Bu yazımız içerisinde Mersin Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Mersin (antik adıyla Kilikya), Toros Dağları’nın sarp yamaçları ile Akdeniz’in lacivert suları arasına sıkışmış, doğanın ve tarihin en vahşi şekilde kucaklaştığı topraklardır. Bu coğrafya öylesine bereketli ve stratejiktir ki; Hititlerden Asurlulara, Romalılardan Osmanlılara kadar herkes bu kıyılarda bir iz bırakmak için savaşmıştır.
Dağlardan sahile doğru indikçe, fay hatlarının kırılmasıyla oluşan o devasa yeraltı mağaraları ve obruklar sizi karşılar. Antik çağ insanları bu korkutucu doğa olaylarını tanrıların öfkesi olarak yorumlamış, etraflarına tapınaklar ve devasa kentler inşa etmiştir. YeGez olarak hazırladığımız bu detaylı rehberde, sizi sadece denize girmeye değil; yılanlardan korunmak için denizin ortasına yapılan kalelere, 452 basamakla inilen cennet vadilerine, Hristiyanlık ve İslam dünyasının ortak kutsal saydığı mağaralara davet ediyoruz. Hazırsanız, Çukurova’nın o efsanevi sıcağına ve tarihine doğru yola çıkıyoruz!
Denizin Ortasındaki Sırlar ve Obrukların Efsanesi

Mersin turuna, doğanın kendi elleriyle yardığı uçurumlardan ve bir kralın çaresizliğinin simgesi olan o meşhur kaleden başlıyoruz.
Suların Ortasında Yüzen Şato: Kızkalesi (Deniz Kalesi)
Mersin sahil şeridinde araçla ilerlerken, denizin tam ortasında aniden beliren ve adeta suların üzerinde yüzüyormuş gibi duran Kızkalesi, şehrin tartışmasız en ikonik sembolüdür. Kıyıdaki asıl kale olan Korykos Antik Kenti’nin denizdeki savunma kardeşi olarak M.S. 12. yüzyılda inşa edilmiştir.
Zeus’un Yeraltı Zindanları: Cennet ve Cehennem Obrukları
Kızkalesi’nden batıya doğru biraz daha ilerleyip dağlara doğru hafifçe tırmandığınızda, yeryüzünün aniden yarıldığı, dünyanın en ürkütücü ve en büyüleyici doğa/tarih olaylarından birine denk gelirsiniz: Cennet ve Cehennem Obrukları. Yeraltı sularının asırlar boyunca kireçtaşını eritmesi ve tavanın çökmesiyle oluşan bu devasa çukurlar, mitolojinin en kanlı savaşlarına konu olmuştur.
Ölümün Rengindeki Kayalar: Kanlıdivane (Canytelis)
Obruk efsanelerine doymadıysanız, Cennet-Cehennem’den çok daha büyük, etrafına koca bir antik kent inşa edilmiş devasa bir çukura gidiyoruz: Kanlıdivane. M.Ö. 3. yüzyılda kurulan bu kentin kalbi, 30 metre derinliğinde ve 90 metre genişliğindeki o muazzam doğa harikası obruktur.
Tarsus’un Kutsal ve Çok Katmanlı Hafızası

Sahil şeridinden ayrılıp Mersin’in doğusuna, binlerce yıldır hiç kesintiye uğramadan yaşamın sürdüğü, dinler tarihi için dünyadaki en önemli merkezlerden biri olan Tarsus‘a geçiyoruz.
300 Yıllık Uykunun Mağarası: Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar)
İslamiyet ve Hristiyanlık için ortak kutsal sayılan, Kuran-ı Kerim’de Kehf Suresi’ne konu olan o efsanevi yeraltı mağarası Tarsus’un hemen sırtlarındaki Encülüs Dağı’ndadır.
Hristiyanlığın Doğduğu Avlu: St. Paul Kuyusu ve Kilisesi
Kudüs’ten sonra Hristiyan dünyası için en önemli hac merkezlerinden biri Tarsus’tur. Neden mi? Çünkü İsa’nın 12 havarisinden biri olmamasına rağmen, Hristiyanlığı dünyaya yayan, İncil’deki mektupların çoğunu yazan ve bu dini bir dünya dini haline getiren Aziz Pavlus (St. Paul) Tarsus doğumludur.
Dünyanın En Büyük Aşkının Şahidi: Kleopatra Kapısı (Tarsus)
Tarsus’tan ayrılmadan hemen önce, şehrin tam göbeğinde trafiğin ortasında yükselen o devasa Roma kemerinden geçmek zorundasınız. M.Ö. 41 yılında inşa edilen bu anıtsal kapı, sıradan bir şehir girişi değil, dünya tarihinin en büyük ve en trajik aşk hikayelerinden birinin sahnesidir.
Dağların Zirvesindeki Tapınak: Uzuncaburç (Diocaesarea)
Deniz seviyesinden tam 1200 metre yükseğe, Toros Dağları’nın zirvelerine doğru tırmanıyoruz. Silifke’nin sırtlarında yer alan Uzuncaburç, antik Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın en kutsal ibadet merkezi, Roma döneminde ise kendi başına devasa bir şehirdi.
Dalgaların Dövdüğü Dev: Mamure Kalesi (Anamur)
Mersin’in en batı ucuna, Antalya sınırına yaklaştığımızda; Türkiye’de deniz kenarında günümüze kadar en sağlam, en eksiksiz ve en devasa boyutta ulaşabilmiş olan o şaheser karşımıza çıkar: Mamure Kalesi.
Rüzgarlı Burnun Ucundaki Metropol: Anemurium Antik Kenti
Mamure Kalesi’ni geçtikten hemen sonra, Türkiye haritasının o en güney noktasına, burnun tam ucuna kurulmuş devasa bir liman kentine giriyoruz. M.Ö. 4. yüzyılda kurulan Anemurium (“Rüzgarlı Burun” anlamına gelir), Roma döneminde Kıbrıs’a en yakın liman olduğu için muazzam bir zenginliğe ulaşmıştır.
Buzul Çağının Ayna Yansıması: Aynalıgöl (Gilindire) Mağarası
Anamur’dan Mersin’e doğru dönerken Aydıncık ilçesinde, 1999 yılında kirpi arayan bir çobanın tesadüfen bulduğu, dünya mağaracılık literatürünü sarsan bir yeraltı efsanesine iniyoruz: Aynalıgöl Mağarası.
YeGez Mersin Ziyaretçi Rehberi: Nem, Tantuni ve Akdeniz Stratejisi

Mersin, coğrafyası o kadar geniş bir şehirdir ki (bir ucundan diğer ucuna araçla 4-5 saat sürer), bu kenti programsız ve yanlış ayda gezmek tam bir eziyete dönüşebilir. İşte YeGez seyyahlarının altın kuralları:
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
Gastronomi: Lavaşın İçindeki Sanat Eseri
Kapanış: Toroslar’ın Göbeğinde Atan Akdeniz Kalbine Veda
Mersin; sahilde dizilmiş yüksek binaların ardına gizlenmiş, toprağı kazdıkça altından efsaneler, yeraltı gölleri ve antik krallıklar fışkıran vahşi ama bir o kadar da cömert bir coğrafyadır.
Kızkalesi’nde bir kralın kızına olan çaresiz sevgisini hisseder, Cennet-Cehennem obruklarında doğanın ne kadar acımasız ve aynı zamanda şefkatli olabileceğine şahit olursunuz. Tarsus’ta Hristiyanlığın ve İslam’ın aynı sokaklarda nasıl hoşgörüyle harmanlandığını görür, Mamure Kalesi’nde Akdeniz’in hırçın dalgalarına meydan okursunuz. Ve elbette, buz gibi şalgamın eşlik ettiği o ateş gibi tantuniyi yerken, Çukurova’nın o sıcakkanlı ruhunu iliklerinize kadar anlarsınız.
YeGez olarak hiçbir antik sütunu, obruğu ve pratik gezi detayını (ne zaman gidilir, ulaşım, bilet) atlamadan hazırladığımız bu 10 duraklık devasa rehberin, Torosların Akdeniz’e kavuştuğu bu eşsiz topraklarda size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Kleopatra’nın kapısı ve portakal çiçeğinin kokusu hep aklınızda, yollarınız hep açık olsun!
Mersin rehberleri
Mersin ile ilgili 6 rehber daha sizi bekliyor.





