Mersin Tarihi Yerler Rehberi: Kilikya’nın Kaleleri (Kızkalesi, Kanlıdivane & Uzuncaburç)

Bu yazımız içerisinde Mersin Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Mersin (antik adıyla Kilikya), Toros Dağları’nın sarp yamaçları ile Akdeniz’in lacivert suları arasına sıkışmış, doğanın ve tarihin en vahşi şekilde kucaklaştığı topraklardır. Bu coğrafya öylesine bereketli ve stratejiktir ki; Hititlerden Asurlulara, Romalılardan Osmanlılara kadar herkes bu kıyılarda bir iz bırakmak için savaşmıştır....

Ye Gez
Ye Gez tarafından
27 Mart 2026 yayınlandı / 25 Mart 2026 23:27 güncellendi
16 dk 11 sn16 dk 11 sn okuma süresi
1616 kez okundu
Mersin Tarihi Yerler Rehberi: Kilikya’nın Kaleleri (Kızkalesi, Kanlıdivane & Uzuncaburç)
Google News Google News ile Abone Ol 0 Yorum

Bu yazımız içerisinde Mersin Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Mersin (antik adıyla Kilikya), Toros Dağları’nın sarp yamaçları ile Akdeniz’in lacivert suları arasına sıkışmış, doğanın ve tarihin en vahşi şekilde kucaklaştığı topraklardır. Bu coğrafya öylesine bereketli ve stratejiktir ki; Hititlerden Asurlulara, Romalılardan Osmanlılara kadar herkes bu kıyılarda bir iz bırakmak için savaşmıştır.

Dağlardan sahile doğru indikçe, fay hatlarının kırılmasıyla oluşan o devasa yeraltı mağaraları ve obruklar sizi karşılar. Antik çağ insanları bu korkutucu doğa olaylarını tanrıların öfkesi olarak yorumlamış, etraflarına tapınaklar ve devasa kentler inşa etmiştir. YeGez olarak hazırladığımız bu detaylı rehberde, sizi sadece denize girmeye değil; yılanlardan korunmak için denizin ortasına yapılan kalelere, 452 basamakla inilen cennet vadilerine, Hristiyanlık ve İslam dünyasının ortak kutsal saydığı mağaralara davet ediyoruz. Hazırsanız, Çukurova’nın o efsanevi sıcağına ve tarihine doğru yola çıkıyoruz!

1. Denizin Ortasındaki Sırlar ve Obrukların Efsanesi

Denizin Ortasındaki Sırlar ve Obrukların Efsanesi

Denizin Ortasındaki Sırlar ve Obrukların Efsanesi

Mersin turuna, doğanın kendi elleriyle yardığı uçurumlardan ve bir kralın çaresizliğinin simgesi olan o meşhur kaleden başlıyoruz.

1. Suların Ortasında Yüzen Şato: Kızkalesi (Deniz Kalesi)

Mersin sahil şeridinde araçla ilerlerken, denizin tam ortasında aniden beliren ve adeta suların üzerinde yüzüyormuş gibi duran Kızkalesi, şehrin tartışmasız en ikonik sembolüdür. Kıyıdaki asıl kale olan Korykos Antik Kenti’nin denizdeki savunma kardeşi olarak M.S. 12. yüzyılda inşa edilmiştir.

  • Hikayesi ve Çaresiz Kral: Efsaneye göre, dönemin kralı çok sevdiği kızının geleceğini öğrenmek için bir kahine danışır. Kahin, prensesin “bir yılanın sokması sonucu” öleceğini söyler. Kral, kızını yılanlardan korumak için denizin tam ortasına bu devasa kaleyi inşa ettirir ve kızını oraya kapatır. Ancak kaderden kaçılmaz; prensese saraydan gönderilen bir üzüm sepetinin içine gizlenen yılan, kızı denizin ortasında sokarak öldürür. 8 kuleli bu devasa yapının surlarında dolaşırken, tarihin ve efsanelerin Akdeniz rüzgarıyla nasıl harmanlandığını hissedersiniz.

  • Konum: Erdemli ilçesi, Kızkalesi Mahallesi. (Mersin merkeze yaklaşık 60 km batıdadır).

  • Ulaşım: Mersin otogarından veya merkezden kalkan Silifke/Erdemli dolmuşlarıyla sahil yolu üzerinden çok rahat ulaşılır. Kaleye geçmek için kıyıdan kalkan küçük balıkçı teknelerine (motorlara) binmeniz gerekir (Yolculuk 2-3 dakika sürer).

  • Giriş Ücreti: Kalenin içine giriş Kültür Bakanlığı’na bağlıdır ve Müzekart geçerlidir. (Ancak kaleye ulaşım sağlayan tekneye gidiş-dönüş nakit bir ücret ödenir).

2. Zeus’un Yeraltı Zindanları: Cennet ve Cehennem Obrukları

Kızkalesi’nden batıya doğru biraz daha ilerleyip dağlara doğru hafifçe tırmandığınızda, yeryüzünün aniden yarıldığı, dünyanın en ürkütücü ve en büyüleyici doğa/tarih olaylarından birine denk gelirsiniz: Cennet ve Cehennem Obrukları. Yeraltı sularının asırlar boyunca kireçtaşını eritmesi ve tavanın çökmesiyle oluşan bu devasa çukurlar, mitolojinin en kanlı savaşlarına konu olmuştur.

  • Hikayesi (Cennet Obruğu): Efsaneye göre Tanrıların Kralı Zeus, 100 başlı alev püskürten dev canavar Typhon’u yendikten sonra onu bir süreliğine bu devasa obruğa (Cehennem) hapsetmiştir. “Cennet” olarak adlandırılan büyük obruğa inmek için Roma döneminden kalma tam 452 basamaklı antik bir taş merdiveni yürümeniz gerekir. Aşağı doğru indikçe Akdeniz sıcağı biter, yerini ağaçların, kuş seslerinin ve mağaranın derinliklerinden gelen serin, efsanevi bir su sesine (Mitolojik Styx Nehri olduğuna inanılır) bırakır. Obruğun tam girişinde ise M.S. 5. yüzyıldan kalma zarif bir kilise (Meryem Ana Kilisesi) sizi karşılar.

  • Cehennem Obruğu: Cennetin hemen 75 metre ilerisindedir. Duvarları içe dönük ve son derece sarp olduğu için içine inilemez. Ancak üzerine yapılan cam seyir terasından o 128 metre derinliğindeki korkunç karanlığa bakmak bile insanın başını döndürmeye yeter.

  • Konum: Silifke ilçesi, Narlıkuyu mevkii.

  • Ulaşım: Özel aracınızla Silifke yolundan Narlıkuyu sapağına girip tabelaları takip ederek 2-3 kilometrelik bir tırmanışla otoparkına ulaşabilirsiniz.

  • Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır ve Müzekart geçerlidir. (Not: Yakın zamanda Cennet obruğuna inip çıkmayı kolaylaştırmak için bir asansör de yapılmıştır, ancak YeGez seyyahlarına o 452 basamağı yürümelerini tavsiye ederiz!).

3. Ölümün Rengindeki Kayalar: Kanlıdivane (Canytelis)

Obruk efsanelerine doymadıysanız, Cennet-Cehennem’den çok daha büyük, etrafına koca bir antik kent inşa edilmiş devasa bir çukura gidiyoruz: Kanlıdivane. M.Ö. 3. yüzyılda kurulan bu kentin kalbi, 30 metre derinliğinde ve 90 metre genişliğindeki o muazzam doğa harikası obruktur.

  • Hikayesi ve Suçluların Sonu: Obruğun etrafında Roma ve Bizans dönemine ait devasa kiliseler, kuleler ve zeytinyağı işlikleri bulunur. Kayalara oyulmuş kabartmalar (özellikle kılıçlı asker kabartmaları) çok etkileyicidir. Buraya “Kanlıdivane” denmesinin iki sebebi vardır: Birincisi, antik çağda suçluların bu derin obruğa atılıp vahşi hayvanlara (aslanlara) parçalatıldığı efsanesidir. İkincisi ise obruğun duvarlarındaki kayaların, yağmur yağdığında kırmızı (kan) rengine bürünmesidir. Kesinlikle çok mistik ve sessiz bir antik kenttir.

  • Konum: Erdemli ilçesi, Kumkuyu beldesi sınırlarında.

  • Ulaşım: Mersin-Silifke karayolu üzerinden Kumkuyu sapağından sağa (dağ tarafına) dönüp yaklaşık 3 km içeride yer alır. Özel araç şarttır.

  • Giriş Ücreti: Biletli bir ören yeridir, Müzekart geçerlidir.

2. Tarsus’un Kutsal ve Çok Katmanlı Hafızası

Tarsus'un Kutsal ve Çok Katmanlı Hafızası

Tarsus’un Kutsal ve Çok Katmanlı Hafızası

Sahil şeridinden ayrılıp Mersin’in doğusuna, binlerce yıldır hiç kesintiye uğramadan yaşamın sürdüğü, dinler tarihi için dünyadaki en önemli merkezlerden biri olan Tarsus‘a geçiyoruz.

4. 300 Yıllık Uykunun Mağarası: Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar)

İslamiyet ve Hristiyanlık için ortak kutsal sayılan, Kuran-ı Kerim’de Kehf Suresi’ne konu olan o efsanevi yeraltı mağarası Tarsus’un hemen sırtlarındaki Encülüs Dağı’ndadır.

  • Hikayesi: Efsaneye göre, Roma İmparatoru Dakyanus’un putperest inancını reddeden ve tek tanrıya inanan yedi Hristiyan genç (Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayyuş) ve köpekleri Kıtmir, zulümden kaçarak bu mağaraya sığınırlar. Allah onlara öylesine derin bir uyku verir ki, uyandıklarında aradan tam 300 yıl geçmiştir! Uyandıktan sonra içlerinden biri yiyecek almak için şehre iner ve cebindeki 300 yıllık eski parayı fırıncıya verince olay ortaya çıkar. Mağaranın içine merdivenlerle inip o rutubetli, loş havayı soluduğunuzda inancın efsaneye dönüştüğü bu atmosfere hayran kalırsınız.

  • Konum: Tarsus ilçesi, Dedeler Köyü mevkii (Tarsus merkeze yaklaşık 12 km kuzeydedir).

  • Ulaşım: Tarsus merkezden kalkan köy minibüsleriyle veya özel araçla çok rahat ulaşılır.

  • Giriş Ücreti: Dini ve kutsal bir ziyaret mekanı olduğu için giriş tamamen ücretsizdir. (Mağaranın hemen yanında Osmanlı döneminden kalma küçük bir cami de bulunur).

5. Hristiyanlığın Doğduğu Avlu: St. Paul Kuyusu ve Kilisesi

Kudüs’ten sonra Hristiyan dünyası için en önemli hac merkezlerinden biri Tarsus’tur. Neden mi? Çünkü İsa’nın 12 havarisinden biri olmamasına rağmen, Hristiyanlığı dünyaya yayan, İncil’deki mektupların çoğunu yazan ve bu dini bir dünya dini haline getiren Aziz Pavlus (St. Paul) Tarsus doğumludur.

  • Hikayesi: Tarsus’un o eski ve dar sokakları arasında dolaşırken, St. Paul’ün doğduğu evin avlusunda bulunduğuna inanılan su kuyusu günümüze kadar ulaşmıştır. Hristiyan hacılar için bu kuyunun suyu kutsal ve şifalı kabul edilir. Yüzünüzü bu suyla yıkamak tarihi bir ritüeldir. Hemen birkaç sokak ötede ise, 11. yüzyılda onun adına yapılmış, tavanında harika İsa ve melek freskleri bulunan St. Paul Kilisesi (Anıt Müze) yer alır.

  • Konum: Tarsus ilçe merkezi, Kızılmurat Mahallesi.

  • Ulaşım: Tarsus’un tarihi çarşısının (Kırkkaşık Bedesteni) ve eski Tarsus evlerinin hemen arasındadır. Yürüyerek çok kolay ulaşılır.

  • Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır ve Müzekart geçerlidir. (Kuyu ve Kilise ayrı noktalardır, Müzekart her ikisinde de geçer).

6. Dünyanın En Büyük Aşkının Şahidi: Kleopatra Kapısı (Tarsus)

Tarsus’tan ayrılmadan hemen önce, şehrin tam göbeğinde trafiğin ortasında yükselen o devasa Roma kemerinden geçmek zorundasınız. M.Ö. 41 yılında inşa edilen bu anıtsal kapı, sıradan bir şehir girişi değil, dünya tarihinin en büyük ve en trajik aşk hikayelerinden birinin sahnesidir.

  • Hikayesi: O dönemde Akdeniz’in suları Tarsus’un içlerine kadar giriyordu ve burası devasa bir limandı. Ünlü Mısır Kraliçesi Kleopatra, Romalı General Antonius ile buluşmak üzere altın yaldızlı, mor yelkenli o muazzam gemisiyle Tarsus limanına gelmiş ve şehre işte tam bu kapıdan giriş yapmıştır. İkilinin dillere destan aşkı bu topraklarda alevlenmiştir. Zamanla sular çekilip deniz kilometrelerce uzağa gitse de, o efsanevi kapı “Kleopatra Kapısı” (veya Kantara) adıyla dimdik ayakta kalmıştır.

  • Konum: Tarsus ilçe merkezi, İsmet Paşa Mahallesi.

  • Ulaşım: Şehrin tam kalbinde, araç trafiğinin ortasında bir kavşak noktasıdır. Yürüyerek veya araçla anında ulaşılır.

  • Giriş Ücreti: Açık alanda, sokağın ortasında tarihi bir anıt kemer olduğu için ziyaret ücretsizdir.

7. Dağların Zirvesindeki Tapınak: Uzuncaburç (Diocaesarea)

Deniz seviyesinden tam 1200 metre yükseğe, Toros Dağları’nın zirvelerine doğru tırmanıyoruz. Silifke’nin sırtlarında yer alan Uzuncaburç, antik Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın en kutsal ibadet merkezi, Roma döneminde ise kendi başına devasa bir şehirdi.

  • Hikayesi ve Görkemi: Antik kente yaklaştığınızda sizi ilk olarak 22 metre yüksekliğindeki o devasa ve sarsılmaz “Helenistik Kule” karşılar (Kente adını veren Uzun Burç). İçeri girdiğinizde ise Anadolu’nun en iyi korunmuş antik tapınaklarından biri olan, M.Ö. 3. yüzyıldan kalma Zeus Olbios Tapınağı‘nın o muazzam Korint başlıklı sütunları göğe yükselir. Sütunlu caddesinde yürürken, dağların bu kadar sarp ve ıssız bir noktasında böylesine devasa bir mermer kentin nasıl inşa edildiğine hayret edersiniz. Antik tiyatrosu ve Şans Tapınağı (Tyche) ile tam bir açık hava film setidir.

  • Konum: Silifke ilçesi, Uzuncaburç Beldesi (Silifke merkeze 30 km mesafede dağlık alanda).

  • Ulaşım: Silifke merkezden kuzeye (dağlara) doğru kıvrılan, çam ormanları içindeki o efsanevi ama biraz virajlı asfalt yoldan özel araçla ulaşılır.

  • Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, biletli bir ören yeridir ve Müzekart geçerlidir.

8. Dalgaların Dövdüğü Dev: Mamure Kalesi (Anamur)

Mersin’in en batı ucuna, Antalya sınırına yaklaştığımızda; Türkiye’de deniz kenarında günümüze kadar en sağlam, en eksiksiz ve en devasa boyutta ulaşabilmiş olan o şaheser karşımıza çıkar: Mamure Kalesi.

  • Hikayesi ve Savunma Dehası: Romalılar döneminde temelleri atılan, ardından Karamanoğulları ve Osmanlılar tarafından genişletilen bu kale, tam 23.500 metrekarelik bir alanı kaplar ve denize sıfır 39 devasa kuleye sahiptir! Karadan gelebilecek saldırılara karşı etrafı tamamen tatlı su dolu derin bir hendekle (göletle) çevrilidir, kaleye sadece açılır-kapanır köprülerle girilirdi. Surlarına çıkıp Akdeniz’in lacivert sularına bakarken o asırlık korsan savaşlarının sesini duyabilirsiniz. (İçerisinde Karamanoğullarından kalma çok zarif küçük bir cami de bulunur).

  • Konum: Anamur ilçesi, Bozdoğan Mahallesi (Anamur merkeze 6 km kala, sahil yolu üzerindedir).

  • Ulaşım: Mersin-Antalya sahil karayolunun tam üzerinden geçtiği için aracınızla giderken kaleyi görmemeniz imkansızdır. Önünde geniş bir otoparkı vardır.

  • Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, Müzekart geçerlidir.

9. Rüzgarlı Burnun Ucundaki Metropol: Anemurium Antik Kenti

Mamure Kalesi’ni geçtikten hemen sonra, Türkiye haritasının o en güney noktasına, burnun tam ucuna kurulmuş devasa bir liman kentine giriyoruz. M.Ö. 4. yüzyılda kurulan Anemurium (“Rüzgarlı Burun” anlamına gelir), Roma döneminde Kıbrıs’a en yakın liman olduğu için muazzam bir zenginliğe ulaşmıştır.

  • Hikayesi, Hamamlar ve Nekropol: Kenti efsane yapan şey, denize sıfır konumlanmış devasa Roma hamamları (içerisindeki taban mozaikleri hala rengarenktir) ve yamaçlara kurulmuş olan, ev şeklinde yapılmış yüzlerce anıt mezardan oluşan ürkütücü ama büyüleyici “Nekropol” (Mezarlık) alanıdır. Kenti gezdikten sonra hemen önündeki o pırıl pırıl, bakir kumsaldan Akdeniz’in serin sularına atlamak YeGez okurları için değişmez bir kuraldır!

  • Konum: Anamur ilçesi, Ören mevkii (Türkiye’nin en güney ucu).

  • Ulaşım: Anamur ilçe merkezinden Ören minibüsleriyle veya özel araçla sahili takip ederek 10 dakikada çok rahat ulaşılır.

  • Giriş Ücreti: Biletli bir ören yeridir, Müzekart geçerlidir. (Denize girmek ücretsizdir).

10. Buzul Çağının Ayna Yansıması: Aynalıgöl (Gilindire) Mağarası

Anamur’dan Mersin’e doğru dönerken Aydıncık ilçesinde, 1999 yılında kirpi arayan bir çobanın tesadüfen bulduğu, dünya mağaracılık literatürünü sarsan bir yeraltı efsanesine iniyoruz: Aynalıgöl Mağarası.

  • Hikayesi ve Mucizevi Göl: Yaklaşık 550 metre uzunluğundaki bu mağaranın içine çelik merdivenlerle inmeye başladığınızda, devasa sarkıtlar, dikitler ve sütunlarla karşılaşırsınız. Mağaranın sonuna ulaştığınızda ise sizi bir mucize bekler: Deniz seviyesiyle aynı hizada olan, 140 metre uzunluğunda devasa, kıpırtısız ve berrak bir yeraltı gölü. Göl öylesine durgundur ki, tavandaki sarkıtları kusursuz bir ayna gibi yansıtır (Adı buradan gelir). Üstelik bu gölün ilk 10 metresi tatlı su, altı ise Akdeniz’den sızan tuzlu sudur! Buzul çağından bu yana hiç değişmeden kalmış doğa üstü bir atmosfere sahiptir.

  • Konum: Aydıncık ilçesi (Mersin’e yaklaşık 170 km mesafededir).

  • Ulaşım: Mersin-Antalya karayolu üzerinde, Aydıncık çıkışında yer alan tabelaları takip ederek dik bir yamaçtan aşağıya özel araçla inilir.

  • Giriş Ücreti: Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na / Kültür Bakanlığı’na bağlı bir tabiat anıtıdır, girişi ücretlidir ve Müzekart geçerlidir. (İçerisi çok nemli ve sıcaktır, inerken ve çıkarken nefes nefese kalacağınız yüzlerce basamak vardır, yanınızda mutlaka su bulundurun).

3. YeGez Mersin Ziyaretçi Rehberi: Nem, Tantuni ve Akdeniz Stratejisi

YeGez Mersin Ziyaretçi Rehberi

YeGez Mersin Ziyaretçi Rehberi

Mersin, coğrafyası o kadar geniş bir şehirdir ki (bir ucundan diğer ucuna araçla 4-5 saat sürer), bu kenti programsız ve yanlış ayda gezmek tam bir eziyete dönüşebilir. İşte YeGez seyyahlarının altın kuralları:

İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?

  • Ezen Nem ve Çukurova Sıcağı: Mersin’in yaz aylarındaki (özellikle Temmuz ve Ağustos) en büyük düşmanı sıcaklık değil, %90’lara varan o korkunç nemdir. Gündüz vakti Kanlıdivane gibi gölgesi olmayan antik kentleri gezmeye kalkarsanız kelimenin tam anlamıyla nefes alamazsınız.

  • YeGez Altın Ayları: Antik kentlerin sütunları arasında terlemeden yürümek ve aynı zamanda Akdeniz’in tadını çıkarmak için en kusursuz aylar Nisan, Mayıs (Portakal Çiçeği kokularının her yeri sardığı dönem), Eylül sonu ve Ekim aylarıdır. Kış aylarında ise sahil şeridi oldukça ılıman, dağlık kesimleri (Uzuncaburç) karlı ve buzlu olabilir.

Gastronomi: Lavaşın İçindeki Sanat Eseri

  • Gerçek Tantuni Ritüeli: Mersin’de tantuni bir yemek değil, yaşam tarzıdır. İncecik doğranmış pamuk gibi etler, önce haşlanır sonra ortası çukur özel tantuni tepsisinde pamuk yağı, toz biber ve etin kendi suyuyla harmanlanarak kavrulur. Lavaş (veya açık ekmek) bu yağa bastırılır. İçine sadece soğan, maydanoz ve domates girer. Yanında limon sıkılarak, biber turşusu ve şalgamla tüketilir. (Göksel, Memoş veya Yaprak Tantuni efsanedir).

  • Köpükteki Sır: Kerebiç: Mersin’in milli tatlısıdır. İçi bol cevizli veya fıstıklı, irmikten yapılan bu kurabiyenin asıl efsanesi üzerine dökülen bembeyaz köpüktür. Bu köpük krema değil, “Çöven otu” köklerinin saatlerce kaynatılıp çırpılmasıyla elde edilen inanılmaz hafif ve sindirimi kolaylaştırıcı mucizevi bir sosdur.

  • Cezerye: Havuç, şeker, Hindistan cevizi ve fıstığın (veya cevizin) muazzam uyumu. Şehirden ayrılırken kutu kutu alınacak yegane hediyeliktir.

4. Kapanış: Toroslar’ın Göbeğinde Atan Akdeniz Kalbine Veda

Mersin; sahilde dizilmiş yüksek binaların ardına gizlenmiş, toprağı kazdıkça altından efsaneler, yeraltı gölleri ve antik krallıklar fışkıran vahşi ama bir o kadar da cömert bir coğrafyadır.

Kızkalesi’nde bir kralın kızına olan çaresiz sevgisini hisseder, Cennet-Cehennem obruklarında doğanın ne kadar acımasız ve aynı zamanda şefkatli olabileceğine şahit olursunuz. Tarsus’ta Hristiyanlığın ve İslam’ın aynı sokaklarda nasıl hoşgörüyle harmanlandığını görür, Mamure Kalesi’nde Akdeniz’in hırçın dalgalarına meydan okursunuz. Ve elbette, buz gibi şalgamın eşlik ettiği o ateş gibi tantuniyi yerken, Çukurova’nın o sıcakkanlı ruhunu iliklerinize kadar anlarsınız.

YeGez olarak hiçbir antik sütunu, obruğu ve pratik gezi detayını (ne zaman gidilir, ulaşım, bilet) atlamadan hazırladığımız bu 10 duraklık devasa rehberin, Torosların Akdeniz’e kavuştuğu bu eşsiz topraklarda size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Kleopatra’nın kapısı ve portakal çiçeğinin kokusu hep aklınızda, yollarınız hep açık olsun!

Yorum Ekle

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Hatay’da Ne Yapılır? Mutlaka Yaşamanız Gereken 20 Harika Deneyim
27 Aralık 2025

Hatay’da Ne Yapılır? Mutlaka Yaşamanız Gereken 20 Harika Deneyim

Mersin Tarihi Yerler Rehberi: Kilikya’nın Kaleleri (Kızkalesi, Kanlıdivane & Uzuncaburç)

Bu Yazıyı Paylaş

Bize Ulaşın