
- 1. 1. Şehrin Kalbi ve Hafızası: Kaleiçi ve Müzeler
- 1.1. İmparatorun Onuruna Mermerden Bir Taç: Hadrian Kapısı (Üç Kapılar)
- 1.2. Zamanın Durduğu Sokaklar ve Selçuklu Zarafeti: Yivli Minare ve Kaleiçi
- 1.3. Mermerin Sanata Dönüştüğü Yer: Antalya Arkeoloji Müzesi
- 2. 2. Pamfilya’nın İhtişamlı Kentleri: Perge, Aspendos ve Side
- 2.1. Suyun ve Mermerin Şehri: Perge Antik Kenti (Aksu)
- 2.2. Dünyanın Akustik Mucizesi: Aspendos Antik Tiyatrosu (Serik)
- 2.3. Aşkın, Kölelerin ve Korsanların Limanı: Side Antik Kenti (Manavgat)
- 3. 3. Likya Yolu’nun Gizemli Durakları: Batı Antalya
- 3.1. Ormanla Denizin Kucaklaştığı Antik Liman: Phaselis (Kemer)
- 3.2. Korsanların Yurdu ve Sönmeyen Mitolojik Ateş: Olympos ve Yanartaş (Çıralı)
- 3.3. Kayalara Oyulmuş Ölümsüzlük ve Noel Baba’nın Evi: Myra ve St. Nicholas (Demre)
- 3.4. Suların Altındaki Tarih ve Yalnız Lahit: Simena (Kaleköy) ve Batık Şehir
- 4. 4. Dağların Zirvesindeki Kartal Yuvaları: Termessos ve Sagalassos
- 4.1. Büyük İskender’in Kuşatamadığı “Yenilmez” Şehir: Termessos Antik Kenti
- 4.2. Aşkın ve Bulutların Üzerindeki Şelale: Sagalassos Antik Kenti (Ağlasun)
- 5. 5. YeGez Antalya Ziyaretçi Rehberi: Akdeniz’de Hayatta Kalma ve Keyif Çatma Sanatı
- 5.1. Antalya Gastronomisi: Ezber Bozan Lezzetler
- 5.2. YeGez Hayat Kurtaran İpuçları: İklim ve Ekonomi
- 6. 6. Kapanış: Toroslar’ın Gölgesinde Binlerce Yıla Veda
Bu yazımız içerisinde Antalya Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Antalya denildiğinde, günümüzde milyonlarca turistin zihninde canlanan ilk görüntü; her şey dahil lüks oteller, turkuaz rengi Akdeniz suları, palmiyeler ve yakıcı bir güneştir. Ancak bu modern tatil maskesinin sadece birkaç santim altına indiğinizde, dünya tarihinin en kanlı, en görkemli ve en efsanevi sahnelerinden birinin tam ortasına düşersiniz.
M.Ö. 2. yüzyılda Bergama Kralı II. Attalos, akıncılarına şu efsanevi emri verir: “Gidin ve bana yeryüzündeki cenneti bulun!” Askerler aylarca Anadolu’yu karış karış gezdikten sonra, Toros Dağları’nın o sarp ve heybetli yamaçlarının Akdeniz’in lacivert sularıyla öpüştüğü bu noktaya gelirler. Kral, burayı gördüğünde o kadar büyülenir ki, kendi adını vererek “Attaleia” kentini kurar. İşte bugün dünyanın turizm başkentlerinden biri olan Antalya, adını ve ruhunu o Bergama kralından alır.
Ancak burası sadece bir Helenistik krallık projesi olarak kalmamıştır. Antalya; Büyük İskender’in ordularına kök söktüren, bağımsızlıklarına ölümüne düşkün dağlıların (Termessosluların) yurdudur. Korsanların Akdeniz’de terör estirdiği, sonrasında Roma İmparatorluğu’nun en zengin, en görkemli mermer metropollerini (Pamfilya) inşa ettiği coğrafyadır. Kış aylarında Selçuklu sultanlarının Konya’nın dondurucu soğuğundan kaçıp sığındığı, ulu camiler ve medreselerle süslediği bir “Darü’l-Celal”dir (Celal Evi).
YeGez olarak hazırladığımız bu devasa rehberde, sizi sadece plajlarda güneşlenmeye değil; suların içinden yükselen Likya lahitlerine dokunmaya, asırlardır sönmeyen mitolojik ateşlerin etrafında oturmaya ve mermerin adeta ete kemiğe büründüğü devasa antik metropollerin izini sürmeye davet ediyoruz. Hazırsanız, Akdeniz’in masmavi derinliklerinden, Torosların kartal yuvalarına doğru muazzam bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz!
1. Şehrin Kalbi ve Hafızası: Kaleiçi ve Müzeler

Şehrin Kalbi ve Hafızası
Antalya’yı anlamak, onun o devasa tatil köylerinden sıyrılıp, ilk kurulduğu o korunaklı ve kadim çekirdeğe inmeyi gerektirir. Sarp falezlerin üzerine bir kartal yuvası gibi inşa edilen Kaleiçi, Hellenistik dönemden Roma’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar üst üste binmiş bir medeniyetler pastasıdır.
İmparatorun Onuruna Mermerden Bir Taç: Hadrian Kapısı (Üç Kapılar)
Kaleiçi’ne girerken sizi karşılayan o görkemli beyaz mermer yapı, zamanın durduğu ve kentin hafızasının başladığı yerdir. M.S. 130 yılında, Roma İmparatoru Hadrianus’un (kıtaları aşan seyahatleriyle ünlü büyük imparator) Antalya ziyareti onuruna inşa edilen Hadrian Kapısı, halk arasındaki adıyla “Üç Kapılar”, kenti çevreleyen surların günümüze ulaşabilmiş en muazzam parçasıdır.
Bu kapı sıradan bir giriş değil, adeta taşa işlenmiş bir zafer takıdır. Üç adet kubbeli kemerden oluşan ve iki tarafı korint başlıklı devasa sütunlarla desteklenen kapının altından geçerken başınızı mutlaka yukarı kaldırın; kemerlerin iç kısımlarındaki kasetli tavan süslemelerinin (çiçek ve rozet motiflerinin) 2000 yıl sonra bile ne kadar kusursuz durduğunu göreceksiniz. Efsaneye göre Saba Melikesi Belkıs, Kral Süleyman’ı ziyarete giderken bu kapıdan geçip Aspendos’ta mola vermiştir. Günümüzde kapının altındaki cam korumaların altından bakarsanız, asırlar boyu burayı arşınlayan at arabalarının mermer zeminde bıraktığı o derin ve sarsıcı tekerlek izlerini görebilirsiniz.
Konum: Muratpaşa ilçesi, Atatürk Caddesi üzeri. (Kaleiçi’nin ana yaya giriş noktasıdır).
Ulaşım: Şehir merkezinden kalkan Antray (Tramvay) hattına binip “İsmetpaşa” veya “Doğu Garajı” durağında inerek 5-10 dakikalık keyifli bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.
Giriş Ücreti: Açık alanda, şehrin günlük kullanımına açık tarihi bir geçit olduğu için tamamen ücretsizdir.
Zamanın Durduğu Sokaklar ve Selçuklu Zarafeti: Yivli Minare ve Kaleiçi
Hadrian Kapısı’nın o serin gölgesinden içeri adım attığınız an, modern Antalya’nın korna sesleri ve telaşı bıçak gibi kesilir. Daracık, labirenti andıran taş sokaklar, yüksek duvarların ardına gizlenmiş ve avlularından begonvillerin sarktığı asırlık Osmanlı ve Rum konakları sizi karşılar. Kaleiçi’nin bu karmaşık sokak planı bir tesadüf değildir; yazın kavurucu Akdeniz güneşini kesmek ve denizden esen serin rüzgarı sokak aralarında hapsetmek için bilerek dar ve kavisli yapılmıştır.
Sokaklarda kaybolarak yürürken karşınıza Antalya’nın silüetini ve İslami kimliğini belirleyen o zarif eser çıkar: Yivli Minare. 13. yüzyılda Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılan bu yapı, klasik yuvarlak minarelerin aksine, gövdesindeki 8 adet yarım silindir şeklindeki yiv (oluk) ile adeta gökyüzüne uzanan bir sütunu andırır. Minarenin gövdesini süsleyen firuze ve lacivert renkli çiniler, Selçuklu estetiğinin bozkırdan Akdeniz’e taşıdığı bir imzadır. Hemen yanındaki Karatay Medresesi ve Mevlevihane ile birlikte burası, dönemin en büyük bilim ve sanat merkezlerinden biridir.
Bir diğer ilginç yapı ise Kesik Minare (Korkut Camii)‘dir. Bu bina, Antalya’nın dinler tarihinin özetidir: Önce bir Roma tapınağı olarak inşa edilmiş, Bizans döneminde devasa bir kiliseye (Panagia) çevrilmiş, Selçuklu fethiyle cami olmuş, Haçlı Seferlerinde tekrar kilise yapılmış ve Osmanlı döneminde Şehzade Korkut tarafından nihai olarak camiye dönüştürülmüştür. 19. yüzyılda çıkan büyük bir yangınla minaresinin ahşap külahı yanıp “kesik” bir görünüme kavuştuğu için bu adı almıştır.
Konum: Muratpaşa, Kaleiçi mevkii (Yivli Minare, Cumhuriyet Meydanı’nın hemen altındaki yamaçtadır).
Ulaşım: Kaleiçi sokaklarında yürüyerek rahatça gezilebilir. Yivli Minare’ye Tophane Çay Bahçesi’nin yanındaki cam asansörle inerek de ulaşabilirsiniz.
Giriş Ücreti: Kaleiçi sokaklarında dolaşmak ve camileri ziyaret etmek ücretsizdir.
Mermerin Sanata Dönüştüğü Yer: Antalya Arkeoloji Müzesi
Kaleiçi’nde kentin tarihini soluduktan sonra, o tarihi yazan imparatorların yüzlerini görmek için rotamızı müzeye çeviriyoruz. Eğer Antalya’daki tüm o devasa antik kentleri gezecek vaktiniz veya enerjiniz yoksa, tek bir adrese gitmelisiniz: Antalya Arkeoloji Müzesi.
Bu müzenin çok dramatik bir kuruluş hikayesi vardır. I. Dünya Savaşı’nın ardından Antalya’yı işgal eden İtalyan kuvvetleri, antik kentlerdeki heykelleri ve eserleri toplayıp İtalya’ya kaçırmaya hazırlanırken; lise öğretmeni Süleyman Fikri Erten, kendini fahri “Asar-ı Atika” (Eski Eserler) memuru ilan ederek bu eserleri Tekeli Mehmet Paşa Camii’nde toplamış ve tarihimizin yağmalanmasını tek başına engellemiştir. İşte o mütevazı başlangıç, bugün “Avrupa’da Yılın Müzesi” ödüllü bu devasa komplekse dönüşmüştür.
Özellikle Roma dönemi heykel sanatı açısından dünyadaki en prestijli koleksiyonlardan birine ev sahipliği yapar. Perge Antik Kenti’nden çıkarılan tanrı ve imparator heykellerinin sergilendiği “İmparatorlar Salonu” ile mitolojik sahnelerin mermere bir dantel gibi işlendiği “Lahitler Salonu” insanın aklını başından alır. Amerika’dan yıllar süren çetin bir hukuk mücadelesi sonucu Türkiye’ye geri getirilen o meşhur “Yorgun Herakles” heykeli de, tüm yorgunluğu ve ihtişamıyla burada, kendi anavatanında sergilenmektedir. Mermer figürlerin giysilerindeki kıvrımlara ve yüzlerindeki ifadelere bakarken, taşın nasıl canlandığına hayret edeceksiniz.
Konum: Konyaaltı ilçesi, Bahçelievler Mahallesi (Konyaaltı plajlarının hemen başlangıcında).
Ulaşım: Şehir merkezinden kalkan nostaljik tramvay hattının son durağındadır (Müze durağı). Ayrıca Işıklar, Lara veya merkez yönünden Konyaaltı’na giden KL08 gibi ana otobüs hatlarıyla kolayca ulaşılabilir.
Giriş Ücreti: Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlıdır, biletli giriştir. Müzekart geçerlidir. (Müze bahçesinde özgürce dolaşan tavus kuşları eşliğinde çay içmeyi unutmayın).
2. Pamfilya’nın İhtişamlı Kentleri: Perge, Aspendos ve Side

Pamfilya’nın İhtişamlı Kentleri
Antalya merkezin hemen doğusunda başlayan bu bereketli düzlükler, sıradan harabelere değil; planlı şehirciliğin, su mühendisliğinin ve akustik sanatının dünya üzerindeki en kusursuz örneklerine ev sahipliği yapar.
Suyun ve Mermerin Şehri: Perge Antik Kenti (Aksu)
Antalya şehir merkezine oldukça yakın bir konumda yer alan Perge, bir zamanlar Pamfilya bölgesinin tartışmasız başkenti ve en düzenli Roma metropolüydü. Truva Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya göç eden kahramanlar tarafından kurulduğuna inanılan bu kent, Hristiyanlık tarihi için de çok kritiktir; zira Aziz Pavlus (St. Paul) misyonerlik yolculuklarına Perge’den başlamıştır.
Perge’ye adım attığınızda sizi önce Helenistik dönemin savunma dehasını gösteren, kente girişi sağlayan o devasa, yuvarlak iki kule karşılar. Ancak kentin asıl büyüleyici özelliği, ortasından geçen ve 2000 yıl önce şırıl şırıl akan o devasa su kanalı ile kentin ana omurgasını oluşturan görkemli sütunlu caddeleridir. Sıcak Akdeniz yazlarında bu su kanalı sadece kentin su ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda caddede yürüyen Romalıları serinleten devasa bir klima görevi görüyordu.
İlk Kadın Belediye Başkanı: Plancia Magna: Perge’yi Perge yapan, şehri kendi servetiyle mermer heykellerle donatan ve kentin “ilk kadın belediye başkanı” sayılan Plancia Magna’dır. Arkeoloji Müzesi’nde gördüğünüz o muazzam heykellerin pek çoğu, onun vizyonuyla bu kentin sokaklarını süslemiştir. Türkiye’nin en iyi korunmuş, 12 bin kapasiteli, U planlı antik stadyumu da yine Perge’nin devasa kalıntıları arasındadır.
Konum: Aksu ilçesi sınırlarında, Antalya merkeze yaklaşık 18 km mesafededir.
Ulaşım: Şehir merkezinden Antray (Tramvay) EXPO hattına binip “Aksu” durağında inebilirsiniz. Duraktan antik kente yaklaşık 2 kilometrelik, ağaçlıklı bir yürüyüş yolu vardır (veya duraktan taksi tutulabilir). Özel araçla D400 karayolu üzerinden çok rahat ulaşılır.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır ve biletli giriştir. Müzekart geçerlidir.
Dünyanın Akustik Mucizesi: Aspendos Antik Tiyatrosu (Serik)
Dünya üzerinde “Antik Tiyatro” denildiğinde akla gelen ilk, en görkemli ve en kusursuz yapı şüphesiz Aspendos‘tur. M.S. 2. yüzyılda, Roma İmparatoru Marcus Aurelius döneminde yerli mimar Zenon tarafından inşa edilen bu tiyatro, günümüze o devasa sahne binasıyla (skene) birlikte tam teşekküllü ulaşabilmiş dünyadaki nadir eserlerden biridir.
Kralın Kızı Belkıs’ın Efsanesi: Aspendos Kralı, güzeller güzeli kızı Belkıs’ı “kente en yararlı işi yapana” vereceğini duyurur. İki büyük mimar yarışa girer. Birisi, kilometrelerce öteden dağları delerek kente su getiren o muazzam Aspendos Su Kemerleri‘ni yapar. Kral tam kızını bu mühendise verecekken, diğer mimar Zenon tiyatroyu inşa eder. Kral tiyatroyu gezerken en üst basamağa (galeriye) çıkar. O sırada sahne zemininde kendi kendine fısıldayan mimar Zenon’un “Kral kızını bana vermeli…” dediğini en üst sıradan, kristal netliğinde duyar. Bu akıl almaz akustik karşısında büyülenen kral, kızını kılıçla ikiye böler! (Efsanenin mutlu sonlu versiyonunda ise kızını Zenon’a verir).
YeGez Ziyaretçi İpuçları: Tiyatroda fısıldayıp akustiği test etmek bir klasik olsa da, Aspendos sadece bu tiyatrodan ibaret değildir. Tiyatronun hemen arkasındaki tepeye tırmanıp agorayı, bazilikayı ve o mühendislik harikası devasa su kemerlerini (Kuzeydeki vadide) mutlaka kendi gözlerinizle görmelisiniz.
Konum: Serik ilçesi, Belkıs köyü sınırlarında. Antalya merkeze yaklaşık 45 km uzaklıktadır.
Ulaşım: Özel araçla veya araç kiralayarak ulaşım en konforlu yoldur. Toplu taşıma kullanacaksanız; Antalya Otogarı’ndan (İlçeler terminali) Serik otobüslerine binip, Serik otogarından Aspendos minibüsleri veya taksi ile aktarma yapmanız gerekir.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır. Müzekart geçerlidir. (Antik su kemerlerini uzaktan görmek ve fotoğraflamak ise ücretsizdir).
Aşkın, Kölelerin ve Korsanların Limanı: Side Antik Kenti (Manavgat)
Anadolu dillerinde “Nar” anlamına gelen Side, dünyada benzeri az bulunan eşsiz bir “Müze Kent”tir. Çünkü modern Side kasabası, doğrudan antik kentin kalıntıları üzerine, onunla sarmaş dolaş olacak şekilde kurulmuştur. Burada butik bir otele veya markete giderken bile asırlık bir Roma sütununun yanından, cam tabanlı yolların altından geçen antik kalıntıların üzerinden geçersiniz.
Antik çağda Pamfilya’nın en önemli liman kenti olan Side, bir dönem Kilikyalı korsanların eline geçmiş ve Akdeniz’in en büyük köle pazarlarından birine dönüşmüştür. Limana kurulan devasa pazarda binlerce köle alınıp satılmıştır.
Apollon Tapınağı ve Gün Batımı: Side’nin çarşısından geçip yarımadanın en uç noktasına, denizin sıfır noktasına indiğinizde sizi Antalya’nın en ikonik yapısı karşılar: Apollon Tapınağı. M.S. 2. yüzyılda Işık ve Sanat Tanrısı Apollon’a adanan bu tapınağın günümüze ulaşan o devasa, korint başlıklı beş beyaz mermer sütunu, Akdeniz’in turkuaz sularıyla inanılmaz bir kontrast oluşturur. Efsaneye göre Romalı komutan Antonius ile Mısır Kraliçesi Kleopatra, büyük aşklarını bu tapınağın gölgesinde, Side’de yaşamışlardır.
YeGez Romantizm İpucu: Buraya mutlaka gün batımına yakın bir saatte gelin. Güneşin, Apollon’un o dev sütunlarının arasından Akdeniz sularına batışını izlemek ve fotoğraflamak, hayatınızın en şiirsel anlarından biri olacaktır.
Konum: Manavgat ilçesi, Side beldesi. Antalya merkeze yaklaşık 75 km uzaklıktadır.
Ulaşım: Özel araçla D400 üzerinden gidilir. Toplu taşıma için; Antalya Otogarı’ndan Manavgat otobüslerine binip, Manavgat otogarından kalkan sık seferli Side dolmuşlarına aktarma yapabilirsiniz.
Giriş Ücreti: Side’nin sokaklarını gezmek, çarşısında dolaşmak ve ünlü Apollon Tapınağı’nı (dışarıdan) görmek ücretsizdir. Ancak kent silüetine hakim devasa Side Antik Tiyatrosu ve eski bir Roma hamamının içine kurulan Side Müzesi ücretlidir (Müzekart her ikisinde de geçerlidir).
3. Likya Yolu’nun Gizemli Durakları: Batı Antalya

Likya Yolu’nun Gizemli Durakları
Antalya’nın batı sahilleri (Kemer, Kumluca, Demre, Kaş rotası), sadece dünyanın en iyi yürüyüş rotalarından biri olan Likya Yolu’na ev sahipliği yapmakla kalmaz; aynı zamanda doğa ile tarihin en kusursuz şekilde birbirine karıştığı yerdir.
Ormanla Denizin Kucaklaştığı Antik Liman: Phaselis (Kemer)
Eğer “Hem tarih gezeyim hem de çam ağaçlarının gölgesinden antik bir limanın sularına atlayıp serinleyeyim” diyorsanız, yeryüzündeki en doğru adres şüphesiz Phaselis‘tir. M.Ö. 7. yüzyılda Rodoslu kolonistler tarafından kurulan bu kent, konumu itibarıyla o kadar şanslıdır ki; Kuzey, Güney ve Savaş (Merkez) Limanı olmak üzere tam üç ayrı doğal limana sahiptir.
Antik çağda burası ticaretin ve zenginliğin merkeziydi. Hatta Phaselis tüccarları, gittikleri her yerde ticari zekalarıyla (ve bazen kurnazlıklarıyla) ün salmışlardı. Kış aylarında bu kente gelen Büyük İskender, Phaselis’in doğasına ve limanlarına o kadar hayran kalmıştır ki, kent halkı ona som altından bir taç hediye etmiştir. Şehre adım attığınızda, limanları birbirine bağlayan geniş ve düz mermer caddede (Kral Yolu) yürürken sağınızda ve solunuzda antik dükkanları, agorayı ve tiyatroyu görebilir, yürüyüşün sonunda kendinizi Akdeniz’in o pırıl pırıl sularında bulabilirsiniz.
Konum: Kemer ilçesi, Tekirova beldesi sınırlarında. Antalya merkeze yaklaşık 60 km mesafededir.
Ulaşım: Özel araçla sahil yolundan (D400) çok rahat ulaşılır. Toplu taşıma için; Antalya Otogarı’ndan (İlçeler Terminali) Kemer/Tekirova yönüne giden minibüslere binip antik kentin tam giriş kapısında inebilirsiniz.
Giriş Ücreti: Milli Park ve Antik Kent statüsündedir. Giriş ücretlidir ve Müzekart geçerlidir. (Müzekartınız varsa hem bu devasa antik kenti gezer hem de muhteşem koylarında ücretsiz denize girip piknik yapabilirsiniz).
Korsanların Yurdu ve Sönmeyen Mitolojik Ateş: Olympos ve Yanartaş (Çıralı)
Phaselis’ten biraz daha batıya gittiğinizde, Akçay deresinin denizle buluştuğu o dar ve yemyeşil vadide, genç gezginlerin ve doğa aşıklarının uğrak noktası olan Olympos Antik Kenti‘ne ulaşırsınız. Helenistik dönemde kurulan Olympos, bir dönem ünlü Kilikyalı korsan Zenicetes’in karargahı olmuş ve Roma donanması gelene kadar Akdeniz’de terör estirmiştir. Dere kenarındaki ormanın içine gizlenmiş, sarmaşıklarla kaplı tapınak kapılarını ve lahitleri gezerken, kendinizi adeta bir “Indiana Jones” filminde hissedersiniz.
Olympos’un hemen yanındaki Çıralı sahilinden dağa doğru çıktığınızda ise karşınıza binlerce yıllık bir mucize çıkar: Yanartaş (Chimaera). Kayaların arasından çıkan doğal gazın kendiliğinden alev almasıyla oluşan bu sönmeyen ateşler, mitolojiye de ilham vermiştir.
Bellerophontes ve Kanatlı At Pegasus’un Efsanesi: Mitolojiye göre, ağzından ateş püskürten, aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu canavar Chimaera, Likya bölgesine dehşet saçar. Likya Kralı, kahraman Bellerophontes’ten bu canavarı öldürmesini ister. Kahraman, kanatlı atı Pegasus’a biner, gökyüzünden canavarın üzerine kurşun uçlu mızrağını atar. Kurşun, canavarın alevli nefesiyle erir ve boğazını tıkayarak onu yerin yedi kat dibine gömer. İşte bugün kayaların arasından çıkan o sönmeyen ateşin, Chimaera’nın yeraltından gelen nefesi olduğuna inanılır.
Konum: Kumluca ilçesi sınırlarında, Olympos ve Çıralı mevkii. Antalya merkeze yaklaşık 80 km uzaklıktadır.
Ulaşım: Antalya Otogarı’ndan Kumluca/Finike yönüne giden otobüslere binip “Olympos Kavşağı”nda veya “Çıralı Kavşağı”nda inmeniz gerekir. Buradan vadiye ve sahile inen dolmuşlarla ulaşabilirsiniz. Yanartaş için ise Çıralı sahilinden tepeye doğru yaklaşık 30-40 dakikalık yorucu, taşlık bir tırmanış şarttır (Gece çıkacaksanız el feneri şarttır).
Giriş Ücreti: Olympos Antik Kenti’nden sahile geçiş ücretlidir ve Müzekart geçerlidir. Ancak Yanartaş (Chimaera), Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı ayrı bir ören yeri olduğu için Müzekart geçmez, girişte cüzi bir nakit ücret ödenir.
Kayalara Oyulmuş Ölümsüzlük ve Noel Baba’nın Evi: Myra ve St. Nicholas (Demre)
Likya Yolu’nda Demre ilçesine ulaştığınızda, dünya tarihi için iki devasa miras sizi bekler.
Myra Antik Kenti: Sarp bir yamaca, adeta devasa ve çok katlı birer apartman gibi ince ince oyulmuş Likya kaya mezarları, dönemin ahşap ev mimarisinin taşa yansımış en kusursuz halidir. Likyalılar, ölülerini dağların en yüksek tepelerine gömerlerdi; çünkü ruhlarının kuşa dönüşerek gökyüzüne daha kolay ulaşacağına inanırlardı. Hemen altındaki devasa antik tiyatro ile birlikte bu manzara, Antalya’nın en ikonik fotoğraflarından birini oluşturur.
St. Nicholas (Noel Baba) Kilisesi: Tüm dünyanın kırmızı kıyafetleri ve geyikleriyle “Noel Baba” olarak bildiği figür, aslında 4. yüzyılda Myra’da (Demre) yaşamış, yoksulların, çocukların ve denizcilerin koruyucusu olan Piskopos Aziz Nikolaos’tur. Ölümünün ardından onun adına inşa edilen bu kilise, lahitini (kemiklerinin bir kısmı İtalyan tüccarlar tarafından Bari’ye kaçırılmıştır) barındırdığı için bugün Ortodoks Hristiyan dünyasının en önemli hac merkezlerinden biridir. Zemindeki mozaikler ve duvarlardaki freskler büyüleyicidir.
Konum: Demre ilçesi merkezinde. Antalya merkeze yaklaşık 140 km uzaklıktadır. (Myra ve Kilise birbirine çok yakındır).
Ulaşım: Özel araçla virajlı ama muhteşem manzaralı sahil yolundan gidilir. Toplu taşıma için; Antalya Otogarı’ndan Kaş yönüne giden ilçeler arası otobüslere binip Demre otogarında inebilirsiniz.
Giriş Ücreti: Hem Myra Antik Kenti hem de St. Nicholas Anıt Müzesi ayrı ayrı biletlidir ve her ikisinde de Müzekart geçerlidir.
Suların Altındaki Tarih ve Yalnız Lahit: Simena (Kaleköy) ve Batık Şehir
Demre’den Kaş’a doğru ilerlerken, Kekova Adası’nın tam karşısında Türkiye’nin en masalsı yerleşimlerinden biri bulunur: Simena (Kaleköy). Burası, Türkiye’de karayolu ulaşımı olmayan, sadece teknelerle veya Likya Yolu patikalarından yürüyerek ulaşılabilen eşsiz bir köydür.
Köyün tepesindeki Simena Kalesi’ne daracık ve çiçekli sokaklardan tırmanırken, yamaçlara serpiştirilmiş Likya lahitlerini görürsünüz. Kalenin içine girdiğinizde ise, doğal kayaya oyulmuş dünyanın en küçük antik tiyatrosu (sadece 300 kişilik) ile karşılaşırsınız. Ancak buranın asıl şöhreti, büyük depremler sonucu suların altına gömülen Kekova Batık Şehri‘dir.
Tekneyle adanın kıyısına yaklaştığınızda, turkuaz suların birkaç metre altında eski Roma evlerinin merdivenlerini, oda kalıntılarını, sokakları ve kırık amforaları kristal netliğinde görebilirsiniz. Denizin tam ortasında tek başına duran ve suların yarısına kadar yuttuğu o meşhur Likya lahiti, zamanın ve doğanın gücü karşısında insanın ne kadar küçük kaldığının en güzel özetidir.
Konum: Demre ile Kaş ilçeleri arasında, Kekova mevkii.
Ulaşım: Buraya karadan doğrudan gidemezsiniz. Özel araç veya otobüsle Demre’nin “Çayağzı” limanına veya Kaş’ın “Üçağız” köyüne gelip, buralardan kalkan günübirlik tekne turlarına veya kiralık kayıklara binmeniz gerekmektedir.
Giriş Ücreti: Batık Şehir’i görmek için tekne turu ücreti ödenir (Kalıntıların üzerinde yüzmek kesinlikle yasaktır). Simena (Kaleköy) Kalesi’ne çıkmak ise Kültür Bakanlığı’na bağlı olduğu için biletlidir ve Müzekart geçerlidir. (Köyde tekneden indikten sonra mutlaka ev yapımı şeftalili dondurma yiyin!)
4. Dağların Zirvesindeki Kartal Yuvaları: Termessos ve Sagalassos

Dağların Zirvesindeki Kartal Yuvaları
Antalya sahilinin o nemli ve ağır havasından Toroslar’a doğru tırmanmaya başladığınızda, hava serinler, çam kokuları keskinleşir ve karşınızda insan aklının sınırlarını zorlayan antik mühendislik harikaları belirir. Bu kentler sıradan yerleşimler değil, birer güç gösterisidir.
Büyük İskender’in Kuşatamadığı “Yenilmez” Şehir: Termessos Antik Kenti
Antalya-Korkuteli yolu üzerinde, Güllük Dağı’nın sarp zirvelerine (yaklaşık 1050 metre rakıma) bir kartal yuvası gibi kurulan Termessos, Türkiye’nin orman içinde en iyi korunmuş ve en vahşi görünümlü antik kentidir. Kendilerine “Solymler” diyen ve Anadolu’nun en eski halklarından olan Termessoslular, savaşçı ve bağımsızlıklarına ölümüne düşkün dağlılardı.
M.Ö. 333 yılında Büyük İskender, ordularıyla bu kentin eteklerine geldiğinde o sarp kayalıkları ve Termessosluların acımasız savunmasını görmüş, bu kenti “kartal yuvası”na benzeterek kuşatmaktan vazgeçip yoluna devam etmiştir. Tarih boyunca hiçbir imparatorluğun zorla boyun eğdiremediği bu kenti gezerken, doğanın kalıntıları nasıl yuttuğunu göreceksiniz.
Kentin zirvesine ulaştığınızda ise sizi o meşhur Termessos Antik Tiyatrosu karşılar. Uçurumun tam kenarına inşa edilmiş bu 4 bin kişilik tiyatronun en üst basamağına oturduğunuzda, karşınızda uzanan o devasa Pamfilya ovası ve uçurum manzarası kelimenin tam anlamıyla başınızı döndürecek.
Konum: Döşemealtı ilçesi, Güllük Dağı (Termessos) Milli Parkı sınırları içerisinde. Antalya merkeze yaklaşık 35 km uzaklıktadır.
Ulaşım: Toplu taşıma ile kente ulaşım yoktur. Özel araçla veya araç kiralayarak Korkuteli istikametine gitmeniz gerekir. Milli park girişinden sonra virajlı bir dağ yoluyla otoparka çıkılır. Otoparktan antik kentin kalıntılarına (özellikle tiyatroya) ulaşmak için 15-20 dakikalık çok dik, taşlık ve yorucu bir patikadan tırmanmanız şarttır. (Topuklu ayakkabı veya terlikle çıkmak imkansızdır, kesinlikle sağlam bir yürüyüş ayakkabısı gerektirir).
Giriş Ücreti: Güllük Dağı Milli Parkı’na araç girişi için Orman Bakanlığı’nın belirlediği cüzi bir araç ücreti ödenir. Antik kentin kendisine giriş ise Kültür Bakanlığı’na bağlıdır ve Müzekart geçerlidir.
Aşkın ve Bulutların Üzerindeki Şelale: Sagalassos Antik Kenti (Ağlasun)
Antalya turlarının ayrılmaz bir parçası olan, ancak resmi olarak komşu ilimiz Burdur sınırlarında yer alan Sagalassos, 1750 metre yüksekliğiyle antik çağın en önemli metropollerinden biridir. Termessos’un aksine Büyük İskender burayı kanlı bir savaşın ardından ele geçirmeyi başarmıştır. Roma döneminde ise imparatorların en gözde kentlerinden biri olmuş, çanak-çömlek üretimiyle devasa bir zenginliğe ulaşmıştır.
Sagalassos’u dünyadaki diğer tüm antik kentlerden ayıran ve onu benzersiz kılan tek bir mucize vardır: Antoninler Çeşmesi. M.S. 161-180 yılları arasında inşa edilen bu devasa, çok katlı anıtsal çeşme, Belçikalı arkeologların muazzam restorasyonu sayesinde ayağa kaldırılmıştır. İşin büyüleyici kısmı; çeşmenin suyu, 2000 yıl önce olduğu gibi bugün de dağın zirvesindeki orijinal kaynağından gelerek heykellerin arasından şırıl şırıl antik havuzun içine akmaktadır. Bulutların hizasında, binlerce yıllık bu çeşmeden avuçlarınıza su doldurup içmek, tarihe dokunmanın en somut, en lezzetli halidir.
Konum: Burdur ili, Ağlasun ilçesi sınırlarında, Akdağ yamaçlarında. Antalya merkeze yaklaşık 110 km (yaklaşık 1.5 – 2 saat) mesafededir.
Ulaşım: Özel araçla Antalya-Burdur karayolu üzerinden Çeltikçi kavşağından Ağlasun’a saparak gidilir. Yolun son kısmı oldukça virajlı ve yüksek rakımlı bir dağ tırmanışıdır. Toplu taşıma için; Antalya Otogarı’ndan Burdur veya Ağlasun minibüslerine binip, Ağlasun ilçe merkezinden taksi ile dağa (antik kente) çıkmanız gerekir.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır. Biletli giriştir ve Müzekart geçerlidir.
5. YeGez Antalya Ziyaretçi Rehberi: Akdeniz’de Hayatta Kalma ve Keyif Çatma Sanatı

YeGez Antalya Ziyaretçi Rehberi
Antalya’yı sadece devasa bir tatil köyü gibi değil, binlerce yıllık bir efsaneler diyarı gibi gezmek istiyorsanız, YeGez’in altın değerindeki şu kurallarını cebinize koymalısınız:
Antalya Gastronomisi: Ezber Bozan Lezzetler
Antalya mutfağı, Yörüklerin et ve hamur işi kültürü ile Akdeniz’in ferahlığının kusursuz bir sentezidir. Otel büfelerinden sıyrılıp şu yöresel şaheserleri mutlaka tadın:
Antalya Piyazı ve Şiş Köfte: Türkiye’nin geri kalanındaki sirkeli piyazları unutun. Antalya piyazı; bol tahin, sarımsak, sirke ve limonla hazırlanan “tarator” sosunun küçük taneli fasulyelerle buluştuğu, adeta bir ana yemek doyuruculuğundadır. Yanında mutlaka şişe dizilip kömür ateşinde pişen, kimyonsuz Antalya “Şiş Köfte”si söylenmelidir. (Özellikle Aksu ilçesindeki tarihi köftecilerde yenir).
Serpme Börek: Hamurun havada çevrilerek zar gibi incecik açıldığı, içine kıyma veya peynir konarak fırınlandığı bu börek, Antalyalıların pazar kahvaltılarının vazgeçilmezidir.
Yanıksı Dondurma: Keçi sütünün bilerek ve kontrollü bir şekilde bir miktar yakılmasıyla yapılan, isli ve kendine has bir tadı olan bu dondurma kavurucu sıcaklarda harika bir serinleticidir.
Tahinli Kabak Tatlısı: Özel kireç kaymağında bekletilerek dışı çıtır, içi yumuşacık hale getirilen bal kabağının, üzerine bol tahin ve dövülmüş ceviz dökülerek servis edildiği muazzam bir kapanış tatlısıdır.
YeGez Hayat Kurtaran İpuçları: İklim ve Ekonomi
Zamanlama ve Güneşin Öfkesi: Antalya’da Temmuz ve Ağustos aylarında hava sıcaklığı 40 dereceleri, nem ise %80’leri geçer. Antik kentlerin (özellikle Perge ve Aspendos gibi düzlüklerde olanların) gölgelik alanı neredeyse sıfırdır. Yaz aylarında geziyorsanız, bilet gişeleri açılır açılmaz (08:00’de) içeri girmeli ve öğlen 12:00’den önce gezinizi bitirmelisiniz. Şapka, güneş kremi ve litrelerce su hayati önem taşır.
Müzekart’ın Gücü: Antalya, Türkiye’de Müzekart’ın en çok işe yaradığı, ziyaretçinin bütçesini en çok koruyan şehirdir. Sadece Perge ve Aspendos’a ödeyeceğiniz tekil giriş biletlerinin toplamı, yıllık Müzekart bedelini fersah fersah aşar. Antalya turuna başlamadan önce mutlaka dijital veya fiziksel Müzekart’ınızı edinin.
6. Kapanış: Toroslar’ın Gölgesinde Binlerce Yıla Veda
Antalya; sadece güneşin, denizin ve kumun değil, mermer üzerine kazınmış insanlık tarihinin en görkemli sahnelerinin şehridir. Hadrian Kapısı’nın altından geçerken Roma lejyonerlerinin ayak seslerini duyar, Yivli Minare’nin firuze çinilerinde Selçuklu’nun zarif ruhunu hisseder, Termessos’un zirvesinden Pamfilya’ya bakarken ise özgürlüğün ne demek olduğunu iliklerinize kadar yaşarsınız.
Bu devasa coğrafyayı tek bir seferde, birkaç güne sığdırarak bitirmek imkansızdır. Antalya, sizden hiçbir zaman ayrılmaz; her ziyaretinizde keşfedilmeyi bekleyen yeni bir antik tiyatro, suların altında gizlenmiş yeni bir Likya lahiti veya dağların ardında sönmeden yanan yeni bir efsanevi ateş sunar. YeGez olarak hiçbir pratik ve tarihi detayı atlamadan hazırladığımız bu rehberin, Akdeniz’in bu eşsiz köşesinde size en iyi şekilde kılavuzluk etmesini diliyoruz. Mermerin denizle kucaklaştığı bu yeryüzü cennetinde, yollarınız hep açık olsun!





