
- 1. 1. Bölüm: Kralların Uykusu ve Yeşilırmak’ın İncileri
- 1.1. 1. Dağlara Kazınan İhtişam: Pontus Kral Kaya Mezarları
- 1.2. 2. Suyun Üzerindeki Zarafet: Yalıboyu Evleri ve Hazeranlar Konağı
- 1.3. 3. Yenilmez Savunma Hattı: Amasya Kalesi (Harşena Kalesi)
- 2. 2. Bölüm: Mumyaların Sırrı, Tıp Dehası ve Şehzadeler
- 2.1. 4. Dünyada Eşi Benzeri Yok: Amasya Arkeoloji Müzesi ve İlhanlı Mumyaları
- 2.2. 5. Suyun Şifası ve Çılgın Cerrahi Aletler: Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Müzesi (Bimarhane)
- 2.3. 6. Geleceğin Padişahlarının Evi: Şehzadeler Müzesi
- 3. 3. Bölüm: Aşkın, Çinilerin ve İlginç Mimarilerin Peşinde
- 3.1. 7. Dağları Delen Aşkın Kanıtı: Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi ve Su Kanalı
- 3.2. 8. Devasa Çınarların Gölgesi: Sultan II. Bayezid Külliyesi
- 3.3. 9. Anadolu’daki Tek Sekizgen Eğitim Yuvası: Kapı Ağa (Büyük Ağa) Medresesi
- 3.4. 10. Turkuazın Taşa Vurduğu Mühür: Gökmedrese Camii
- 3.5. 11. Depremlere Meydan Okuyan Helezon: Burmalı Minare Camii
- 3.6. 12. Zaman Makinesi: Minyatür Amasya Müzesi
- 3.7. 13. Güneşi Kıskandıran Parlaklık: Aynalı Mağara
- 4. 4. YeGez Amasya Ziyaretçi Rehberi: İklim Stratejisi ve Şehzade Sofrası
- 4.1. İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
- 4.2. Gastronomi: Şehzadelerin Damak Tadı
- 5. 5. Kapanış: Vadiye Sıkışmış Bir İmparatorluk Masalına Veda
Bu yazımız içerisinde Amasya Tarihi Yerler üzerine konuşacağız. Amasya’ya adım attığınız an, Türkiye’nin hiçbir şehrine benzemeyen, adeta bir kanyonun içine ustalıkla yerleştirilmiş devasa bir tabloyla karşılaşırsınız. Şehri ortadan ikiye bölen Yeşilırmak, bir tarafında dimdik yükselen Harşena Dağı’na ve o dağın bağrına oyulmuş devasa kral mezarlarına ayna tutarken; diğer tarafında Osmanlı’nın o beyaz badanalı, ahşap cumbalı Yalıboyu evlerini yansıtır.
Burası; Fatih Sultan Mehmed’in, Yavuz Sultan Selim’in ve Kanuni Sultan Süleyman’ın devlet yönetimini öğrendiği, kılıç kuşandığı “Şehzadeler Şehri”dir. Aynı zamanda dünyanın ilk kadın coğrafyacısı Strabon’un memleketi, Ferhat’ın Şirin için dağları deldiği efsanelerin beşiğidir.
YeGez olarak hazırladığımız bu devasa rehberde, sizi sadece nehir kenarında çay içmeye değil; dünyadaki en ürpertici Müslüman mumyalarıyla yüzleşmeye, sarp kayalıklara kazınmış 2000 yıllık mezarların gölgesinde yürümeye ve tarihin en ilginç cerrahi aletlerinin sergilendiği tıp medreselerine davet ediyoruz. Hazırsanız, Yeşilırmak’ın o huzur veren sesi eşliğinde zaman yolculuğuna çıkıyoruz!
1. Bölüm: Kralların Uykusu ve Yeşilırmak’ın İncileri

Kralların Uykusu ve Yeşilırmak’ın İncileri
Amasya’nın silüetini belirleyen, gündüzleri sarp ve korkutucu, geceleri ise ışıklandırmasıyla masalsı bir havaya bürünen o devasa dağa ve eteklerindeki yaşama odaklanıyoruz.
1. Dağlara Kazınan İhtişam: Pontus Kral Kaya Mezarları
Amasya’nın neresinde durursanız durun, başınızı yukarı kaldırdığınızda Harşena Dağı’nın o sarp ve düz kireçtaşı kayalıklarına devasa birer oyuk şeklinde kazınmış anıtsal mezarları görürsünüz. Bunlar, M.Ö. 333 ile M.Ö. 26 yılları arasında Amasya’yı başkent yapan Pontus Krallığı’na ait Kral Kaya Mezarları‘dır.
Hikayesi ve Vadi Manzarası: Helenistik döneme ait bu mezarların en büyük özelliği, arkalarındaki kayaya tamamen bitişik olmamaları, etraflarında tavaf edebilmek (dönebilmek) için taşın tamamen oyularak koridorlar açılmış olmasıdır. Vadinin tam 100 metre yükseğinde yer alan bu 5 devasa mezara ulaşmak için kayalara oyulmuş dik merdivenleri tırmanmanız gerekir. Zirveye ulaştığınızda, arkanızda 2000 yıllık kralların ebedi uykusu, önünüzde ise Yeşilırmak ve tüm Amasya’nın o muazzam kuşbakışı manzarası uzanır.
Konum: Merkez ilçe, Yalıboyu mevkii (Harşena Dağı güney etekleri).
Ulaşım: Nehrin üzerindeki Alçak Köprü veya Hükümet Köprüsü’nden geçip Yalıboyu evlerinin arasındaki tarihi dar sokaklardan (Hatuniye Mahallesi) yukarı doğru tırmanarak ulaşılır. Merdivenler diktir, rahat ayakkabı şarttır.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, biletli ören yeridir ve Müzekart geçerlidir.
2. Suyun Üzerindeki Zarafet: Yalıboyu Evleri ve Hazeranlar Konağı
Yeşilırmak’ın hemen kenarına, sur duvarlarının üzerine inci gibi dizilmiş o efsanevi ahşap yapılar, Amasya’nın kartpostallık görüntüsünü oluşturan Yalıboyu Evleri‘dir. Hımış (ahşap çatkı arası kerpiç veya tuğla dolgu) tekniğiyle yapılan bu evler, Osmanlı sivil mimarisinin Anadolu’daki en zarif ve iyi korunmuş örneklerindendir.
Hazeranlar Konağı: Bu evlerin en görkemlisi, 1865 yılında dönemin defterdarı Hasan Talat Efendi tarafından yaptırılan ve adını burada uzun süre yaşayan Hazeran Hanım’dan alan Hazeranlar Konağı‘dır. İki katlı, geniş avlulu ve haremlik-selamlık bölümleri olan bu konak günümüzde Müze Ev olarak hizmet verir. İçeri girdiğinizde 19. yüzyıl Osmanlı paşalarının ve hanımefendilerinin nasıl bir lüks ve estetik içinde yaşadığını, ahşap tavan işlemelerini ve o dönemin orijinal eşyalarını görebilirsiniz. Konağın cumbasından Yeşilırmak’a bakmak paha biçilemezdir.
Konum: Merkez ilçe, Hatuniye Mahallesi (Nehir kıyısı boyunca).
Ulaşım: Şehir merkezinden yürüyerek köprüleri aştığınız an sokağın içindesiniz.
Giriş Ücreti: Yalıboyu sokaklarında dolaşmak ücretsizdir. Hazeranlar Konağı ise Kültür Bakanlığı’na bağlı bir müzedir ve Müzekart geçerlidir.
3. Yenilmez Savunma Hattı: Amasya Kalesi (Harşena Kalesi)
Kral Kaya Mezarları’nın daha da üzerine, dağın tam zirvesine baktığınızda şehre bir kartal yuvası gibi hakim olan Amasya Kalesi’ni görürsünüz. Pontus Kralı Mithridates tarafından yaptırıldığı düşünülen bu kale; Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından sürekli onarılarak kullanılmıştır.
Hikayesi ve Cilanbolu Tüneli: Kale o kadar yüksek ve sarp bir kayalığın üzerindedir ki, tarih boyunca defalarca kuşatılmasına rağmen ele geçirilmesi en zor kalelerden biri olmuştur. İçerisinde su sarnıçları, zindanlar ve cephanelikler bulunur. Ancak en ilginç yapısı, kaleden Yeşilırmak’a ve Kral Mezarları’na kadar inen, kayalara oyulmuş devasa ve gizli su yolu Cilanbolu Tüneli‘dir (Bu tünelin 150 metrelik kısmı açılmıştır, basamakları oldukça dik ve ürkütücüdür).
Konum: Merkez ilçe, Harşena Dağı zirvesi.
Ulaşım: Yürüyerek çıkmak oldukça zorlu ve uzun bir tırmanıştır. Şehir içinden kaleye doğru çıkan asfalt/virajlı yoldan taksi veya özel araçla zirveye kadar rahatça ulaşabilirsiniz.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlıdır, Müzekart geçerlidir. (Manzarası Kral Mezarları’ndan bile daha yukarıda olduğu için gün batımında efsanedir).
2. Bölüm: Mumyaların Sırrı, Tıp Dehası ve Şehzadeler

Mumyaların Sırrı, Tıp Dehası ve Şehzadeler
Dağın sarp yamaçlarından nehrin karşısına, şehrin kalbine iniyoruz. Burada dünya tarihini şaşırtan mumyalar ve hastaların su sesiyle tedavi edildiği medreseler var.
4. Dünyada Eşi Benzeri Yok: Amasya Arkeoloji Müzesi ve İlhanlı Mumyaları
Pek çok şehirde arkeoloji müzesi vardır ama Amasya Arkeoloji Müzesi, barındırdığı bir bölüm yüzünden dünyadaki diğer tüm müzelerden ayrılır: Mumyalar Bölümü.
Müslüman Mumyalarının Sırrı: Antik Mısır mumyalarını hepimiz biliriz, ancak İslam inancında mumyalamak (ölünün iç organlarının çıkarılması vs.) pek görülen bir şey değildir. Fakat 14. yüzyılda Amasya’da hüküm süren İlhanlılar (Moğol kökenli Müslüman bir devlet), Anadolu Valisi İşbuğa Noyan, ailesi ve çocukları da dahil olmak üzere tam 8 kişiyi mumyalamıştır! Bu mumyalar, Mısır mumyalarının aksine sargısızdır; derileri, saçları ve yüz hatları ürpertici derecede sağlam bir şekilde günümüze ulaşmıştır. Çocuk mumyalarını görmek insanı gerçekten derinden etkiler. Müzede ayrıca Hitit fırtına tanrısı Teşup’un eşsiz bir bronz heykeli ve Roma dönemine ait devasa elmalı zemin mozaikleri de sergilenmektedir.
Konum: Merkez ilçe, Mustafa Kemal Paşa Caddesi.
Ulaşım: Şehrin tam kalbinde olduğu için her yerden yürüyerek rahatça ulaşılır.
Giriş Ücreti: Kültür Bakanlığı’na bağlı resmi bir müzedir, Müzekart geçerlidir.
5. Suyun Şifası ve Çılgın Cerrahi Aletler: Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Müzesi (Bimarhane)
1308 yılında İlhanlı Hükümdarı Olcaytu Mehmed Han’ın eşi İlduz Hatun adına yaptırılan bu devasa taş bina, aslında bir Darüşşifa (Bimarhane / Hastane)‘dir. Osmanlı döneminde hastaların su sesi ve musiki ile tedavi edildiği bu muazzam külliye, günümüzde eşsiz bir tıp müzesine dönüştürülmüştür.
Hikayesi ve Sabuncuoğlu Şerefeddin: Müzeye adını veren Sabuncuoğlu Şerefeddin, Fatih Sultan Mehmed döneminde burada tam 14 yıl başhekimlik yapmış efsanevi bir Türk cerrahıdır. Kendisi “Cerrahiyyetü’l Haniye” adlı eserinde yılan sokmasından sezaryene, göz ameliyatından diş çekimine kadar yüzlerce ameliyatı minyatürlerle çizerek anlatmış ve icat ettiği cerrahi aletleri detaylandırmıştır. Müzenin odalarında gezerken bu akıl almaz, testereli ve bıçaklı antik çağ cerrahi aletlerini görebilir, kendi üzerinde panzehir denemek için kendini yılana sokturtan bu çılgın dehanın hikayesini okuyabilirsiniz. Avlusundaki şadırvandan gelen su sesi ise ruhunuzu dinlendirir.
Konum: Merkez ilçe, Mehmetpaşa Mahallesi (Yeşilırmak kıyısında, Yalıboyu evlerinin karşısındadır).
Ulaşım: Şehir merkezinden yürüyerek 5 dakikada ulaşılır.
Giriş Ücreti: Amasya Belediyesi’ne ait olduğu için Müzekart geçmez, ancak giriş ücreti oldukça semboliktir.
6. Geleceğin Padişahlarının Evi: Şehzadeler Müzesi
Amasya’ya neden “Şehzadeler Şehri” dendiğini anlamak için, Yalıboyu evlerinin hemen bitişiğindeki o görkemli, iki katlı ahşap konağa, yani Şehzadeler Müzesi’ne girmelisiniz. Osmanlı Devleti’nde padişah çocukları (şehzadeler), devlet yönetimini öğrenmek için yanlarındaki lalalarıyla birlikte Amasya’ya Sancakbeyi olarak gönderilirdi.
Müzenin Detayları: Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dâhil olmak üzere tam 7 padişahın yolu Amasya’dan geçmiştir. Müzenin alt katında Amasya’da valilik yapıp padişah olamayan (tahta çıkamadan ölen veya boğdurulan) şehzadelerin balmumu heykelleri; üst katta ise Amasya’dan gidip Osmanlı tahtına oturan o kudretli padişahların balmumu heykelleri ve dönemin saray eşyaları sergilenir. O dönemin kıyafetlerini ve saray atmosferini hissetmek için harika bir duraktır.
Konum: Merkez ilçe, Hatuniye Mahallesi (Kral Mezarları’nın eteklerinde).
Ulaşım: Alçak Köprü’yü geçer geçmez hemen sağınızda kalır, yürüyerek anında ulaşılır.
Giriş Ücreti: Amasya Valiliği/Belediyesi işletmesindedir, küçük bir bilet ücreti vardır (Müzekart geçmeyebilir).
3. Bölüm: Aşkın, Çinilerin ve İlginç Mimarilerin Peşinde

Aşkın, Çinilerin ve İlginç Mimarilerin Peşinde
Amasya’nın sokaklarında kaybolurken, sadece sıradan camiler değil; aşka, bilime ve geometriye adanmış akıl almaz mimari eserlerle karşılaşırsınız.
7. Dağları Delen Aşkın Kanıtı: Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi ve Su Kanalı
Hepimiz Ferhat’ın Şirin’e kavuşmak için dağları deldiği o trajik aşk efsanesini biliriz. Peki, o dağların ve Ferhat’ın kazmasıyla açtığı o su kanalının gerçekten Amasya’da fiziksel olarak var olduğunu biliyor muydunuz?
Hikayesi ve Su Kanalı: Geç Helenistik ve erken Roma dönemine ait devasa bir su taşıma sistemi olan bu kayaya oyulmuş kanallar (Ferhat Su Kanalı), şehrin su ihtiyacını karşılamak için sarp kayalıkların kilometrelerce oyulmasıyla yapılmıştır. Ancak halk, bu insanüstü mühendislik harikasını o kadar imkansız bulmuştur ki, bunu ancak “aşkı uğruna dağları delen Ferhat’ın” yapabileceğine inanmış ve efsane böyle doğmuştur. Kanalların hemen yanına kurulan çok modern “Aşıklar Müzesi”nde sadece Ferhat ile Şirin’in değil; Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı ve Romeo ile Juliet gibi dünya tarihindeki efsanevi aşkların hikayeleri dijital ve görsel sanatlarla anlatılır.
Konum: Merkez ilçe, Ferhat Dağı etekleri (Tokat karayolu çıkışında, merkeze yaklaşık 3 km).
Ulaşım: Şehir merkezinden özel araçla, taksiyle veya otogar yönüne giden minibüslerle 5-10 dakikada rahatça ulaşılır.
Giriş Ücreti: Amasya Belediyesi’ne ait olduğu için Müzekart geçmez, ancak giriş ücreti oldukça cüzidir.
8. Devasa Çınarların Gölgesi: Sultan II. Bayezid Külliyesi
Yeşilırmak’ın kenarında, şehrin tam kalbinde yer alan ve 1485 yılında Sultan II. Bayezid’in oğlu Şehzade Ahmet tarafından babası adına yaptırılan bu devasa külliye, Amasya’nın en büyük Osmanlı şaheseridir.
Hikayesi ve Şadırvan Avlusu: Çift minareli bu ulu caminin devasa avlusuna girdiğinizde sizi, camiyle yaşıt (500 küsur yıllık) anıtsal çınar ağaçları karşılar. Yazın en sıcak günlerinde bile bu çınarların gölgesinde avludaki şadırvandan su içmek ve dinlenmek, Amasyalıların asırlık ritüelidir. Külliye; cami, medrese, imaret (aşevi) ve şadırvandan oluşur. Mimarisi, İstanbul’daki erken dönem Osmanlı eserlerinin o ağırbaşlı zarafetini birebir yansıtır.
Konum: Merkez ilçe, Hacı İlyas Mahallesi (Mustafa Kemal Paşa Caddesi üzeri).
Ulaşım: Amasya’nın tam merkezindedir, yürüyerek her noktadan saniyeler içinde ulaşılır.
Giriş Ücreti: İbadete açık tarihi bir cami ve külliye olduğu için ziyaret tamamen ücretsizdir.
9. Anadolu’daki Tek Sekizgen Eğitim Yuvası: Kapı Ağa (Büyük Ağa) Medresesi
Osmanlı mimarisinde medreseler (üniversiteler) genellikle kare veya dikdörtgen, “U” planlı avlular etrafında şekillenir. Ancak 1488 yılında II. Bayezid’in Kapı Ağası Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan bu medrese, mimarlık tarihini şaşkına çeviren sekizgen (oktagonal) bir plana sahiptir!
Önemi: Anadolu’da bu plan tipine sahip tek medresedir. Ortasındaki sekizgen şadırvanlı avlunun etrafına dizilmiş tonozlu öğrenci odalarıyla adeta bir geometri şaheseridir. Asırlar boyunca Amasya’nın en elit din ve bilim adamları burada yetişmiştir. Günümüzde hala hafızlık eğitimi verilen aktif bir eğitim yuvası olarak ruhunu korumaktadır.
Konum: Merkez ilçe, Şamlar Mahallesi.
Ulaşım: II. Bayezid Külliyesi’nden veya merkezden yürüyerek 10 dakikada, dar ve tarihi sokaklardan geçilerek ulaşılır.
Giriş Ücreti: Aktif bir eğitim kurumu olduğu için, avlu kapısından içeriye saygıyla bakmak ve o muazzam sekizgen mimariyi fotoğraflamak ücretsizdir (Odaların içine girilmez).
10. Turkuazın Taşa Vurduğu Mühür: Gökmedrese Camii
Eğer bir binanın kapısına bakıp hipnotize olmak isterseniz, 1267 yılında Selçuklu Valisi Seyfeddin Torumtay tarafından yaptırılan Gökmedrese Camii‘ne gitmelisiniz. Hem cami hem medrese hem de türbe olarak tasarlanan bu eşsiz yapı, kapısındaki sırlarla ünlüdür.
Hikayesi ve Çinileri: Adını, ana kapısında ve türbe penceresinde yer alan o efsanevi mavi/turkuaz Selçuklu çinilerinden (“Gök” renginden) alır. Orijinalinde paha biçilemez, kündekari (çivisiz ahşap) tekniğiyle yapılmış efsanevi ahşap kapıları vardı (Bu kapılar güvenlik amacıyla şu an Amasya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir). Caminin hemen bitişiğindeki silindirik tuğla türbe (Torumtay Türbesi), Selçuklu tuğla işçiliğinin Amasya’daki en nadide kopyalarından biridir.
Konum: Merkez ilçe, Gökmedrese Mahallesi.
Ulaşım: Arkeoloji Müzesi’ni gezdikten sonra yürüyerek sadece 5 dakika mesafededir.
Giriş Ücreti: İbadete açık bir mabet olduğu için ücretsizdir.
11. Depremlere Meydan Okuyan Helezon: Burmalı Minare Camii
Amasya tarih boyunca çok şiddetli depremlerle sarsılmış bir şehirdir. Ancak 1237 yılında Selçuklu döneminde inşa edilen bu cami, adını aldığı o eşsiz minaresiyle asırlara meydan okumuştur.
Hikayesi: Minaresinin gövdesi, etrafında dönen burma (helezonik) şeklindeki yivli taş işçiliğiyle yapılmıştır. Taşın bir hamur gibi burulup gökyüzüne uzatıldığı bu tasarım, dönemin taş ustalarının zirve noktasıdır. Ayrıca caminin sol bitişiğindeki Cumudar Türbesi, daha önce bahsettiğimiz o ürpertici İlhanlı mumyalarının ilk bulunduğu (ve sonradan müzeye taşındığı) tarihi mekandır.
Konum: Merkez ilçe, Dere Mahallesi (Şehir merkezinde).
Giriş Ücreti: İbadete açık olduğu için ücretsizdir.
12. Zaman Makinesi: Minyatür Amasya Müzesi
Sultan II. Bayezid Külliyesi’nin bahçesinde yer alan bu müze, sizi bir anda 1914 yılının Amasya’sına ışınlar.
Hikayesi: 1914 yılında çekilmiş tarihi bir Amasya fotoğrafından yola çıkılarak, şehrin o dönemki halinin devasa (80 metrekarelik) ve kusursuz bir maketi (dioraması) yapılmıştır. Ancak burayı özel kılan şey maket değil, içerideki simülasyondur. Salonda ışıklar kararır, maketin üzerinde gece olur, evlerin ışıkları yanar, gökyüzünde yıldızlar çıkar, tren sesi duyulur; ardından ezan ve horoz sesleriyle sabah olur. Şehrin ruhunu 10 dakikalık bir döngüde yaşatan kusursuz bir gösteridir.
Konum: Merkez ilçe, II. Bayezid Külliyesi avlusu.
Giriş Ücreti: Sembolik bir bilet ücreti vardır.
13. Güneşi Kıskandıran Parlaklık: Aynalı Mağara
Kral Kaya Mezarları yetmediyse, Amasya’nın biraz dışında Helenistik döneme ait, dağın yüzeyine oyulmuş devasa ve efsanevi bir anıt mezar daha vardır:Aynalı Mağara.
Hikayesi: Cephesi o kadar kusursuz bir şekilde düzeltilmiş ve parlatılmıştır ki, güneş vurduğunda uzaktan bir ayna gibi parlar (Adı buradan gelir). Efsaneye göre Kralın o kadar güzel bir kızı vardır ki, yüzünün parlaklığına kimse bakamaz. Kral, kızının yüzüne bakabilen erkekle onu evlendireceğini söyler. Genç ve fakir bir delikanlı bu mağaraya gelir, kızın peçesi açıldığında ikisi de o elektrikten/ışıktan alev alıp kömüre dönüşürler. Mitoloji ve hüznün taşa kazınmış halidir.
Konum: Merkez ilçe, Ziyaret Beldesi yolu üzeri (Merkeze yaklaşık 3 km).
Ulaşım: Özel araç veya taksiyle 5-10 dakikada ulaşılır, otoparkı mevcuttur.
Giriş Ücreti: Çevresi mesire alanı olan biletli bir ören yeridir,Müzekart geçerlidir.
4. YeGez Amasya Ziyaretçi Rehberi: İklim Stratejisi ve Şehzade Sofrası

YeGez Amasya Ziyaretçi Rehberi
Amasya, vadi içine kurulmuş olmasının getirdiği eşsiz coğrafyasıyla muazzam bir şehirdir ancak iklimi bazen gezginleri gafil avlayabilir.
İklim Stratejisi: Ne Zaman Gidilir?
Vadi Sıcağı ve Nemin Tuzağı: Amasya, etrafı sarp dağlarla çevrili derin bir vadi (kanyon) içinde yer alır. Bu yüzden yaz aylarında (Temmuz ve Ağustos) rüzgar şehre tam giremez ve Yeşilırmak’ın buharlaşmasıyla birleşen hava, kelimenin tam anlamıyla “fırın gibi” bunaltıcı ve nemsiz/basık bir sıcağa dönüşür. Kral Mezarları’na öğlen sıcağında tırmanmak ciddi bir hatadır.
YeGez Altın Ayları: Yeşilırmak’ın en gür aktığı, havanın ılık bir rüzgarla eserek o dar sokaklarda dolaşmayı keyfe dönüştürdüğü en efsanevi aylar Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim aylarıdır. Kışın ise vadiye çöken sis, fotoğraf tutkunları için inanılmaz gotik ve gizemli kareler verir.
Altın Kural: Yalıboyu evlerinin nehir üzerindeki yansımasını ve dağdaki kalede yanan ışıkları fotoğraflamak için en kusursuz an “Mavi Saatler” dediğimiz gün batımından hemen sonraki ilk 30 dakikadır.
Gastronomi: Şehzadelerin Damak Tadı
Amasya Çöreği: Şehre adım attığınız an o sıcak hamur ve ceviz kokusu sizi esir alır. İçi bol cevizli ve haşhaşlı, dışı nar gibi kızarmış, hafif kıtır ama içi yumuşacık bu çöreği sabah çayıyla tüketmek zorunlu bir YeGez ritüelidir. (Şehir merkezindeki tarihi fırınlardan sıcak sıcak alın).
Keşkek Şöleni: Birçok yörede keşkek yapılır ama Amasya’da bu bir sanattır. Dövme buğday ve kuzu etinin (veya tavuğun) taş fırınlarda, toprak çömlekler içinde saatlerce ağır ağır, adeta sakız kıvamına gelene kadar pişirilmesiyle yapılır. Üzerine dökülen tereyağlı toz biberle taçlanır.
Toyga Çorbası: Yoğurt, yarma (buğday), nohut ve taze nanenin muhteşem uyumuyla hazırlanan, hem sıcak hem soğuk içilebilen, mideyi rahatlatan yöresel bir efsanedir.
Bakla Dolması: Kuru baklanın, etli ve baharatlı bir harçla asma yapraklarına sarılarak pişirildiği, genellikle yoğurtla servis edilen oldukça farklı ve doyurucu bir lezzettir.
Ve Tabii Ki: Amasya Misket Elması: Diğer tüm elmaları unutun. Küçük, bir tarafı kırmızı bir tarafı sarı, içi sert, sulu ve ısırdığınızda etrafa o muazzam kokusunu yayan gerçek Amasya misket elmasını (mevsimiyse) kasayla almadan bu şehirden dönmeyin!
5. Kapanış: Vadiye Sıkışmış Bir İmparatorluk Masalına Veda
Amasya; sıradan bir Anadolu kenti değil, dağların nehre, kralların padişahlara ayna tuttuğu, doğanın ve tarihin bir vadinin içine ustalıkla sıkıştırıldığı devasa bir açık hava tiyatrosudur.
Kral Kaya Mezarları’na tırmanıp o 2000 yıllık gurura şahit olur, mumyaların karşısında insan bedeninin zamanla olan imkansız savaşına hayret edersiniz. Sabuncuoğlu Şerefeddin’in çılgın cerrahi aletlerine bakarken tıp tarihinin ne kadar acımasız ve zekice ilerlediğini anlar, Yalıboyu evlerinin cumbalarında otururken bir Osmanlı şehzadesinin hissettiği o ağırbaşlı rüzgarı yüzünüzde hissedersiniz. Amasya, suyun taşa, efsanenin gerçeğe dönüştüğü şehirdir.
YeGez olarak hiçbir tarihi köşeyi, mimari sırrı ve pratik gezi detayını atlamadan hazırladığımız bu 13 duraklık devasa rehberin, Yeşilırmak’ın fısıldadığı bu efsanevi topraklarda size kusursuz bir yol arkadaşı olmasını diliyoruz. Ferhat’ın inadı ve elmanın o mis kokusu hep aklınızda, yollarınız hep açık olsun!





