklanmaya ve Türk mühendisliğinin o hüzünlü “Devrim”ine dokunmaya davet ediyoruz.
1. Bölüm: Ahşabın, Lületaşının ve Osmanlı’nın Kalbi (Odunpazarı)

Ahşabın, Lületaşının ve Osmanlı’nın Kalbi (Odunpazarı)
Eskişehir’i fethederken, modern şehri tepeden izleyen, o daracık ve rengarenk sokaklarıyla şehrin gerçek kurulma noktasına, Odunpazarı’na çıkıyoruz.
1. Renklerin ve Ahşabın Asırlık Labirenti: Odunpazarı Evleri
Eskişehir’in ilk yerleşim yeri olan Odunpazarı, kıvrımlı sokakları, cumbalı, ahşap süslemeli ve rengarenk (mavi, sarı, beyaz) boyanmış asırlık konaklarıyla tam bir Osmanlı sivil mimarisi şölenidir.
Hikayesi: Efsaneye göre, şehri kurmak isteyenler, havanın nerede daha temiz olduğunu anlamak için Porsuk çayı kenarına ve Odunpazarı tepesine birer ciğer asarlar. Porsuk kenarındaki ciğer hemen bozulurken, Odunpazarı’ndaki ciğer günlerce taze kalır ve yerleşim buraya kurulur. Bu daracık sokaklarda (özellikle Arif Bey Sokağı’nda) yürürken, pencerelerden taşan sardunyaların kokusu eşliğinde tarihi konakların kafeye, butik otele veya küçük müzelere dönüştüğünü göreceksiniz. Fotoğraf makinelerinin şarjını en çok bitiren bölgedir.
Konum: Odunpazarı ilçe merkezi.
Giriş Ücreti: Yaşayan bir mahalledir, sokaklarda kaybolmak ücretsizdir.
2. Lületaşının ve Sükunetin Mabedi: Kurşunlu Camii ve Külliyesi
Odunpazarı’nın kalbinde, devasa ağaçların gölgelediği geniş bir avlunun etrafına dizilmiş bu külliye, 1525 yılında Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Dünyanın İlk Lületaşı Müzesi: Külliye (Cami, şadırvan, kervansaray ve medreseden oluşur) klasik bir Osmanlı şaheseridir. Ancak medresenin odalarına girdiğinizde dünyada eşi benzeri olmayan bir müzeyle karşılaşırsınız: Lületaşı Müzesi. “Beyaz Altın” olarak bilinen ve yerin yüzlerce metre altından çıkarılan bu yumuşacık taşın, ustaların elinde nasıl pipolara, heykellere ve satranç takımlarına dönüştüğünü görmek büyüleyicidir. Külliyenin avlusundaki tarihi cam atölyelerinde (Sıcak Cam Üfleme) ise ateşin camla dansını izleyebilirsiniz.
Konum: Odunpazarı, Paşa Mahallesi.
Giriş Ücreti: Camiye ve Lületaşı Müzesi’ne giriş ücretsizdir.
3. Tüccarların ve Ustaların Hanı: Atlıhan El Sanatları Çarşısı
Kurşunlu Külliyesi’nin hemen karşısında yer alan Atlıhan, 1850’li yıllarda pazara odun satmaya gelen tüccarların ve köylülerin atlarını bağlayıp konakladıkları iki katlı, avlulu bir handır. Günümüzde restore edilmiş bu otantik hanın avlusunda gezerken, odunların yerini lületaşı tezgahlarının aldığını görürsünüz. İncecik beyaz lületaşı tozlarının uçuştuğu küçük dükkanlarda ustalarla sohbet etmek, el yapımı o beyaz mucizelerden satın almak ve avludaki çay bahçesinde soluklanmak Odunpazarı’nın en keyifli ritüellerindendir.
4. Gelenekle Geleceğin Çarpışması: OMM (Odunpazarı Modern Müze)
Tarihi Odunpazarı evlerinin o klasik Osmanlı dokusunun arasına, dünyaca ünlü Japon mimar Kengo Kuma tarafından öylesine ustaca bir müze yerleştirilmiştir ki, ahşapla modern sanatın nasıl kusursuzca öpüştüğüne şahit olursunuz. Çam ağaçlarının üst üste bindirilmesiyle (bir odun pazarını andıracak şekilde) tasarlanan bu efsanevi müze binasının kendisi bile başlı başına bir sanat eseridir. İçerisindeki modern sanat sergileri ve o devasa ahşap merdivenlerin aydınlatması aklınızı başınızdan alır. Tarihi bölgeyle müthiş bir kontrast ve aynı zamanda inanılmaz bir uyum yaratır. (Müzekart Geçmez, biletli giriştir.)
5. Ney Seslerinin Asırlık Sığınağı: Eskişehir Mevlevihanesi
Kurşunlu Külliyesi’nin hemen arkasındaki dar sokaklara gizlenmiş, ahşap ve kerpiç mimarisiyle ruhunuzu anında dinlendiren, 18. yüzyıldan kalma tarihi bir tekkedir. Günümüzde hala sema gösterilerinin yapıldığı, ney seslerinin sokağa taştığı bu küçük ama maneviyatı devasa konakta, Mevlevi kültürünün o ağırbaşlı zarafetini iliklerinize kadar hissedersiniz.
2. Bölüm: Eşek Kulaklı Kralın ve Friglerin Devasa Vadisi (Han & Seyitgazi)

Eşek Kulaklı Kralın ve Friglerin Devasa Vadisi (Han & Seyitgazi)
Odunpazarı’nın o kalabalık ve ahşap kokulu sokaklarından çıkıp, Eskişehir’in güneyine, Çatalkaya ve Yazılıkaya’nın o devasa, kızıl, tüf kayalıklarının arasına, yani efsanevi Frigya’nın (Phrygia) kalbine iniyoruz.
6. Dünyanın En Büyük Kaya Anıtı: Yazılıkaya (Midas Anıtı)
Eğer Eskişehir’e gelip sadece porsukta gondola bindiyseniz ve bu anıtı görmediyseniz, şehri hiç görmemiş sayılırsınız! Han ilçesinin Yazılıkaya köyünde, devasa bir ana kayanın üzerine adeta bir dantel gibi işlenmiş bu anıt, yeryüzünün en büyüleyici antik eserlerinden biridir.
Hikayesi ve Görkemi: Efsaneye göre dokunduğu her şeyi altına çeviren, müziğin tanrısı Apollon’la yarışmaya kalktığı için kulakları eşek kulağına dönüştürülen o meşhur Kral Midas için yapıldığına inanılır. Yaklaşık 17 metre yüksekliğinde (5-6 katlı bir bina boyunda) ve 16 metre genişliğindeki bu kızıl volkanik kaya, devasa bir tapınak cephesi şeklinde oyulmuştur. Üzerindeki o kusursuz geometrik motifler, M.Ö. 6. yüzyıldan kalma Frig yazıtları ve tam ortasındaki Ana Tanrıça (Kibele) nişi, insanın aklını durdurur. O ıssız vadinin ortasında bu devasa anıtın karşısına geçip küçücük kaldığınızda, Friglerin kayaya nasıl hükmettiğini anlarsınız.
Konum: Han ilçesi, Yazılıkaya Köyü (Eskişehir merkeze yaklaşık 80 km).
Ulaşım: Özel araçla Çifteler veya Seyitgazi üzerinden gidilir. Yolları sapa ve ıssızdır, tam bir keşif rotasıdır.
Giriş Ücreti: Açık hava devasa bir ören yeridir, ücretsizdir.
7. Uçurumdaki Yunan Tapınağı: Gerdekkaya Mezar Anıtı
Midas Anıtı’na gelmeden önce, Çukurca köyü yakınlarında sarp bir kayalığın yüzeyine baktığınızda, bir anda kendinizi Atina’da veya Efes’te gibi hissedersiniz. Frig vadisinin o kızıl kayalarına Hellenistik ve Roma döneminde (M.Ö. 3. yüzyıl) ustalıkla oyulmuş, iki devasa Dor sütunu ve üçgen alınlığıyla kusursuz bir Yunan tapınağını andıran bir kaya mezarıdır. İçindeki mezar odalarına kayalara oyulmuş merdivenlerle çıkıp o ıssız vadiye kuşbakışı bakmak paha biçilemezdir.
8. Dağın Zirvesindeki İslam Destanı: Seyyid Battal Gazi Külliyesi
Frig vadisinin hemen girişindeki Seyitgazi ilçesine yaklaşırken, tüm ovaya hakim yüksek bir tepenin (Üçler Tepesi) üzerinde, uzaktan bakıldığında Game of Thrones dizisindeki şatoları andıran, çok kubbeli, devasa ve esrarengiz bir külliye yükselir.
Hikayesi: Burası, 8. yüzyılda Emevilerin Bizans’a karşı yaptığı savaşlarda efsaneleşen, kahramanlıkları destanlara konu olan o büyük İslam savaşçısı Seyyid Battal Gazi’nin türbesinin bulunduğu külliyedir. 1200’lü yıllarda Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat’ın annesi Ümmühan Hatun tarafından bulunmuş ve üzerine bu devasa külliye inşa edilmiştir. Külliyenin o ağırbaşlı taş kapılarından içeri girdiğinizde; çilehaneler, devasa ocaklı aşevleri, cami ve o inanılmaz uzunluktaki (Battal Gazi’nin boyunun çok uzun olduğuna inanıldığı için mezarı 5.5 metre uzunluğundadır) sandukasıyla karşılaşırsınız. Türbenin içindeki o tasavvufi ve destansı hava ruhunuzu esir alır.
Konum: Seyitgazi ilçe merkezi (Eskişehir’e 40 km).
Giriş Ücreti: İbadete ve ziyarete açık tarihi bir külliyedir, ücretsizdir.
9. Bozkırın Altındaki Sığınak: Han Yeraltı Şehri
Kapadokya’daki Derinkuyu’yu hepimiz biliriz, ancak Eskişehir’in de devasa bir yeraltı şehri olduğunu pek az kişi bilir! Han ilçe merkezinin hemen altında yer alan bu devasa kompleks, Roma ve Bizans döneminde Hristiyanların Arap akınlarından korunmak için yeraltına oyduğu muazzam bir sığınaktır.
Dehlizlerin Sırrı: Yerin onlarca metre altına doğru inen, birbirine daracık tünellerle bağlanan onlarca oda, erzak depoları, kiliseler ve suları hala buz gibi olan devasa yeraltı kuyularından oluşur. Tünellerden eğilerek geçerken, binlerce yıl önce insanların bu karanlıkta nasıl hayatta kaldığını iliklerinize kadar hissedersiniz. (Han ilçe merkezindedir, ücretsiz gezilebilir).
10. Şatoyu Andıran Kaya: Doğanlı Kale
Yazılıkaya ile Han ilçesi arasında, dümdüz ovanın ortasından aniden devasa, ucu sivri bir kaya fırlar. Frigler, bu devasa ve sarp kayanın içini adeta bir apartman gibi 7 katlı oymuş, birbirine merdivenlerle bağlanan gözetleme kuleleri, sarnıçlar ve odalar yapmışlardır. Uzaktan bakıldığında doğanın yaptığı bir şatoyu andıran bu kayaya tırmanıp Frig vadisinin uçsuz bucaksız sarı bozkırını izlemek nefes kesicidir.
3. Bölüm: Ahşap Ormanları, İlk Fetihler ve Endüstriyel Miras (Sivrihisar & Merkez)

Ahşap Ormanları, İlk Fetihler ve Endüstriyel Miras (Sivrihisar & Merkez)
Eskişehir’in o geniş bozkırında doğuya, Sivrihisar’a doğru ilerlediğimizde, UNESCO listelerine giren mimari dehalar ve dünyanın merkezini belirleyen filozoflarla karşılaşırız.
11. Çivisiz Ahşabın Büyülü Ormanı: Sivrihisar Ulu Camii (UNESCO)
Sivrihisar ilçe merkezinde, dışarıdan bakıldığında düz ahşap çatısıyla son derece sade, hatta sıradan görünen bir taş bina vardır. Ancak o ahşap kapıdan içeri adım attığınız an, nefesiniz kesilir! Burası 1274 yılında inşa edilen, Anadolu’nun en büyük ahşap direkli camisi ve yeni UNESCO Dünya Mirası olan Sivrihisar Ulu Camii’dir.
67 Sütunlu Orman: İçeride tam 67 adet devasa, yekpare (tek parça) ceviz, sarıçam ve ardıç ağacından yapılmış ahşap sütun vardır. Bu sütunların üzerinde hiçbir çivi kullanılmadan, “kündekari” tekniğiyle yapılmış o muazzam ahşap tavan yükselir. Caminin içine yayılan o asırlık reçine kokusu, sütunların üzerindeki antik dönem (Roma/Bizans) devşirme mermer kaidelerle birleşince, kendinizi bir ibadethaneden çok mistik bir ahşap ormanının içinde hissedersiniz. Minberi ise Anadolu Selçuklu ahşap işçiliğinin dünyadaki en büyük şaheserlerinden biridir.
Konum: Sivrihisar ilçe merkezi.
Giriş Ücreti: İbadete açık aktif bir camidir, ücretsizdir.
12. Ana Tanrıçanın ve Kara Taşın Yurdu: Pessinus Antik Kenti
Sivrihisar’ın sadece 15 km güneyinde (Ballıhisar köyü), antik dünyanın en büyük hac merkezlerinden biri yatar: Pessinus.
Kibele’nin Merkezi: Burası, Friglerin baş tanrıçası Kibele’nin (Doğa ve Bereket Tanrıçası) yeryüzündeki en büyük kült merkeziydi. Efsaneye göre gökten düşen (muhtemelen bir meteor olan) siyah ve kutsal bir taş burada tapınak içindeydi. Romalılar, Kartaca savaşlarını kazanabilmek için kahinlerin sözünü dinleyip bu kutsal taşı M.Ö. 204’te Roma’ya götürmüşlerdir! Günümüzde antik tiyatronun kalıntıları, tapınak temelleri ve o devasa sütun başlıkları, bozkırın ortasında sessizce geçmişin o korkunç gücünü fısıldar. (Kazı alanı açık alandadır, ücretsizdir).
13. Milli Mücadelenin Gizli Karargahı: Zaimağa Konağı
Sivrihisar sokaklarında dolaşırken, o devasa cumbaları ve ahşap işlemeleriyle asil bir Osmanlı sivil mimarisi olan Zaimağa Konağı’nı görürsünüz. Bu konağı tarihi kılan şey sadece mimarisi değildir. 24 Mart 1922’de, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik günlerinde, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü, Ankara dışındaki ilk Bakanlar Kurulu toplantısını çok gizli bir şekilde bu konakta yapmıştır. Büyük Taarruz’un o hayati kararlarının alındığı, duvarlarında cumhuriyetin ayak seslerinin yankılandığı bu tarihi mekanı gezmek tüyler ürperticidir. (Restore edilmiştir, ücretsiz gezilebilir).
14. Osmanlı’nın Doğduğu Yer: Karacahisar Kalesi
Eskişehir merkeze (Karacaşehir köyüne) geri dönüyoruz. Porsuk Çayı’na tepeden bakan bir platoda yer alan bu kale kalıntısı, dünya tarihini değiştiren bir dönüm noktasıdır. 1288 yılında, Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Bey (Osman Gazi) tarafından Bizans tekfurundan fethedilen bu kale, Osmanlı’nın beylik yolundaki ilk büyük adımıdır. Fetihten sonra 1299’da Dursun Fakih tarafından Osman Bey adına ilk hutbenin okunduğu ve sikkenin basıldığı (bağımsızlığın ilan edildiği) yer burasıdır! Kalıntıları çok belirgin olmasa da, bir cihan imparatorluğunun ilk nefes aldığı toprağa basmak muazzamdır.
15. Türk Mühendisliğinin Hüzünlü Gururu: Devrim Arabası (TÜRASAŞ Müzesi)
Eskişehir Tren Garı’nın hemen arkasındaki TÜRASAŞ (eski TÜLOMSAŞ) fabrikasına girdiğinizde, cam bir garajın içinde krem renkli, son derece şık ve asil bir otomobil görürsünüz. Bu, 1961 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatıyla, Türk mühendisleri ve işçileri tarafından sadece 129 günde, motorundan kaportasına kadar tamamen yerli imkanlarla sıfırdan üretilen ilk ve tek yerli otomobilimiz **”Devrim”**dir.
Hikayesi: 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde meclis önüne getirilen araca (trenle taşınırken güvenlik gerekçesiyle benzini boşaltıldığı için) benzin konulması unutulmuş, araç 100 metre gidip durunca “Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama doğu kafasıyla benzin koymayı unuttunuz” denilerek proje rafa kaldırılmış, koca bir mühendislik dehası heba edilmiştir. O cam garajın önünde durup bu efsaneye bakarken, Türk zekasına duyduğunuz gururla, kaçırılan o devasa fırsatın hüznü birbirine karışır.
Giriş Ücreti: TÜRASAŞ yerleşkesi içindedir, kimlik ibrazıyla girilir, ücretsizdir.
16. Dünyanın Merkezine Hoş Geldiniz: Nasreddin Hoca’nın Doğduğu Ev (Hortu)
Eskişehir destanımızı Sivrihisar’ın Hortu (yeni adıyla Nasreddin Hoca) köyünde, 1208 yılında dünyayı güldüren ve düşündüren o büyük bilgenin doğduğu topraklarda bitiriyoruz. O asırlık köy evinin (restore edilmiş) ahşap direkleri arasında dolaşırken, hocanın “Dünyanın merkezi burasıdır, inanmayan ölçsün” dediği o ince, zeki ve kıvrak Anadolu mizahının köklerini iliklerinize kadar hissedersiniz.
4. YeGez Eskişehir Ziyaretçi Rehberi: Bozkır Ayazı ve Tatar Sofrası

YeGez Eskisehir Ziyaretci Rehberi
Eskişehir, ortasından nehir geçse de ruhu tam bir İç Anadolu bozkırıdır. Bu modern görünümlü antik şehri fethetmek için şu kurallara riayet etmek şarttır:
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
“Kemik Kesen” Bozkır Ayazı: Eskişehir’de kış (Aralık-Mart), insanın yüzünü bıçak gibi kesen, kuru ve dondurucu bir ayazla geçer. Porsuk Çayı’nın buz tuttuğu bu dönemde, Odunpazarı’nın o yokuşlu sokaklarında veya Frig Vadisi’nin o ıssız tepelerinde esen rüzgarda yürümek ciddi bir hayatta kalma mücadelesidir.
YeGez Altın Ayları: Porsuk’ta gondolla gezerken üşümemek, Frig kayalıklarında o sarı bozkırın keyfini çıkarmak ve Odunpazarı’nda kahvenizi dışarıda içebilmek için en kusursuz zaman Mayıs, Eylül ve Ekim aylarıdır. Yazın (Temmuz-Ağustos) gündüzleri güneş yakıcıdır ama gece olunca o meşhur karasal iklim yüzünden aniden üşürsünüz, yanınızda hep ince bir ceket olmalıdır.
Gastronomi: Kırım’ın ve Bozkırın Kesişimi
Gerçek Çiğbörek (Şırbörek): İsmi “çiğ” etten gelmez, Kıpçak (Tatar) Türkçesinde “Şır/Çiğ” kelimesi “lezzetli” anlamına gelir. İncecik açılan hamurun içine satır kıyması, soğan ve karabiber konup yarım ay şeklinde kapatılarak kızgın yağda saniyeler içinde pişirilir. Isırdığınızda içinden o sıcacık ve lezzetli etin suyu akar. (Papağan veya Kırım Tatar Evleri efsanedir).
Tereyağlı Şölen: Balaban Kebabı: Eskişehir’in milli kebabıdır! Küp küp kesilmiş pidelerin üzerine önce yoğun bir kemik suyu, ardından çırpılmış yoğurt, salçalı özel bir sos dökülür. En üste ise mangalda mühürlenmiş nefis köfteler ve bonfile etler dizilip, cızırdayan kızgın tereyağı ile taçlandırılır. (Abdüsselam Balaban efsanedir).
Met Helvası: Çekme helvayı andıran ama ondan çok daha lifli, un, yağ ve şekerin saatlerce çekilerek uzatılmasıyla yapılan efsanevi bir tatlıdır. İsmini, eskiden mahalle aralarında oynanan “Met” isimli bir çelik-çomak oyunundan alır. (Kakolu ve vanilyalısı meşhurdur).
Haşhaşlı Çörek: Eskişehir kahvaltılarının padişahıdır. Bol haşhaş ezmesi, ceviz ve sıvı yağın tel tel ayrılan yumuşacık bir hamurla fırınlanmasıdır. Çayla birlikte mükemmel gider.
5. Kapanış: Ahşabın, Suyun ve Friglerin Destanına Veda
Eskişehir; sadece üniversite öğrencilerinin doldurduğu hareketli bir şehir değil, Porsuk’un sularının Midas’ın gözyaşlarıyla, Osmanlı’nın o ilk fetih çığlıklarıyla birbirine karıştığı devasa bir zaman tünelidir.
Yazılıkaya’nın o devasa kızıl anıtı karşısında antik insanların inançlarına hayret eder, Sivrihisar Ulu Camii’nin o 67 ahşap direği arasında gezinirken Selçuklu ahşap ustalarının zarafetine saygı duyarsınız. Devrim Arabası’nın o cam garajı önünde Türk mühendisliğinin o gururlu hüznünü yaşar, Odunpazarı’nın dar sokaklarında bir Osmanlı esnafının dinginliğini hissedersiniz. Burası, bozkırın ortasında modernliğin ve asırlık hafızanın en kusursuz öpüştüğü şehirdir.
YeGez olarak hazırladığımız bu 16 duraklık devasa Eskişehir rehberinin; Frig kayalıklarında ve Porsuk kıyılarında size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Çiğböreğin o çıtır lezzeti ve Midas’ın sükuneti hep sizinle, yollarınız hep açık olsun!





